Anasayfa arrow Köşe Yazıları arrow Mehmet YOLYAPAR arrow BU DA TARİHSEL SORUMLULUK
 
BU DA TARİHSEL SORUMLULUK Yazdır E-posta
03 04 2007
Kimi nalına vuruyor, kimi mıhına...
CHP’yi “sosyalist” çizgiye yakın görmek isteyen de var, “milliyetçi” ya da “liberal” tonunun daha ağır basmasını isteyen de…
Oysa, “merkez sağ” ve “merkez sol”un evrensel tanımları bellidir.
Merkez sağ, “milliyetçi”, “muhafazakâr”, “liberal” ve “demokrat” olmak durumundadır. Bu unsurlardan biri daha fazla öne çıkarsa, o doğrultuda “radikal” bir çizgiye kaymış olur ki, “merkez sağ” kimliğinden belirli ölçüde uzaklaşması “demokratik denge” terazisinde sapmaya işaret eder.
CHP ise, Cumhuriyet’in kurucusu, ilk Genel Başkan Atatürk’ün ilkelerinden doğmuş ve beslenmiş, 2. Genel Başkanı İsmet İnönü tarafından partiler yelpazesinde “ortanın solunda” diye konumlandırılmış, 3. Genel Başkanı Bülent Ecevit’in ifadesiyle “demokratik sol” çizgiyi benimsemiş, 12 Eylül 1980 sonrası yeniden partileşme, kapatılan partilerin yeniden açılması ve birleşme aşamalarının sonucunda “sosyal demokrat” kimliğini almış bir parti.
Bu parti, Atatürk’ün tanımladığı biçimde “milliyetçi” ve “inançlara saygılı”, ödünsüz biçimde “laik”, “çağdaş” ve “uygar”, tartışmasız “demokrat”, “emek”ten, “sosyal devlet” ilkesinden yana, ekonomide de çağın gereği “liberal” bir yaklaşım içinde olmak durumunda.
Sosyal demokratları sosyalistlerden ayıran en önemli özellik de “liberal” değerlere açık olmaları değil mi?
Hem milliyetçi hem demokrat; hem emekten yana hem liberal olmak “çelişki” gibi görünüyor kuşkusuz.
Ama, “ülkelerinin bölünmez bütünlüğü” konusunda Avrupa sosyal demokratları veya sosyalistleri de en az CHP kadar duyarlı değiller mi?
Vahşi kapitalizme karşı durarak “adil” ve “dengeli” bir “serbest piyasa ekonomisi”nden yana olmayı, Avrupa sosyal demokratları da “kaçınılmaz” bir gerçek olarak benimsemediler mi?
Kafalardaki karışıklık, tanımların yerli yerine oturtulamamasından kaynaklanıyor bize göre. Herkes kendi kafasındaki CHP resmini görmek istiyor.
Öyle ki, CHP’nin kendi örgütlerinde, tabanında bu “kafa karışıklığı” daha da ileri boyutlarda.
CHP’li, barışçı, özgürlükçü, eşitlikçi, demokrat, insancıl olmalı, tamam, ama aynı zamanda “entelektüel” bir pencereden de bakabilmeli dünyaya. İşçiyle, köylüyle olduğu kadar, esnafla, iş dünyasıyla, kentsoylu orta tabakayla, sanatın her türüyle de barışık olabilmeli. Çevreci oluşumların ve kadın-gençlik hareketlerinin odak noktasında yer alabilmeli.
İster Genel Başkan Baykal’ı yerden yere vurun, ister çevresindeki yönetici kadroyu “Politbüro” diye çiziktirmeye devam edin, son dönemdeki “doğru” açılım çabalarını görmezden gelemezsiniz.
CHP’nin esnaf kesimine ve KOBİ’lere açılımını 23 Aralık 2006 tarihinde bu köşede anlatmaya çalışmış, verilen mesajın isabetini kaydettikten sonra, işin “içini doldurma”ya kaldığını söylemiştik. Ama yazımızı “Özetle, CHP’nin bu yeni açılımını biz önemsiyoruz, parti örgütleri de öyle mi acaba?” diye noktalamıştık.
CHP’nin büyük iş çevrelerine açılımını ise, en güzel biçimde, Abdurrahman Yıldırım 30 Mart 2007 tarihli Sabah gazetesindeki yazısında özetledi.
Bizim “mesajın içini doldurma” dediğimiz noktaya işadamları da dikkat çekiyorlar ve iş dünyasının güvendiği bazı milletvekillerinin şimdi neden CHP’de olmadığını soruyorlar.
Demek ki, CHP Genel Merkezi, verilen mesajların içini doldurmaya daha büyük özen göstermek durumunda.
Bundan daha vahimi ise, taşra örgütlerinin bu mesajları algılayıp gereğini yapabilecek düzey ve donanımdan uzak görünmeleri.
CHP önümüzdeki seçimde % 15’ler civarında bir oyla parlamentoda yine “ana muhalefet” olur, belki geçen seçimdeki oy oranını da yeniden yakalayabilir. Ama, “iktidar alternatifi” olabilmesinin yolu, toplumun tüm kesimlerine doğru ve inandırıcı mesajlar ulaştırabilmesinden geçiyor.
Bu ise, Genel Merkez’den üretilen politikalar yanında, bu politikaları algılayıp toplumun tüm kesimlerine taşıyabilecek yerel parti yöneticilerinin varlığı ile birebir ilişkili.
“Laik ve demokratik cumhuriyet”e yönelik tehditleri ortadan kaldırmanın yolu da, kendi kendimize vatan kurtardığımız köşelerimizden çıkıp, şimdi “karşı” gibi görünen, ama sosyolojik bakımdan “yandaş” olması gereken köşelere ulaşmaya çalışmaktan geçiyor.
Bizim “Esnaf, KOBİ’ler ve CHP” başlıklı 23 Aralık 2006 tarihli yazımızla, Sabah’ın ekonomi yazarı Abdurrahman Yıldırım’ın “Baykal’ın özel sektörü kazanma atağı” başlığını taşıyan 30 Mart 2007 tarihli yazısını, özellikle CHP’lilerin çok iyi değerlendirmeleri tavsiyesiyle bu yazımızın yanına alıyoruz.
“15 Temmuz’da erken seçim” artık açıktan telaffuz edilmeye başlandı.
Fazla vakit de kalmadı yani…
Hem sosyal demokratların “doğal müttefiki” olması gereken kesimlere açılmak, hem de merkezin solunda -ulusalcıları ve “liboşlaşmamış” gerçek liberal demokratları da kapsayan- bütünleşmeyi sağlamak için…
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

İŞ ARIYORUM
İş Arayanlar (21.08.2008)
SATILIK BAĞ
Satmak Istiyorum (21.08.2008)
SATILIK MERCEDES
Satmak Istiyorum (20.08.2008)
ORMAN ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ
İş Arayanlar (18.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 6 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61