|
Bir sabah, Ali Alakoç ofise uğradı. Uluslararası Hitit Festivali için neler yapabileceğimizi sordu. Aklıma gelen bir sürü şeyi sıraladım.
Çok şaşırdığı her halinden belli oluyordu.
Borusan’ın o sıralar Kültür Sanat Genel Müdürü olan Sami Caner’i aradım ve festivalin açılış konserini Borusan Filarmoni’nin vermesini istedim.
Sami Caner, “Şef ile konuşup sana döneyim,” dedi. Birkaç saat sonra şef Gürer Aykal aradı: “Mümtaz, çok güzel bir teklif gelmiş bize Çorum’dan, duydun mu?” diye.
Borusan ve Gürer Aykal teklifimi kabul etmişti. Ali inanamıyordu.
Ardından Ceyhan Mumcu’yu aradım. Konuşmacı olarak katılabileceğini, ama Naciye Mumcu’nun bir sergi açmasının daha da hoşuna gideceğini söyledi. Bir de Orfeon Akapel grubunu tavsiye etti. O sıralarda Orfeon şimdiki kadar ünlü değildi.
Kurthan Fişek’e söyledim, mutlaka geleceğini belirtti.
Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nu ayarladım, Muharrem Koç ile konuşup, kişisel resim sergisi açmasını sağladım. O da tanıdığı bir ressam arkadaşıyla birlikte bir sergi açma sözü verdi vb…
Aynı gün öğleden sonra festival programı hazırdı bile. Ali Alakoç inanamıyordu bir türlü.
Ertesi gün festival komitesi toplantısı vardı. Bunları açıkladığımızda, Vali Atıl Üzelgün de inanamadı. Toplantı sonunda çıkarken, “Çok büyük işlerin altına girdiniz Mümtaz bey, kolay gelsin,” dedi. Belli ki bunların hepsinin yerine getirilemeyecek vaatler olduğunu düşünüyordu.
İşi daha da azıttım.
Tekel binasının arkasındaki meydana yaklaşık bir dönümlük bir çadır kurdurdum, Vali Atıl Üzelgün’ü de açılışa davet ettim.
Gelmedi…
Belediye başkanı Refah Partili Arif Ersoy açılışı yaptı.
Çorum’da fiili olarak işe başlayışımdan bir ay kadar sonra Vali beyi ziyarete gittim. Festival toplantısının ayrıntılarını görüşmek istiyordum.
“Hiç gelmeyeceksiniz sanmıştım,” diye beni kapıda karşıladı.
Anladım ki, son derece akıllı ve kültürlü bir adamla karşı karşıyayım. Kolay atlatılacak biri değil.
Yapacaklarımı anlattım. Büyük bir dikkatle dinledi. Zippo çakmağıyla ardı ardına sigara yakıyordu. Telefonlarla konuşmalar bölünüyor ama o dikkatini dağıtmadan beni dinlemeyi sürdürüyordu.
“Toplantıda söylediğiniz şeyleri yapabilecek misiniz?” diye sordu.
“Daha da fazlasını,” diye yanıtladım.
“İstemi aradı,” dedi ve durdu. “Biz sizin bakanınıza Siyasal Bilgiler’deyken İstemi diye seslenirdik,” diye açıklama getirdi.
Ardından, “Kültür Bakanlığı ile ilgili bazı etkinlikler de yapacağınızı söylediniz, İstemihan Talay’ı arayayım isterseniz…”
Üzelgün nezaketi asla elden bırakmıyordu.
Ben de kabalığı.
“Gerek yok sayın Valim,” dedim.
Tam kalkacağım sırada Vali beyin Özel Kalem Müdürü İhsan bey içeri girdi. Gelen konukları haber verdi. Zaten zamanım da dolmuştu. Kibarlığı asla elden bırakmayan Vali Üzelgün, beni kapıya kadar geçirdi ve o anda da konuklarını içeri aldı.
Sonradan çok iyi tanıyacağım üç konuk içeri girdi.
Çıktığımda Ali Alakoç aşağıda, valilik binasının önünde bekliyordu. Heyecanla neler olduğunu sordu.
“İnanmıyor,” dedim.
Ali hiç konuşmadı. O anda kendi inancının da sarsıldığını düşündüm.
“Yardım teklif etti,” diye sürdürdüm.
“Ne için?”
“Kültür Bakanlığı’ndan gelecek ekipler için.”
“Ama abi,” dedi Ali, “Sen zaten çözmemiş miydin onu?”
Başka bir şey konuşmadık. Aklımda daha da büyük bir sürpriz vardı çünkü…
|