06.07.2012, 00:00 1145

ÇİL HOROZUN CİVCİVLERİ

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Çok değerli okuyucularım! Bu gün yine bir hikayemiz var,keyifli okumalar diliyorum.

Konağın sol yanında bahçenin sağ köşesindeydi kümes. Mübarek kümes değil sanki saraydı. Altlı üstlü iki katlıydı. İki katın arasında tarlar vardı. Kümese alt kapıdan girilirdi. Bazı tavuklar burada durur bir kısım tavuklarda uçarak tarlara dizilirdi. Genelde anaç tavukların tünediği tarların seviyesinde duvarların dört bir yanında yuvalar yer alıyordu. Duvardan dışarı çıkıntı yapılarak oluşturulan yuvalar, adeta evin odaları gibiydi. Yuvalar geniş, içleri saman, saçkı ve ot gibi yumuşak malzemelerle beslenmişti. Yumurta tavukları zamanı gelince, girer bu yuvalarda yumurtlarlardı. Kümesin köşelerinde dört tane gurk yuvası vardı. Gurk yumurta üzerine yatarak civciv çıkaran anaç tavuğa denir malum. Zamanı gelince bu tavuklar gurk, gurk, gurk diye ses çıkarmaya başlarlar. Evin sahibi hemen on beş-yirmi tane yumurta bulur, bunları gurk yuvasına koyar, Gurk tavuk bu yuvaya yumurtaların üzerine oturtulur. Bu olaya gurk yatırma denir. Artık bu tavuk burada yirmi-yirmi beş gün yatar. Yirmi günden sonra yumurtaları gagasıyla delen civcivler sarı tüyleri, pembe parmak ve gagalarıyla hayata merhaba demeye başlarlar.

Gurk yuvalarında yemlik ve suluk vardır. Anaç tavuk burada yattıkça suyu yemi verilir. O su ve yem için yumurtaları terk edip soğutmazdı. Gurk tavuğun altına her yumurta konulamaz. Gurk yuvasına konacak yumurtalar, yüzlerce yumurtanın içinden bir bilen tarafından seçilir. Bu yumurtalar döllenmeye elverişli olmalıdırlar. Bunu anlamak için yumurtanın geniş tarafı ışığa tutulur. Döllü yumurtaların ışığa tutulduğunda yuvarlak ve siyah bir mührünün olduğu görülür. İşte bu yumurtadan civciv çıkar. Bu mührü olmayan yumurtalar cılk çıkar civciv çıkmaz, anaç tavuğun emeği boşa gider.

Kümeste on tavuk birde çilli horoz vardı. Tavukları değişik renkliydi. Beyazı, siyahı, sarısı, kırmızısı ve çillisi vardı. Tavukların her birisi dört beş kilogram çeken gelişmiş hayvanlardı. Bunlar, yumurtlar, gurk olup yavru çıkarırlar, yaşlandıkları ve yıllık yumurta verimleri düşünce kesilip yenilirler, yerlerini genç anaçlara bırakırlar.

Çil horoz yedi-sekiz kilogram ağırlığında irice bir hayvandı. Kümesin tek erkeğiydi. On tane eşi vardı. Her yıl onlarca yavrusu olurdu. Kendisi altı yedi yaşında olmasına rağmen yüzlerce yavrusu olmuştur ömrü boyunca. Çil horozun başında güzel bir gülü, gıdığında iki parça pembe sakalı vardı. Sesi çok güzeldi. Zaten Denizli kırmasıydı. Her sabah kümesin balkonundan köşkün ve çevrenin ahalisini güzel sesi ile yeni güne, uyandırırdı.

İlkbaharın ilk günlerinde tavuklar gurka yatarlar. Nisan ayının ortalarında her gurkun altından on beş-yirmi tane aynı renkli civciv çıkar. Civcivlerin tüyleri sarı, ayak parmakları ve gagaları pembedir. Bu renkler kanat kuyruk bağlayınca kimi beyaz, kimi siyah, kimi sarı, kimi kırmızı, kimide çil olur. Onlar annelerini, anneleri de onları tanır. Civcivler biraz büyüyünce anneleri onları yakın çevreden başlayarak geziye çıkarır. Derken küllükte deşinme başlar. Daha sonra tarlalarda böcek, tane v.s. toplamaya çıkarlar. Yavrular bir tehlike gördüler mi hemen annelerine koşup sığınırlar. Meselâ hava yağacak gibi oldu mu, üşüdüler mi, sıcak bastı mı veya gökte atmaca, şahin ve saksağan yerde kedi ve sansar gibi yırtıcı kuş ve hayvanları gördüler mi hemen annelerine koşarlar. Anneleri onları kanatlarının altına alır ve tehlikeden korur.

Anaç tavuklar yavruları ile bir küllüğe eşinmek için çıktığında veya yakın tarlalara börtü böcek toplamaya, arpa buğday vs. denesi bulup yemeye çıktıklarında çilli horoz da onlara eşlik eder ve başlarında bulunur. Bazen önlerinde, bazen arkalarında ve ortalarında efelenerek yürür. Gökten gelecek tehlike olup olmadığını kafasını yana eğip, gök tarafına gelen gözü ile semayı tarassut ederek anlamaya çalışır. Eğer tehlike varsa kığk, kığk diyerek çıkardığı sesle eşlerini ve yavrularını ikaz eder, uyarır. Bu uyarıyı duyan herkes ya kaçıp kümese girerek veya bir araya toplanarak tedbir alırlar. Çilli horoz yerden gelecek, kedi, gelincik ve sansar gibi tehlikelere karşı da devamlı teyakkuz halindedir. Bir tehlike gördü mü, kendine has bir ses çıkararak ve tüylerini kabartarak gardını alır, gelen hayvanın üzerine yürür ve tehlike arz eden hayvanı oradan uzaklaştırır.

Çilli horoz bu vazifeleri yapar yapmasına da, kendiside bilhassa şahin ve kartal saldırısından çok korkar. Fakat eşlerine ve yavrularına bunu pek belli etmez.

O sene civciv çoktu. Fakat her gün bir atmaca, bir şahin, bir kartal gelir birkaç yavruyu kaptığı gibi götürürdü. Anaç tavuklara göre bu hale bir tedbir alınması lazımdı. Civcivi olan beş tavuk bir araya gelerek çilli horoza geldiler. Bu kadar emekle meydana getirdiğimiz yavruların her gün üçü, beşi, yırtıcı kuşlara yem oluyor. Gel birlikte buna bir tedbir alalım dediler. Çilli horoz; tabi alalım, bende işin farkındayım. Yumruk kadar kuşlar her gün bize onca ziyan veriyorlar. Gelin buna birlikte engel olalım. “Yırtıcı kuşlar yavru kaçırmak için topluluğumuza saldırdılar mı, hep birlikte başına çullanıp öldürelim” dedi. Anaç tavuklar sevinerek “Tamam öyle yapalım, yavrularımızı bu kuşlara yem etmeyelim” dediler.

Tavuklar böyle cesur, gözü pek ve çözüm üretici bir ortak eşlerinin olmasından gurur duyarak yavrularının yanlarına, kümeslerine döndüler. Her birisi kümesin alt katında bir köşede yavrularını kanatları altına alarak huzurla uyumaya başladılar.

Çilli horozun güzel sesi ile yaptığı yeni gün çağrısına huzurla uyandı anaçlar. Daha güneş yeni yeni doğarken yavrularını peşine takıp arpalığa(tarlaya) çıkmaya başladılar. Çilli horoz yine önlerine düştü. Muzaffer bir komutan edasıyla uygun adım yürüyordu. Ara sıra kafayı yana eğerek semayı da temaşa ediyor tehlikeyi kontrol altında tutuyordu.

Çilli horoz bir ara hülyalara daldı. Geçmişi düşünmeye başladı. Hani bir defasında anne- babası ve kardeşleriyle küllükte eşiniyorlardı. Yukarıdan aniden dalan bir atmaca en yakınındaki bir kardeşinin sırtına sapladığı tırnaklarıyla onu nasıl kapmış aralarından alıp gitmişti. Bunu aklından geçirirken çilli horozun adeta tüyleri diken diken olmuştu. Sanki o anı yaşar gibi oldu. Tam bu sırada gökten üzerlerine aniden dalan bir yırtıcı kuşun gölgesini gördü. Görmesi ile birlikte kendini civciv sanarak koşup kümese girdi. Onu gören herkes kümese doğru koşmaya başlarken atmaca aralarından bir yavruyu daha alıp göklere yükselmişti. Ne oldu. Nasıl oldu. Kim gitti. Kim kaldı derken bir kargaşa yaşandı. Tavuklar yavruları ile kümese girince çil horozu kümesin bir köşesinde korkudan sinmiş bir vaziyette buldular.

Ortalık yatışmış, gergin hava sakinleşmişti. Yavru sahibi beş anaç, Çilli horoza geldiler. “Geçmiş olsun ne oldu. Nedir bu halin, hani gökten gelen her tehlikeye birlikte karşı koyup yavrularımızı koruyacaktık. Neden tehlikeyi görünce herkesten önce kaçıp kümese girdin. Yazık oldu bir yavru daha gitti” dediler.

Çil horoz; “Haklısınız, tehlikeyi sezince sizinle birlikte atmacanın yere inmesi ile başına toplanıp onu boğmamız, ezip yok etmemiz, yavrulara zarar vermesini bertaraf etmemiz gerekiyordu. Ancak ben küçükken, yukardan düşman üzerine pike yapmış bir jet gibi dalan  atmaca hemen yanımdaki kardeşime tırnaklarını geçirdiği gibi alıp yükseklere götürmüştü. İşte  gördüğüm bu olaydan sonra bu yırtıcı kuşlardan çok korkarım. Bu günde ben bu olayı hatırlarken yırtıcı kuş üzerimize dalınca kendimi aciz bir yavru gibi hissettim. Bir kümesin sorumlu lideri olduğumu unuttum. Korkmuşum küçükken bir defa, ne yapayım öyle bir dalışın karşısında adeta yüreğim ağzıma geldi. Korkudan her şeyi unutup kaçarak kümese sığındım, kusura bakmayın özür diliyorum” dedi.

Anaç tavuklar “Sende haklısın. Canandan önce can derler. Canını tehlikede gördün, cananı unuttun demek” dediler. O halde biz yavrularımızı korkak yetiştirmeyelim. Her tehlikeye karşı alınacak tedbirlerin olduğunu her halükarda kendimizi savunmayı onlara öğretelim. Küçükken korkak yetişmiş birisinden cesur liderin olamayacağı anlaşıldı, haydin gidelim kendi başımızın çaresine bakalım diyerek Çilli horozu mahcup, mahzun ve tek başına bırakarak yanından uzaklaştılar.

Demekki; küçükler korkak yetiştirilmemeli. Onlara her tehlikeye karşı yapılacak bir savunmanın olduğunu öğretmeliyiz. Her saldırıya karşı gardını alarak karşı koymayı öğretmemiz gerek. Hayatın mücadele gerektirdiği bilinmeli, mücadeleyi terk edenlerin yaşama şansının olmayacağı unutulmamalıdır.

Selam,saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@