Seçimlerin havasına girildikçe ortalık eskilerin deyimiyle ve kelimenin tam anlamıyla, “ KEL ALİ’NİN bağına” dönecek galiba…
Daha şimdiden herkes açtı bile o bayramlık ağzını…
“Kim kiminle, nerede, ne diyor, orada işi ne, dün neredeydi, bu gün neden burada? Nerden çıktı şimdi bu? Bir beklentisi vardır mutlaka” gibi konuşmalarla havayı gerginleştirmeye başladılar bile.
Hep de onların burnu koku alır ya…
Jilet reklamında ki Ali Desidero tiplemesinin telaffuz ettiği gibi, “AĞZI OLAN KONUŞUYOR”…
Oysa onların bu söylemlerinden vatandaş zaten oldukça sıkılmış durumda. Ve ortalığı kırıp dökmeden, yasaların ön gördüğü bir şekilde SEÇİMİNİ yapmak istemekte.
Oy verecek hiçbir vatandaşı ilgilendirmiyor başkalarının alası-veresi. Yeter ki kendisini en iyi ve en dürüst şekilde yönetebilecek insanların o bağlamda ehliyeti olsun.
Seçimi, magazinsel havaya sokmakla gündem yarattığını düşünenler, nerden ve nasıl prim yapacaklar hala anlaşılır gibi değil…
Ve yine seçimi, karşı taraftakileri karalamakla kazanabileceğini zannedenler, eski defterleri tozlu raflardan çıkardılar harıl harıl içlerinde aranmakla meşguller. Yani, kitap ne yazarsa yassın “imam bildiğini okumaya devam edecek” gibi..
Hem de karşı tarafa vereceği zarardan daha çok, kendisine ve millete zarar verdiğini bile bile.
Bunların kendilerine yaptıklarını akrep yaparsa ne olayım!..
Aynı bölgenin, aynı toprakların insanları ama, çamur atmaya gelince kimse kimseyi tanımıyor.
Kimden mi bahsediyorum?
Elbette siyaseti meslek edinenlerden!
Gün onların günü.
Vakit yaklaştı ya…
Yakında mesleklerinin en ince ayrıntılarını icra ederek arzı endam edecekler ortalık yerde. Ve işin garibi, herkeste bilmesine rağmen, bu usta oyuncuların ne iş yaptığını, yinede onlara itibar etmekten kendilerini alıkoyamıyorlar.
Pazarcıların, otomobillerin vs. bir çok işin simsarı varda, siyasetin ok mu?
Bunlarda siyasetin simsarı!..
Hep kazananın yanındadırlar.
Halk ne ki!
Bir kez meydana inmişlerse bu kardeşlerimiz, toptan almışlarsa sazı ellerine, kurmuşlarsa bir koro, sağır sultana bile türkü okumaya başlamışlarsa eğer, vay milletin başına gelene… Birilerinin dur demesi gerekiyor artık bunlara..
Çünkü yaptıkları hem haksızlık hem de millet sırtından nemalaşmak.
Siyaset gönül işi olmalı..
Elbette gönlünden bu memleketin insanına politika yolu ile hizmet etmeyi geçirenler, güçleri oranında biraz harcama yapacaklar.
En uzak köşede bulunan insana sesini duyurabilmek adına…
Bizde seçim kazanmayı; düğünlerde altın dağıtmak ve her cenazenin arkasından “iyi bilirdik” kelimesini söylemekle elde edeceğini sanan politikacı yok mu?
Çooookkkk!..
Tabi ki çok güzel, acıda da tatlıda da hatırlanmak. Özellikle de aynı toprakların insanları tarafından. Fakat, diğer taraftan da mademki kendisini vatandaşa hizmet yolunda adadı, o vakit gereğini yerine getirip ahalinin her türlü sosyal ve ekonomik yaşamını da sürekli takip etmek zorunda politikacı.
Bir anlamda varlığını, ister oyunu almış isterse almamış olsun, vatandaşı için harcayacak.
Ben böyle diyorum ama, hayatın gerçeğinin benim söylemimden çok farklı olduğunu da biliyorum..
Aslında siyasetin gönül işi olması gerekirdi.
İnsanlar HALK’A hizmeti, HAKKA YAPILMIŞ SAYMALIYDI.
Ve ortalığı bulandıran, bulanık suda balık avlayan simsarlar olmamalıydı.
Maalesef, yaşadığımız milenyum denilen bu çağda ne gönül kaldı nede gönül işi. Günümüzde siyaset resmen bir meslek kolu haline getirildi.
İnsanların geçim kapısı oldu adeta. Sonuçta, tıpkı körfez savaşında olduğu gibi bir koyup üç almanın peşinde siyasetçi.
Oy karşılığı kuzu kesip yedirmişsin, sofralar kurmuşsun, düğünlerde altınlar takmışsın veya balya balya paralar saçıp harcamışsın ne uğruna?
Yada bu harcamalar “Hacı Ömer ağanın hayratından mı?”
Karşılığında kim ne alacak?
Aslında kim kime borçlu, kim kimden ne alacaklı ortada da…
Gürültü çıkarıp, şamata yapmanın, birilerini karalamanın ve bunun adını siyaset koymanın hiç gereği yok.
Az bir zaman kaldı.
Keser, tam turunu attı.
Sapta turunu atmak üzere…
Her Gününüz Güzel Olsun.