|
Yazımın başlığı iyi anlaşıldı mı?
!!!!...
Kürt kardeşlerimize değil, Kürtçülük yapan Kürtçü hainlere “zavallı” diyorum.
Önce Kürt’le, Kürtçüyü birbirinden iyi ayıralım.
* * *
Şimdi konumuza girebiliriz.
Dün Aksiyon Dergisinde okudum. Eski Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana Efendi; “...Sümerlerin Kürt olduğunu, Kürtlerin asıl dinlerinin “Zerdüştlük” olduğunu; kılıç zoruyla Müslüman yapıldıklarını, aralarından bazılarının sonradan Yezidiliği, Yahudiliği, Keldaniliği ve Hıristiyanlığı seçtiğini...” anlatmış.
Kürtlerin kılıç zoruyla Müslüman yapıldığı konusuna bir diyeceğim yok. Doğrudur.
Türkler de Arapların, (soykırım boyutlarına varan) büyük kıyımlarımdan sonra Müslüman olmuştur. Diyeceklerim bunlar değil; bu gerçekler, bu gün için konumuzun dışında.
Diyeceklerim, Mehdi Zana Efendinin; “Sümerler Kürt’tü” savı üzerine.
Mehdi Efendinin ve de Mehdi Efendigillerin bu tür savları, ne ilk, ne de son olacak.
Zavallı Kürtçüler, “atalarının, dolayısıyla kendilerinin, öz be öz Türk olduğu gerçeğini çürütebilmek için” başvurmadıkları yol yöntem kalmadı.
Nasıl olsa meydan boş. Sallayan sallayana.
Siyasetçisi ayrı sallıyor, aydın geçineni, bilim insanı geçineni ayrı sallıyor.
Sallarlarken, salladıklarının ucu nereye dokunur, hiç düşenini yok.
Günümüzde Kürtçülük, büyük bir sektör oldu. Bu işin ağa babaları, Kürtçülük yaparak çok büyük rantlar sağlıyorlar. Mehdi Efendi ve yandaşları da bu sektörün içersinde olanlardan.
* * *
Mehdi Efendinin son salladıkları üzerinden dört gün geçti.
Bir tek aydın, bir tek bilim insanı, bir tek siyasetçi çıkıp; Mehdi Efendinin bu savına yanıt vermedi.
Ayrıca kimse de beklemesin; bundan önceki densiz söylemler gibi, bu bilim ve gerçek dışı söylem de yanıtsız kalacak.
Yanıt verecek biri çıkarsa da; onun yanıtı da; “oraya gelirsek, kafanızı kırarız” gibi aptal ve barbar üsluplu bir siyasetçi yanıtı olacak.
Neyse... Biz bu konudaki mütevazı bilgilerimizi aktararak yazımızı sürdürelim.
Sümerler Türk’tür.
Ulu Önder Büyük Atatürk, bir yandan Kurtuluş Savaşı’nı sürdürürken; bir yandan da (olabilecekleri tahmin ettiği için) bu işlere yoğunlaşmıştır.
Sümerler’in, bu tür kötü emeller için kullanılabileceğini zamanında öngördüğünden; daha o tarihlerde Sümeroloji Enstitüsü’nü kurmuş, Sümerler’in Türk olduğunu kanıtlamıştır.
Hep yazarım; Ulu Önder’in ardılları, onun yetenek ve öngörüsünün yarısına bile sahip olamadıkları için, bu sıkıntıları yaşıyor ve yaşatıyoruz.
Türkler Anadolu’ya 1071’de gelmemiştir. 1071 yılında, Malazgirt savaşıyla Anadolu’ya giren, Turan’ın (sadece) Oğuz boyudur.
Kaldı ki Türkler; Anadolu’ya, (bize tarih kitaplarında öğretildiği gibi) sadece doğudan değil, pek çok koldan ve pek çok yönden girmişlerdir.
Anadolu 10 bin yıldır Türk yurdudur.
İşte bu gerçeği anlatmasını beceremiyoruz.
Ya da bu gerçeğe sarılmanın öneminin ayırdında değiliz.
Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek Efendi, geçenlerde; “Etiler Türk değildir.
Dolayısıyla Etileri sembolize eden ‘Güneş Kursu’ heykeli, Ankara’nın sembolü olamaz” buyurdular(!). Ve Türklük duygularını bir kenara itip, ümmetçilik duygularını öne çıkararak, bu günkü anlamsız şekli, simge olarak kabul ettiler.
Oysa sessiz tarihçiler, değil Eti’lerin, Hatti’lerin bile Türk olduğunu söylüyor ve bu konuda önemli kanıtlar ortaya koyuyorlar.
Artık uyanmamız lazım. Uyandırmamız, sallamamız, silkelememiz lazım.
Ağızlarımızdan çıkanı, kulaklarımızın duyması lazım.
“Ne söylersek, neye yol açar; sözümüz nereye gider, bu yolun sonu nedir” bunların hesabını kitabını çok iyi yapmamız lazım.
Kürt kardeşlerimize; “...Bizim Oğuz Türk’ü, Türkmen Türk’ü, Kazak Türk’ü, Tatar Türk’ü, Yörük Türk’ü, Azeri Türk’ü olduğumuz gibi; kendilerinin de Kürt Türk’ü olduğunu; ayrı bir soydan olmadıklarını; atalarımızın, anayurdumuzun ortak olduğunu; bu coğrafya üzerinde emelleri olanların, bizleri ayrı bir soy gibi göstermek istediğini...” anlatmamız lazım.
Ulu Önder Büyük Atatürk’ün verdiği bu mücadeleyi, onun beceriksiz ardılları veremedi. Biz bu gerçeklerden, bu bilgilerden yoksun yetiştik. Yeni kuşaklar da yoksun yetişiyor.
Bu gerçeklerin tamamı; Orta Asya’da, Baykal Gölü’nün solundan çıkan Yenisey Irmağı ve bu ırmağın kolları etrafında bulunan YENİSEY YAZITLARI’NDA yazılıdır.
Bu yazıtların bir parçası olan ELEGEŞ YAZITINDA; “Kürtlerin, Orta Asya’da yaşamış bir Türk boyu olduğu...” açık, seçik yazar.
Sadece Türkiye, İran, Irak, Suriye’de değil; Macaristan’da, Batı Hazar’da, Afganistan’da da Kürt vardır. Bu bölgelerdeki Kürtler de, 7 Yenisey Türk boyundan biridir.
Kürt kardeşlerimizin bugün konuştuğu Kürtçe; Göktürk şivesinin Farsça ve Arapça’nın etkisiyle bozulmuş şeklidir.
1879 yılında Rusya’da St. Petersburg Akademisi’nde Ferdinand Justi tarafından hazırlanan (zorlama) Kürtçe Sözlük içeriği 8378 kelimenin; yüzde 37’si öz be öz Türkçe olmak üzere; yüzde 91,7 sinin de Türkçe, Farsça ve Arapça olduğu saptanmıştır.
12. yüzyıla gelinceye kadar, tarihte (Türkiye, İran, Irak ve Suriye de dahil olmak üzere) dünya coğrafyası üzerinde Kürdistan diye anılan bir bölge, hiçbir zaman olmamıştır.
Kürdistan deyimini, yönetsel bir deyim olarak ilk kez Selçuk Sultan Sancar kullanmıştır. Sancar, İran’daki Hamedan Kentinin batısındaki Bahar Kalesini merkez alan eyalete Kürdistan adını vermiştir. Bu eyalet, İran- Irak kuzey sınırında bulunan Zagros Dağları’nın doğusunda ve batısında olmak üzere Hamedan, Kirmanşah, Dinever, Sincar ve Şehrizor kentlerini kapsar. 14. yüzyıl yazarlarından Hamdullah Mustafa Kazvini’nin, Nüzhet’ül Külup adlı eserine göre de Kürdistan, 16 kasabayı kapsar.
Bütün bunlar okullarımızın ders kitaplarında yer almalı; bu gerçekler, Türklere ve kendini ayrı bir soy sanan (sanmak isteyen) Kürtlere özenle anlatılmalıdır.
En azından; “bu bilgilerden bihaber olan, Türkiye’de 33 etnik grup olduğunu zırvalayan, “Türk yok, Türkiyelilik var” diyen, ümmetçiliğini Türklüğünün önünde tutmakla öğünen...” bütün bunlara karşın da kendisini Laik Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanlığına layık gören, Başbakan Tayyip Erdoğan’a anlatılıp, öğretilmelidir.
Bölücülerle, cahillerle, Mehdi Efendi gibilerle mücadele böyle olur.
07 Nisan 2007 Cumartesi
|