|
Avrupa’nın iç yüzünü iyi anlamadan, ne onun içine girebilirsin, ne de mantalitesinden faydalanma imkanlarını bulabilirsin.
Avrupa’nın bir zihniyeti var. Belli devreleri o da yaşadıktan sonra, Rönesans’ı yaşamış, sonra da aydınlanma devrini tamamlamıştır. Böylece, akıl kullanma, inancını özelleştirme prensiplerine erişmiştir. Bu prensip kendisini keşiflere ve teknik gelişmelere taşımıştır. Neticesi varlık ve çağdaş yaşamadır.
Avrupa bununla da yetinmemiştir. Elindeki teknik imkanları, başka milletleri sömürme yolunda kullanmıştır. Aklının getirdiği gelire, sömürü gelirini de eklemiştir. Kendisi hep zenginleşirken, sömürdüğü ülkeler hep fakirleşmiştir.
Avrupa’nın hakim olduğu ülkelerden bir tanesinin Avrupa’ya dönüştüğünü gördünüz mü? Yeni Gine, Avustralya ve Kanada’yı ayrı tutuyoruz. Bu ülkeler, artık başka memleketler olarak anlaşılamaz; bu ülkeler İngilizleşmiştir. İngiltere ne ise, Avustralya da odur. Bizim köyden göçmen gidip Avustralya’ya yerleşmiş olanlar bile, artık İngilizleşmiş durumdadırlar. İngilizleşmeyenler veya Fransızlaşmayanlar, köleleşmeleri hariç, hiç te başarılı çıkmamışlardır.
Eskileri bir kenara bırakıyoruz. Biz Türkiye’de Cumhuriyetimizi kurduğumuz senelerde, Osmanlı’ya kılıç çekmiş bir çok Müslüman ve Arap ülkeleri, Halife yerine Emperyalistlerin hakimiyetlerini kabul ettiler. Aradan 80 sene geçti. Türkiye, tam Avrupalılaşmış olmasa bile, belirli bir noktaya gelmiştir. Osmanlı’dan ayrılıp müstevlilere dönmüş olan ülkelerden, Avrupa medeniyetinin yolunda mesafe almış kimse yoktur. Petrol bolluğuna rağmen de, yöneticilerin zenginleşmeleri dışında, ülkelerin ekonomik gelişme gösterenleri de olmamıştır.
Bir noktadan daha bakmak istersek, müstemlekeleştirilen bu ülkelerin topu Müslüman’dır. Hıristiyan olan ülkelere böyle muamele yapıldığı hakkında bilgimiz de yoktur. Şimdi böyle bir Dünyada, bizim Başbakanımız kalkıyor, bir Hıristiyan memleketi olan ispanya’nın Başbakanı ile birlikte, medeniyetler barışı yolunda mesai sarfediyor. Faydalı adımlar atılabileceğini sanıyor musunuz?
Dünya görüşü bu olan Avrupa’dan, bizim milletimiz olmasa bile, mevcut iktidarımız anlayış bekliyor. Avrupa bizi içine alacak ve gelişmemizin amili olacaktır. Maddi katkılarını da Türkiye’ye akıtacaktır.
Bizim bildiğimiz, Avrupa, aklını ve yarattığı medeniyetini, insanları köleleştirmek ve kendi maddi varlığını hudut tanımadan artırma niyetindedir. Türkiye’yi, bu günkü zihniyeti ve görünüşü ortada dururken, kendi içine alıp ta bizim hayallerimizin gerçekleştirilmesinin yardımcısı olmayacaktır. Bunun en açık delili ise son günlerde Alman kadın Başbakanı tarafından söylenen sözlerdir. Türkiye, 50 sene sonra bile, Avrupa Birliği’ne girecek duruma gelmiş olmayacaktır. Bu sözleri bir hakaret işareti olarak almazsanız, hakaretten ne anladığınızı biz nasıl kıymetlendireceğiz?
İşin başında, Avrupa Birliği Almanya ile Fransa arasında teşekkül ettirilmiş durumda idi. Sonraları fikirler yaygınlaştırıldı. AB anlayışı, Avrupa’yı bir bütün olarak, bu iki devletin hakimiyeti altında toplamak olarak anlaşılma yoluna döküldü. Bu gün, Almanya ile Fransa, ordularla yapamadıklarını politika ile ve para ile yapar duruma gelmişlerdir. Şimdiye kadar Avrupa’da yapılmış olan savaşlar, gerek Almanya ve gerekse Fransa’nın nüfuz bölgeleri içindi. Bu söylediklerimiz bu gün olmuşlardır. Hatta, eski düşüncelerin hudutları da geçilmiştir. Rus bölgesi sayılması gereken ülkelerin içeri alınması bile temin edilmiştir. Bu gün Avrupa, Rusya ile pek yakın komşuluk kurmuştur. Birbirlerinin nefes alışlarını duyar duruma gelinmiştir. Şu durumların, ilerisi için şüpheler uyandırmayacağı fikrini ortaya getirmeyeceği düşünülebilir mi?
Dünya çok şeye gebedir. Ne Avrupa Birliği’nin sonu bellidir ve ne de Amerika’nın hayallerinin sonunun ne olacağı bellidir.
Büyük Ortadoğu projesi yirmi ülkeyi kaplıyor. Bu projenin tahakkuku için, önde görülen vasıta da ordulardır. Barış veya yardım anlayışlarından bir beklenti yoktur. Irak’taki durumu da göz önüne getirirseniz, bu projeleri tatbik sahasına sokanların hayalperestliklerinden şüphe etmez misiniz?
Karanlık tabloyu ben çizmiyorum. Bunun mucitleri başkalarıdır. Bu tabloyu irdelemek yerine göz önünde bulundurulması faydalı olacaktır. Her türlü ihtimal akılda tutulmalı ve kudretli bir ordu ile gelebilecek tehlikeler karşılanmalıdır. Bu kere, uykuda yakalananların sonu diye bir sorun olmayacaktır.
|