|
Doğruluk, herkesin üzerinde anlaşmaya vardığı anlamlardandır. Doğruluk üniversaldır denirse, büyük hata yapılmış olmaz. Aksi sabit oluncaya kadar, insanları iyi niyetli kabul etmek anlayışı, hemen hemen bütün insanlıkça benimsenmiştir. Bazı hareket tarzları da böyle sayılmaktadır.
Amerika’da Başkanlık seçimlerine daha iki sene var. Bunun nasıl olacağını biz iki sene önce tahmin etmiş ve Çorum Haber’de okuyucularımıza bildirmiştik. Eski Başkan Bill Clinton’un eşi sayın Hillary Clinton’un, Demokrat Parti’den Başkan adayı olacağını bildirmiştik. Biz keramet göstermedik ya, okuduklarımıza göre tahminimizi ortaya atmıştık. Bayan Hillary adaylığını açıklamıştır.
Fransa’da da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılıyor. Cumhurbaşkanı adaylarının isimleri iki sene öncesinden beri bellidir ve bir cins adaylar çalışması da bu süre boyunca devam etmiştir.
Dünyanın her ülkesinde, Cumhurbaşkanı adaylarının belirlenmesi bir devlet sırrı arasında bulunmaz.
Bizim Cumhurbaşkanımızın kim olacağı, aday tesbitinin son gününe kadar kimsenin bilgisi içinde bulunmuyor. Tek insan, Başbakan, çeşitli parti grup ve kuruluşlarıyla ve de bazı gönüllü kuruluşlarla temaslarda bulunarak, kimin Cumhurbaşkanı olması gerektiği hakkında tesbitler yapmak istiyor.
Başka ülkelerde, adaylar, kendiliklerinden ortaya çıkıp, kendi tanıtımlarını kendileri yapmaktadırlar.
Bizim memleketimizde, adaylar susuyor, yalnız Hükümetin Başbakanı aday arama yolunda gayret sarfediyor.
Cumhurbaşkanı’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçeceğine göre, Başbakan’ın bu işi yapmasına gerek var mıdır?
Anlaşılıyor ki, Başbakan, kendisine göre bir aday tesbit edecektir. O zaman, Başbakan’ın tesbit ettiği aday Meclis önüne çıkarılacak; meclis te bu önüne çıkarılan adaya oy verecektir.
Başbakan’ın bulduğu ve empoze ettiği adaya bu Meclis oy vermezse, başka birini Çankaya’ya çıkarırsa; bizim Başbakan, şansı yaver olur da, seçimden sonra da Başbakan olmaya devam ederse, aralarında uyum olur mu?
Eğer bizim Başbakan kendisi aday olmak istiyorsa, önce aday adaylığını ilan etmeli ve sonra, bu günkü yaptığı temasları yalnız kendi adaylığının desteklenmesi için yapmalıdır. Bu cins çalışmalar kanun, gelenekler ve akıl içinde sayılırlar.
Başbakanımızın tesbit ettiği aday Cumhurbaşkanı olursa, bu Cumhurbaşkanı Başbakan’ın adamı şüphesinden kendisini kurtaramıyacaktır. O zaman, bu yeni Cumhurbaşkanı, milleti toptan kucaklayıp, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olamıyacaktır. Cumhurbaşkanımız, bir cins özelleşme muamelesine tabi tutulmuş olacaktır.
Herkesin bilmesi gereken sıradan bilgidir ki, demokratik rejimlerde esas olan çoğulculuktur. Bunun olması için, herkesin katılıma iştirak etmesi gerekir. Bizde, her iş tekilleşme yoluna sokuluyor. Tek insan öne çıkarılıyor ve tek insanın her şeyi bildiği kabulleniliyor; tek insan üzerinden de demokrasi yapılmak isteniyor. Bunun böyle olmadığını söyleyip yazanlara da kızılıyor.
Biz, söylediklerimizi ve yazıya çevirdiklerimizi kendi aklımızdan çıkarıyor değiliz. Uzun zamanlardan beri, demokratik rejimin hakim olduğu ülkelerde anlayış, bizim söylediklerimiz gibidir. Demokrasi tek insanın hakim olduğu rejim değildir. Tek lider değil, çok lider demokratik rejimin vasıflarındandır. Horoz çok olursa sabah geç olur söylemi doğru değildir. İnsanlar söz sahibi olmalıdırlar. Bunları diyoruz da, sağ partilerin yönetimlerinde bu doğruluğu kabul ettirmeye gücümüz yetmiyor. Bu sağ zihniyetli insanlar, nedense, başlarındaki insanı hep tek olarak görmek istiyorlar. Yine bu tekci insanlar, sol partilerin içlerinde demokratik icraat eksikliğinden bahsediyorlar. Soldan, “Allah birdir” sözünü duymuş olsalar, bunlar feverana gelip Allah’ın iki olduğunu iddia edebilirler. İnatçılığın bir derecesi olmaz mı?
Gidiş, sağın bu gidişi, demokratik değil, tekilciliktir. Sonun nereye varacağı kitaplarda yazılmıştır. Bu inat tarzına bir de dincilik anlayışı eklenirse, Amerika’nın Ilımlı Müslüman anlayışı eklenirse, bu dünyada bir arada yaşamak zorlaşır. Bazan bazan, sizin yaşamınız da kendi yarattığınız sorunlarla zorlaşabilir.
|