14.01.2017, 00:19 225

ÇOCUKLARIMIZI İYİ YETİŞTİRELİM-2

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Çocuk bedeni ile bu dünyaya, ruhu ile de ahrete aittir. O’nun bedenini ruhuna, ruhunu da bedenine tercih edilmemelidir. Evlat hem dünyada hem de ahrette mutlu olacak şekilde yetiştirilmelidir. O’nu üç günlük dünyaya hazırlamak için paralı okullara ve dershanelere gönderirken, ebedi olan ahrete hazırlamak için de, parasız din öğreten ve resmi devlet kurumu olan Kur’an Kurslarına göndermemek, gerçekten akıllı anne-babanın karı değildir ve olmamalıdır.

Kur’an-ı Kerim manevi dertlere karşı bir şifadır. Çocuklarımızın inançsızlığa düşmemeleri, batıl yola sapmamaları, anne-babaya, devlete ve millete asi olmamaları için bu şifa kaynağından içmelerine büyükleri yardımcı olmalıdır. Bu hususta Kur’anın İsra Suresinin 82. Ayetinde şöyle buyrulmuştur “Biz Kur’an’ dan dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için Şifa ve rahmettir. (Kâfirlerin) Zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” Peygamberimizde hadislerinde “size iki şifayı tavsiye ederim. Maddi dertleriniz için şifa olarak balı, manevi dertleriniz içinde şifa olarak Kur’anı” buyurmaktadır. “Mümin, Kur’andan feyiz almasını bildiği, bu maksatla okuyup dinlediği için, kur’an ayetleri kendisine şifa ve rahmet vesilesidir. Buna karşılık hastanın ilaçtan yararlanmak istemeyişinin, onun hastalığını artırdığı gibi, zalimin (kâfirin) Kur’an’dan uzak durması da onun hüsranını artırır. (1)

Anne-baba çocuğunu iyi terbiye etmekle de sorumludur. Terbiye ise yetişkinlerin genç nesiller üzerindeki şuurlu ve planlı tesiridir, etkisidir. Çünkü çocuk önce şuursuzca anne-babasını ve evin diğer yetişkinlerini taklit eder, giderek bu alışkanlık haline gelir. Bu sebeple büyükler sözlerinde, hal ve hareketlerinde çok dikkatli olmak mecburiyetindedirler. O sebeple anne-baba, aile ve çevresinin; davranışları inançları, kültür seviyeleri, günlük hayatı yaşama tarzları ve hayat anlayışları çocuk için çok önemlidir. Çünkü atalarımızın dediği gibi “üzüm üzüme baka-baka kararır”. Peygamberimizin buyurduğu gibi “ Kişi refikinden (arkadaşından) azar”. Çocuk terbiyesinin ihmal edilmemesi gereken bir görev olduğunu hatırlatan bir hadiste peygamberimiz “Çocuklarını güzel terbiye et, sen terbiye etmezsen sokak terbiye eder, oda etmezse cehennem ateşi terbiye eder” buyurmuştur. Bu görevleri yapan anne-baba; Allah’ı peygamberi, aileyi ve toplumu memnun eder. Aksi halde çocuk ailenin ve toplumun başına bela olur.

Asrımızda dünya insanını tehdit eden hastalıkların başında; depresyon, kişilik ve şahsiyet bozuklukları, psikolojik bunalımlar ve ahlaki çöküntüler gelmektedir. Bunların sebebi ise maddi tatminsizliklerden ziyade manevi boşluktandır. Çünkü iyi bir dini ve ahlaki terbiye almış, her şeyin Allah’tan olduğuna inanan, sadece Allah’a güvenen ve ondan yardım dileyen, başa gelecek kaza, bela ve musibetlere sabretmenin manevi mükâfatını öğrenen ve Allah’ın sabredenlerle beraber olduğunu bilen insanlar metanetli, cesur ve hayatla mücadele etmesini bilirler. Aksi halde işlerin biraz raydan çıkması, hayallerin suya düşmesi ve ideallerin yok olmaya yönelmesi, zayıf karakterli, her şeye dünya, madde ve menfaat açısından bakanlarda depresyona, psikolojik bunalımlara, kişilik bozukluklarına ve ahlaki çöküntüye sebep olmaktadır.

Psikoloji ve pedagoji ilimleri kişide görülen şahsiyet bozukluklarının sebebi, “onun küçükken gördüğü terbiye tarzından ve çocukta yersiz müdahalelerle şuur altına itilen tatminsizliklerden kaynaklanmaktadır” diyerek bunu doğruluyor. Bir Türk düşünürü ise “küçüklüğünde sağlam dini ve milli terbiye almayanlar, büyüdükleri zaman hangi makam ve mevkie yükselirse yükselsinler şahsiyet zafiyetleri gösterirler” demektedir.

Sonuç olarak; Yarının gençleri, geleceğinde ailemizi ve ülkemizi teslim edeceğimiz yetişkinleri olacak çocuklarımız bize Allan’ın en kıymetli ihsanıdır. Onları hem cismâni ve hem de ruhâni yönlerini ihmal etmeden yetiştirmek, hem dünyaya ve hem de ahrete iyi hazırlamak dinen anne-babaya verilmiş kutsal bir görevdir.

Çocuklarımıza dini, imanı, ibadeti, helâlı, haramı, günahı sevabı, dünyada yapılanların ahitte hesabının verileceğini, kul hakkını, devleti, milleti, vatanı ve bayrağı sevmeyi, güzel ahlakı ve fazileti iyi öğretelim. O zaman hem aile hem birey hem devlet-millet kazanır. Bilindiği gibi Arjantin krizinde yakıldı, yıkıldı, yağmalandı sonuçta fert başına düşen milli gelir dağılımı 15-16 bin dolardan 7-8 bin dolara düştü. Bizdeki krizde yakma-yıkma ve yağmalama olmadı. Sebebi ise; insanımızın inancı, helal-haram duygusu, ahitte hesap verme bilinci, kul hakkından kokması, ahlak ve fazilet anlayışındandır. Burada kazanan hem birey, hem aile hem millet ve hem de devlet değimlidir?

İnsan bir yönüyle kuşa benzer. Kuş ayaklarıyla karada yürür, kanatlarıyla havada uçar. İnsanoğlu da bedeni ile dünyaya ruhu ile de ahrete aittir. Kuşun kanadını kırarsanız onu karada yaşamaya mahkûm edersiniz O artık mavi göklerin enginliğinde uçma zevkinden (uçma nimetlerinden) mahrum olmuştur. Tıpkı bunun gibi; Çocuğun ruhi yönü de ihmal edilirse onu dünyaya hapsetmiş olursunuz. Artık O, ahretin cennetinden ve ebedi hayatın zevk ve nimetlerinden mahrum edilmiş olur. Bu ise; evlada yapılacak en büyük kötülüktür. Evlat mahşerde böyle anne-babayı Allah’a şikâyet eder ve hesap sorar.

Onun için çocuğa 7-10 yaş arasında dini, imanı, ahlakı, ibadeti ve fazileti, iyi öğretilmeli; çocuğa hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahit için çalışma bilinci verilmelidir. Kız ve erkek çocuklar on yaşına geldiklerinde, odaları ve yatakları ayrılmalı, dini görevlerin fiilen yapmaları sağlanmalıdır.

Anne-baba çocuğuna karşı bu dini, milli ve ahlaki vazifelerini, evde iyi örnek olarak, sokakta çocuğu kontrol altında tutarak, okulda da iyi bir eğitim almasını sağlayarak mükemmel bir şekilde yapabilir. Çocukların evde öğrendikleri bilgilerle, okulda öğrendikleri bilgilerin bir biri ile çelişmemesi de önemlidir. Bunun için okul ve aile işbirliği şarttır.

Yazımı Peygamber Efendimizin bir hadisi ve Sokrat’ın bir tespiti ile bitirmek istiyorum.

Peygamberimiz “dini, milli ve ahlakı yönden iyi yetiştirilmiş on beş yaşındaki bir genç, anne-babasının dostudur, eğer iyi yetiştirilmemişse düşmanıdır” buyurmuş.

Sokrat ise” On beş yaşındaki bir genç, ya şahlanmış bir at, ya da kudurmuş bir köpeğe benzer” demiştir.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
açık
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Ekim 2020
İmsak 05:31
Güneş 06:55
Öğle 12:29
İkindi 15:25
Akşam 17:53
Yatsı 19:13

Gelişmelerden Haberdar Olun

@