Geçtiğimiz hafta içersinde yayımlanan “Nüfus Planlaması” adlı yazımla ilgili pek çok ileti aldım okurlardan.
Ama bu iletiler, bildiğimiz bir iki satırdan oluşan iletilerden değil. Her biri köşe yazısı gibi. Hatta bazıları, “köşe yazısı öyle değil, böyle yazılır” türünden.
Ben anılan o yazımda; ülke olarak yaşadığımız tüm sıkıntıların temelinde, mantık ölçülerini zorlayacak biçimde artan (artırılan, artırılmaya teşvik edilen) nüfus sorunsalımız yatıyor, demiş; halkına aş veremeyen, iş veremeyen AKP İktidarı Başbakanı ve taifesinin, her fırsatta “Allah ne verdiyse... ne verdiyse doğurun!...” biçimindeki söylemini eleştirmiştim.
* * *
F.T. Öğretmenim, iletisinde şöyle diyor.
“...Bu ülkedeki açlığın ve işsizliğin müsebbipleri; bu ülkenin yönetimine talip olup, ülkenin en etkili ve en yetkili koltuklarını işgal etmelerine rağmen, o koltukların hakkını veremeyenlerdir.
Bu ülke, ‘dakikada bir suç işlenir’ konuma getirilmişse; bu ülkede mal ve can güvenliği kalmamışsa; bunların sorumluları; insanların kediler, köpekler gibi üremesini, doğal bir hak olarak gören zihniyetlerdir.
Bu ülkede giderek artan ve güçlenen bir terör sorunu varsa; insanlar geleceklerinden endişe eder duruma gelmişlerse; bu duruma yol açanlar; mevcut nüfusun eğitimini bile yüzüne gözüne bulaştırırken, üniversite mezunu gençleri işsiz dolanırken; hâlâ ‘Allah ne verdiyse doğurun!’ diye, insanları azdırıp, kudurtanlardır.
Varlıklı insanlar, bakabilme gücü olmalarına rağmen; 2, bilemedin en fazla 3 çocuk yapıyor. Niye? Çünkü onlar eğitimli, kültürlü, bilinçli insanlar. Onlara, isteseniz de fazlasını yaptırtamazsınız.
Ama yoksul ve eğitimsiz kesim öyle mi?
Yoksul kesimin, geceleri, tek meşgale, tek eğlence kaynağı bu.
Çirkin siyasetçiler ve çirkin iktidarlar bunu iyi biliyor. İyi bildikleri için de iyi kullanıyor.
Bu siyasetçiler için önemli olan; varlıklı, nitelikli, iyi yetişmiş nüfusun artması değil; kendilerine oy verecek, yoksul, kaderci, tevekkülcü, cahil nüfusun artmasıdır.
Sayın Başbakan, o nedenle ‘Allah ne verdiyse doğurun!’ diyor...”
* * *
Anılan yazımla ilgili olarak bir diğer okurum Tülin Baykal Hanımefendi de bu konudaki düşüncelerini, örüşümağı ortamında yayımlanan yazımın altındaki yorum köşesine, içini şöyle dökmüş.
“... Türkiye 1938 yılından beri kötü, 1950 yılından beri de çok çok kötü yönetiliyor. Kalkınma, büyüme ve gelişme; halkla birlikte olur, halka yayarak olur, halka benimseterek olur. (...) Ama bizim siyasetçilerimiz, halka, ‘kendisine ikbal sağlayan kelle’ olarak baktığı için, halkın, ‘üreme güdüsü” tabusunu yıkmaya yanaşmıyor. Bu zihniyet, ‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’ zihniyetidir. Önce bu zihniyetin ortadan kaldırılması, nüfusun denetim altına alınması gerekir. Aksi takdirde yapılan tüm yatırımlar, kurulan tüm sistemler; geometrik olarak artan bu nüfusun gerisinde kalır. Böyle bir nüfusa ne aş yetişir, ne iş...”
* * *
Bir diğer okur Mehmet Buhur Kardeşim; “... İş sadece doğurmakla, doğurtmakla bitmiyor. İnsanımıza; sağlıklı bir beslenme, iyi bir eğitim, sürekli bir iş, iyi bir yaşamı sağlayacak sistemi kurmak için yapılacak yatırımların, nüfus artış hızıyla orantılı olması gerektiğini” seslendirmiş.
* * *
Yazılarımı Almanya’dan izleyen Tarık Sadık adlı okurum da gönderdiği iletide (özetle) şöyle diyor.
“Bizim eğitim sistemimiz; mevcut nüfusu bile eğitmekten aciz. Ama birileri hâlâ “Allah ne verdiyse!...” diyor.
Bu tür söylemler, akil bir insanın söylemi olamaz, olmamalı. (...)
Önemli olan niceliksel değil, niteliksel nüfus yaratmaktır.
Kim yapacak bunu?
Pek tabi ki siyasiler, pek tabi ki iktidarlar, ülkeyi yönetmeye talip olanlar, ülkeyi yönetenler...
Her anne, her baba, her devlet; öncelikle ‘ben ne kadar bir nüfusa (hakkını vererek, rezil rüsva etmeden) bakabilirim’ diye düşünmek zorundadır.
Düşünmezse ne olur?
İşte bu tablo olur.
İlk ve orta öğretimde 70 – 80 kişilik sınıflar olur.
Okul yetmez, öğretmen yetmez.
Aş yetmez, iş yetmez; elektrik, su, yol, kaldırım, otopark, konut yetmez.
Para, pul, maaş yetmez.
Parasız, pulsuz aç insanlar olduğu toplumlarda her şey olur. Mutsuz insanlar olur. Kindar, haris insanlar olur. Terör olur, gasp olur, hırsızlık/yolsuzluk olur, kapkaç olur, tecavüz olur, olur oğlu olur... Her şey olur. Kötülük adına, rezillik adına ne varsa hepsi olur.
Vatana ihanet; sadece düşmanla işbirliği yaparak, vatanı satarak olmaz. Bakamayacağı, altından kalkamayacağı bir sayıda çocuk yapan, yaptırtan, yaptırmaya teşvik eden de vatana ihanet ediyor demektir. (...)”
* * *
“Nüfus Planlaması” yazıma gelen iletilerden bir kaçını (özetleyerek) size sundum. (Dilerseniz tamamını “www.yenialanya.com” ıyışağından okuyabilirsiniz)
Dediğim gibi değil mi?
Sizce de bu iletilerde (ya da yorumlarda); “köşe yazısı, öyle değil, böyle yazılır” havası yok mu?
Ne dersiniz?