|
AB, bundan elli yıl önce, Roma’da kuruldu. Bu kuruluşu kutlamak için, bu yıl içinde bulunduğumuz hafta sonunda, Berlin’de bazı etkinlikler yapılacak. Bir cins resmi olmayan Avrupa zirvesi toplanmış bulunacak.
Bizim Başbakanımız, AB Anayasası için yine Roma’da toplanan zirveye, hem de daha birlik müzakereleri başlamamış iken davet edilmiş ve adeta üyeler gibi Anayasa imza ettirilmiş idi. Bir cins ileri bir yakınlık imajı sergilenmişti. Bu yılki anmalara davet edilmiyoruz. Bizim Başbakan, elbette ki bizim adımıza davet edilmiş olacaktı.
Almanya dönem başkanı bulunuyor. Bu demektir ki, bu altı ay için, Almanya, AB’nin yöneticisidir. Başbakan Merkel de bir cins Avrupa Birliği Başbakanı’dır. Dikkat ederseniz, bir cins birlik başbakanı kabulleniliyor ama, bir cins Avrupa Birliği devlet başkanı henüz yok. Bizim Lozan müzakerelerine gittiğimiz andaki durumumuz gibi bir şey ortaya çıkıyor. Bu anlamadığımız birliğinin sonunun ne olacağı, nasıl bir şekil alacağı hakkında, galiba, bizzat Avrupa Birliği ülkelerinin de açık bilgileri mevcut değil. Bu birliği, sırası gelince, Malta dahi idare edecektir. Malta dönem başkanlığında AB...
Bu yazdıklarımız o kadar da ehemmiyet verilecek durumlar değil. Alman Başbakanı, sayın Başbakanımızı davet etmek şöyle dursun, bundan 50 sene sonra da Türkiye’nin birlik üyeliğine alınmayacağını söylüyor. Kadındaki kine bakmaz mısınız?
Biz, niçin davet edilmediğimiz soruyor değiliz. Türkiye’nin birlik içine alınıp alınmamasının, AB etkinliklerinin yapılmasıyla ilgisi yoktur. Böyle bir beyanat vermek için, ancak ve anca, fırsatı ganimet bilmek halinin düşünülmüş olması gerekir. Bunları daha önce de söylemiştir ama, 50 yıl telaffuzu olmamıştı. Bu işlem, bu konuşma, bu fırsatı ganimet bilme hali, kin duymadan yapılmış olamaz. Bir bir Chirac var derken, ondan daha sıkılmaz birinin daha olduğunu düşünmemiştik.
Bu işin olmayacağını biz de bilenlerdeniz. Muhalefet lideri de konuşmasında, keşke bir ümit ışığı olsa demişti. AB içine girmemizin, hiç bir şekilde imkan içinde görülmediğini de bildirmişti.
Türkiye’nin AB içine girmesini istiyen Avrupalılardır.
Birlik için Yunanistan’la beraber başvurulmasını isteyen de yine Avrupalılardır.
Bizim devrin iktidarı hesap kitabı bilmediği için, bu fırsatı kaçırmıştır. O zaman, Avrupalı’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardı.
Bu gün, Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı yoktur. Nato ve Gümrük Birliği yolu ile, gereken istifadeleri Avrupalılar yapmaktadır. Bunun dışında, Türkiye’yi bu hantal hali, gereksiz nüfusu ve ayrıcalık teşkil eden dini inançlarıyla Avrupa Birliği içine alıp ta ne yapacaktır Avrupalı?
Bizim anlamak istemediğimiz bunlar.
Avrupa’nın ihtiyacı yoksa, vereceğiniz tavizlerin cinsi ve adedi ne olursa olsun, Türkiye Birlik içine alınmaz. Avrupa prensiplerine de aykırılığımız ortada. Büyük bir devleti niçin alsın Avrupa? Almak zorunda kalsa bile, Türkiye’yi tıpkı Yugoslavya gibi, parçalayarak alacaktır. O zaman Türkiye kalmış olur mu?
Alman Başbakanı’nın söyledikleri benim haysiyetimle bağdaşmıyor. Hiçbir Türk, şu yazdığımız durumu, ne kendi haysiyeti ile, ne de devlet haysiyet anlayışımızla bağdaştıramaz. Eğer, bu durumu, bu beyanatı kendi haysiyeti ile bağdaştıranlarımız varsa, onların da bir daha düşünmeleri, iyi bir gece uykusundan sonra tekrar düşünmeleri gerekir.
Bu söylenenleri de biz anlamamazlıktan gelecek olursak, bu Avrupalıların utanmayı bilmeyenleri çoktur. Daha açık konuşmaya kalkanları da olabilir. Nasıl mı diyorsunuz? Mesela, siz ne anlayışsız geri zekalı insanlarsınız da diyenleri olabilir.
Bu işi, son verecekleri beyanatı duymak için daha fazla ileri götürmemek te gerekiyor. O durumda, bizim konuşmalarımız da değişebilir. Bütün bunlar gereksizdir. İhtiyaçları olmayınca bunlar içeri kimseyi almazlar. Avrupasız da yaşamak mümkündür. Bin yıldır Avrupa’ya rağmen yaşayıp gelmedik mi?
|