01.10.2016, 00:11 565

ÇOCUKLARI İYİ YETİŞTİRMEK

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Varlık âleminin sahibi amaçsız hiçbir şey yaratmamıştır. Kâinattaki canlı ve cansız her şey, yaratılış amacını gerçekleştirmeye çalışır. Yaratan; her yaratılana çeşitli güzellikler, değişik özellikler, farklı meziyetler vermiştir. Kimi uçar, kimi kaçar, kimi öter, kimi de konuşur v.s.
Halikin mahlûkuna ihsanları da boldur. Her yaratık onun çeşitli nimetleri ile donatılmış, bulunduğu ortam yaşamasına elverişli hale getirilmiştir. Yaratan canlılara neslini devam ettirme kabiliyeti de vermiştir.
Mahlûkatın ortak özelliği doğması, büyümesi ve ölmesidir. Yaratılanlar doğum ve ölüm arasındaki, birinden diğerine uzanan ve sonu bilinmeyen ince ve uzun bir yolda yürümek mecburiyetindedirler. Bu yolculukta başarılı olup olmadıklarının bilincinde de değillerdir. Ancak yolculuğun başarılı geçmesi ve mutlu sona erişilmesi için alınması gereken tedbirlerle ilgili bilgiler ve ipuçları verilmiştir insanoğluna.
Halk edilenlerin en mükemmeli, en mükerremi, en şereflisi, en güzeli şüphesiz ki insandır. İnsan; yeryüzünde yüce Allah’ın iradesini temsil etmek üzere halife olarak yaratılmıştır. Akıl, irade ve şuur gibi nimetlerle donatılan âdemoğluna; düşünme, düşündüğünü sözle ifade edebimle ve konuştuğunu yazabilme meziyetleri de verilmiştir. Yüce yaratıcının insanoğluna ihsanları sayılamayacak kadar çoktur. En büyük ihsanı da evlat nimetidir. Çocuklar kız olsun erkek olsun insan neslinin devamını sağlar. Allah (c.c) çocuğa sevimlilik, anne babaya şefkat ve merhamet duygusu vermiştir. Çocuk; cennet güllerinin kokusu. Dünyanın süsü, gönlün nuru, gözlerin sürurudur. Çocuk anne babadan bir parça ona iyi sahip olup yetiştirmeli hakça. Çünkü emanettir haktan, korunması emredilmiştir nardan.
Canlılar arasında beslenmesi, büyütülmesi, eğitilmesi ve olgunlaştırılması en zor olan varlık insandır. Çünkü beslenmesinde; duyarlılık, itina, bilgi, şefkat, merhamet, sabır ve dayanma ister. Yani insan yavrusunda doğmadan öncede, doğduktan sonra da meşakkat ve zorluk vardır.
Ruhi yapısı itibariyle anneden bir parça olan çocuk; annenin sütüne, sevgisine, şefkatine, merhametine ve terbiyesine muhtaçtır. Hiçbir besin anne sütünün, hiçbir sevgi anne sevgisinin, hiçbir şefkat anne şefkatinin, hiçbir merhamet anne merhametinin, hiçbir terbiyede anne terbiyesinin yerini tutmaz. Çocuğun beslenmesinde babanın rolü ise, çocuğa helal yedirmektir.
Anne-baba çocuğuna; Allah’ını, peygamberini ve dinini öğretmeli, çocuğun gönlünü; Allah, Peygamber, insanlık, doğruluk ve fazilet duygu ve sevgiyle, doldurmalı, vicdanını da; şefkat ve merhametle işlemelidir. Anne baba bu sorumlulukları yerine getirdiği takdirde yaratan katında büyük ecir ve sevaba kavuşurlar, aksi halde o derece vebalde kalırlar.
Çocuk; anne-babaya Allah’ın en kıymetli ihsanı ve en büyük emanetidir. İslam fıtratı ile yaratılan bu emanetin dünya ve ahiret fitnelerine ve zararlarına karşı korunması yüce Allah’ın ebeveyne emridir. Nitekim Yüce Allah (c.c) tegabun suresinin ikinci ayetinde mealen “Rabbiniz hepinizi İslam yaratılışı ile yaratmıştır. Sonra bazılarınız kâfir, bazılarımız mümin olur. Herkes yaptığını bulur.”, Kef suresinin yirmi dokuzuncu ayetinde de “ Ve de ki; Hak Rabbimizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin… “ buyurmaktadır. Demek ki yaratan insanı inanma ve inkâr etme konusunda aklı ve iradesi ile baş başa bırakmıştır. Dileyen Hakka inanır mümin olur., dileyen inanmaz kafir olur. İnsan aklı bu seçimin arka planındaki düşünme boyutunda, irade-i cüziyyesi de uygulamadaki kararlılıkta rol alır. İşte sorumlulukta bundandır. Merhum Necip Fazıl Kısakürek bir beytinde ifade ettiği gibi “Her şey akar insan tarih yıldız ve fikir, oluklar çift akar birinden nur birinden kir.” İnananlar nur, inkâr edenlerde kir oluğundan içerler. İnananlar cenneti, inanmayanlarda cehennemi kendi akıl ve iradeleri ile seçerler. Ancak çocuğa bu seçimde anne ve baba yardımcı olmalı, çocuğunu hakkı ve hakikati seçecek kıvamda eğitip yetiştirmelidir. Çünkü Allah’ın son elçisi Peygamberimiz Muhammet Mustafa (s.a.v) sahihi buharide yer alan bir hadisi şeriflerinde “Bütün çocuklar fıtrat üzere dünyaya gelirler. Bunlar, sonradan anne ve babaları, Hıristiyan, Yahudi ve Mecusi (dinsiz) yapar.” buyurmuştur.(bilindiği gibi Fıtrat; cibilliyet, hilkat, İslamiyet’e elverişli yaratılış demektir.)
Bu hadisi şeriften de anlaşılıyor ki, çocuğun inanıp inanmamasında, hakkı ve batılı seçmesinde, iyi veya kötü insan olmasında, faydalı veya zararlı birey olmasında ve iyi Müslüman olmasında anne ve babanın rolü çok büyüktür ve mesuliyeti de o derece ağırdır.
Yüce yaratan insana; hem kendini hem de aile efradını (çocuklarını) dünyevi ve uhrevi kötülüklerden, tehlikelerden, fitnelerden, yanlışlardan ve zararlardan koruma görevi de vermiştir. Nitekim tahrim suresinin altıncı ayetinde “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) de anne ve babaların; çocuklarının iyi yetişmelerinden, güzel eğitilmelerinden, bir meslek, sanat ve iş sahibi olmalarından, kendilerine, ailelerine, çevrelerine, dinine, devletine ve milletine faydalı birer insan olmalarından, hakkı seçmelerinden, batıldan uzak durmalarından kısaca müspet bir insan olarak yetişmelerinden mesul olduğunu beyan ediyor. Nitekim bir buhari hadisinde “Hepiniz çobansınız (muhafızsınız) maiyetinizde bulunanların iyi yetişmesinden (hukukundan) mesulsünüz. Erkek aile fertlerinin; geleceğinden, huzurundan, refahından, öz kültürünü, gelenek ve göreneklerini, milli ve manevi değerlerini öğrenip bilmesinden sorumludur. Kadın kocasının evinin, çoluk çocuk ve çocuğunun çobanıdır. Oda hem kocasına ve hem de Allah’a karşı bu konularda sorumludur.” Bir başka hadisinde “Çocuklarınıza hoş muamelede bulunun, onları güzel terbiye edin.” Ve bir diğer hadislerinde de “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiye ve ahlaktan daha üstün bir miras (hediye) bırakamaz (veremez)” buyurmuştur. Anne ve babalar çocuklarını; evde iyi örnek olarak, Sokakta kötü arkadaş ve çevreden koruyarak, okulda da iyi eğitim almasını sağlayarak bu görevleri yaparlar. Keza; Hakkı öğreterek batılı seçmesine, sevabı öğreterek günaha düşmesine, imanı öğreterek küfre saplanmasına, dinini iyi öğreterek başka dinlere veya dinsizliğe özenmesine engel olarak ta bu görevi ifa etmiş olurlar.
Çocuk bedeni ile bu dünyaya, ruhu ile de ahrete aittir. O’nun bedenini ruhuna, ruhunu da bedenine tercih edilmemelidir. Evlat hem dünyada hem de ahrette mutlu olacak şekilde yetiştirilmelidir. O’nu üç günlük dünyaya hazırlamak için paralı okullara ve dershanelere gönderirken, ebedi olan ahrete hazırlamak için de, parasız din öğreten ve resmi devlet kurumu olan Kur’an Kurslarına göndermemek, gerçekten akıllı anne-babanın karı değildir ve olmamalıdır.
Kur’an-ı Kerim manevi dertlere karşı bir şifadır. Çocuklarımızın inançsızlığa düşmemeleri, batıl yola sapmamaları, anne-babaya, devlete ve millete asi olmamaları için bu şifa kaynağından içmelerine büyükleri yardımcı olmalıdır. Bu hususta Kur’anın İsra Suresinin 82. Ayetinde şöyle buyrulmuştur “Biz Kur’an’ dan dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için Şifa ve rahmettir. (Kâfirlerin) Zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” Peygamberimizde hadislerinde “size iki şifayı tavsiye ederim. Maddi dertleriniz için şifa olarak balı, manevi dertleriniz içinde şifa olarak Kur’anı” buyurmaktadır. “Mümin, Kur’andan feyiz almasını bildiği, bu maksatla okuyup dinlediği için, kur’an ayetleri kendisine şifa ve rahmet vesilesidir. Buna karşılık hastanın ilaçtan yararlanmak istemeyişinin, onun hastalığını artırdığı gibi, zalimin (kâfirin) Kur’an’dan uzak durması da onun hüsranını artırır. (1)
Anne-baba çocuğunu iyi terbiye etmekle de sorumludur. Terbiye ise yetişkinlerin genç nesiller üzerindeki şuurlu ve planlı tesiridir, etkisidir. Çünkü çocuk önce şuursuzca anne-babasını ve evin diğer yetişkinlerini taklit eder, giderek bu alışkanlık haline gelir. Bu sebeple büyükler sözlerinde, hal ve hareketlerinde çok dikkatli olmak mecburiyetindedirler. O sebeple anne-baba, aile ve çevresinin; davranışları inançları, kültür seviyeleri, günlük hayatı yaşama tarzları ve hayat anlayışları çocuk için çok önemlidir. Çünkü atalarımızın dediği gibi “üzüm üzüme baka-baka kararır”. Peygamberimizin buyurduğu gibi “ Kişi refikinden (arkadaşından) azar”. Çocuk terbiyesinin ihmal edilmemesi gereken bir görev olduğunu hatırlatan bir hadiste peygamberimiz “Çocuklarını güzel terbiye et, sen terbiye etmezsen sokak terbiye eder, oda etmezse cehennem ateşi terbiye eder” buyurmuştur. Bu görevleri yapan anne-baba; Allah’ı peygamberi, aileyi ve toplumu memnun eder. Aksi halde çocuk ailenin ve toplumun başına bela olur.
Asrımızda dünya insanını tehdit eden hastalıkların başında; depresyon, kişilik ve şahsiyet bozuklukları, psikolojik bunalımlar ve ahlaki çöküntüler gelmektedir. Bunların sebebi ise maddi tatminsizliklerden ziyade manevi boşluktandır. Çünkü iyi bir dini ve ahlaki terbiye almış, her şeyin Allah’tan olduğuna inanan, sadece Allah’a güvenen ve ondan yardım dileyen, başa gelecek kaza, bela ve musibetlere sabretmenin manevi mükâfatını öğrenen ve Allah’ın sabredenlerle beraber olduğunu bilen insanlar metanetli, cesur ve hayatla mücadele etmesini bilirler. Aksi halde işlerin biraz raydan çıkması, hayallerin suya düşmesi ve ideallerin yok olmaya yönelmesi, zayıf karakterli, her şeye dünya, madde ve menfaat açısından bakanlarda depresyona, psikolojik bunalımlara, kişilik bozukluklarına ve ahlaki çöküntüye sebep olmaktadır.
Psikoloji ve pedagoji ilimleri kişide görülen şahsiyet bozukluklarının sebebi, “onun küçükken gördüğü terbiye tarzından ve çocukta yersiz müdahalelerle şuur altına itilen tatminsizliklerden kaynaklanmaktadır” diyerek bunu doğruluyor. Bir Türk düşünürü ise “küçüklüğünde sağlam dini ve milli terbiye almayanlar, büyüdükleri zaman hangi makam ve mevkie yükselirse yükselsinler şahsiyet zafiyetleri gösterirler” demektedir.
Sonuç olarak; Yarının gençleri, geleceğinde ailemizi ve ülkemizi teslim edeceğimiz yetişkinleri olacak çocuklarımız bize Allan’ın en kıymetli ihsanıdır. Onları hem cismâni ve hem de ruhâni yönlerini ihmal etmeden yetiştirmek, hem dünyaya ve hem de ahrete iyi hazırlamak dinen anne-babaya verilmiş kutsal bir görevdir.
Çocuklarımıza dini, imanı, ibadeti, helâlı, haramı, günahı sevabı, dünyada yapılanların ahitte hesabının verileceğini, kul hakkını, devleti, milleti, vatanı ve bayrağı sevmeyi, güzel ahlakı ve fazileti iyi öğretelim. O zaman hem aile hem birey hem devlet-millet kazanır. Bilindiği gibi Arjantin krizinde yakıldı, yıkıldı, yağmalandı sonuçta fert başına düşen milli gelir dağılımı 15-16 bin dolardan 7-8 bin dolara düştü. Bizdeki krizde yakma-yıkma ve yağmalama olmadı. Sebebi ise; insanımızın inancı, helal-haram duygusu, ahitte hesap verme bilinci, kul hakkından kokması, ahlak ve fazilet anlayışındandır. Burada kazanan hem birey, hem aile hem millet ve hem de devlet değimlidir?
İnsan bir yönüyle kuşa benzer. Kuş ayaklarıyla karada yürür, kanatlarıyla havada uçar. İnsanoğlu da bedeni ile dünyaya ruhu ile de ahrete aittir. Kuşun kanadını kırarsanız onu karada yaşamaya mahkûm edersiniz O artık mavi göklerin enginliğinde uçma zevkinden (uçma nimetlerinden) mahrum olmuştur. Tıpkı bunun gibi; Çocuğun ruhi yönü de ihmal edilirse onu dünyaya hapsetmiş olursunuz. Artık O, ahretin cennetinden ve ebedi hayatın zevk ve nimetlerinden mahrum edilmiş olur. Bu ise; evlada yapılacak en büyük kötülüktür. Evlat mahşerde böyle anne-babayı Allah’a şikâyet eder ve hesap sorar.
Onun için çocuğa 7-10 yaş arasında dini, imanı, ahlakı, ibadeti ve fazileti, iyi öğretilmeli; çocuğa hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahit için çalışma bilinci verilmelidir.
Anne-baba çocuğuna karşı bu dini, milli ve ahlaki vazifelerini, evde iyi örnek olarak, sokakta çocuğu kontrol altında tutarak, okulda da iyi bir eğitim almasını sağlayarak mükemmel bir şekilde yapabilir.
Yazımı Peygamber Efendimizin bir hadisi ve sokratın bir tespiti ile bitirmek istiyorum.
Peygamberimiz “dini, milli ve ahlakı yönden iyi yetiştirilmiş onbeş yaşındaki bir genç, anne-babasının dostudur, eğer iyi yetiştirilmemişse düşmanıdır” buyurmuş.
Sokrat ise” On beş yaşındaki bir genç, ya şahlanmış bir at, ya da kudurmuş bir köpeğe benzer” demiştir.

(1) Kur’an-ı Kerim ve Türkçe açıklamalı meali. İsra suresi 82. Ayetin açıklayıcı notu.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@