13.09.2013, 00:00 325

CENNETE GÖTÜRECEK YOL

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Yaratanımıza hamd, Efendimize (a.s.) salavat olsun.

 

Çok esirgeyen ve çok bağışlayan yüce Allah, (c.c.) Alemlerin Rabbi ve Din gününün de sahibidir. Yer aleminin, gök aleminin, hayvanlar aleminin, bitkiler aleminin, canlılar ve cansızlar aleminin tek yaratanı O’dur.

 

Allah insanları eşref-i mahlukat olarak, ahsen-i takvim üzere ve yer yüzünde iradesini temsil etmek için yaratmış, orada ilahi hükümranlığı gerçekleştirme görevini de ona vermiştir.

 

Yüce Rabbimiz; bu dünyada, yer altında, yer üstünde, denizlerde ve göklerde canlı ve cansız ne varsa insanın istifadesi için, insanın emrine amade olarak yaratmış, insana yer yüzünü imar etme güç ve kudretini vermiş ve imarını da emretmiştir.

 

          Dünyanın bu güzelim nimetlerini insan için yaratan, ve bizleri de iman şerefi ile şereflendiren yüce Mevla, inanan kulları için ahirette de sayısız ve çok güzel nimetler halk etmiştir. Bu nimetler ayet-i celilede; “..Gafur ve Rahim olan Allah’ın ikramı olarak cennette sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey de sizin için hazırdır.” şeklinde ifade edilmiştir.(fussilet32) Ahiret Aleminin bu güzel ve sonsuz nimetleri cennettedir. Cennet ise mü’minler için yaratılmıştır. Mü’minlerin cennete girmeleri de, salih amel sahibi ve muttaki kul olmaları ile mümkündür.

 

 Allah (c.c) hazretleri,  Kur’an-ı Kerimde bütün inananları; yaptıkları yanlışlardan ve işledikleri günahlardan dolay Allah’ın rahmet ve mağfiretine sığınmak ve cennete gitmek için koşmaya, tevbekar, salih amel sahibi ve muttaki kullar oymaya gayret etmeye çağırmaktadır. Nitekim Ali İmran süresinin 133. Ayet-i kerimesinde Cenab-ı Hak mealen; “Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup, genişliği gökler ve yer kadar olan Cennet’e koşun!” buyurmaktadır.

 

Cennet kendileri için hazırlanmış olan takva sahipleri kimlerdir? Bu şanslı insanların özellileri, güzellikleri ve meziyetleri nelerdir? Sorularının cevapları da, aynı surenin müteakip, 134. ve 135. Ayetlerince şöyle beyan edilmektedir: “ O,takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar. Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe- istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlaya bilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.”

 

Demek oluyor ki; bütün ahlaki davranışların, sırf Allah rızası, Allah sevgisi ve Allah’a saygı ve takva gayesiyle yapılan tüm iyiliklerin bir gayesi vardır, o da Allah’ın bağışlamasına,   gökler ve yer genişliğinde olan cennete kavuşmaktır.

 

         Ayrıca her halükarda cömert olmak, öfkeyi yenmek, insanları bağışlamak, hatasını görerek kabul etmek ve ondan vazgeçmek gibi üstün sıfat ve meziyetler de, sadece takva sahibi insanların temel ahlaki nitelikleri olarak zikredilmektedir.

 

  İnsan beden ve ruhtan yaratılmıştır. O bedeni ile dünyaya, ruhu ile de ahirete ait bir varlıktır. O nedenle insan, hem dünyanın ve hem de ahretin nimetlerine muhtaçtır. Mümin kullarının hem dünyada ve hem de ahirette mutlu olmalarını isteyen yüce Yaratan, kendisinden yalnız dünya nimetlerini isteyenlerin, ahiret nimetlerinden mahrum kalacağını, yalnız ahiret nimetlerini isteyenlerin de dünya nimetlerinden mahrum olacağını  haber vermektedir.  Zaten dinin gayesi de insanın dünya ve ahret mutluluğudur.

 

Unutulmamalıdır ki, bu mutluluğa ulaşmak, insanın kendi çalışmasına bağlıdır. Ayette; “ İnsan emek ve gayretinin neticesinden başka bir şey elde edemez. Bu çalışmasının semeresi (meyvesi) de ileride (ahirette) ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına verilecektir” buyrulmaktadır. (Necm suresi 39-40-41) Demek ki, her insan çalışmasının karşılığını görecektir. Kimse yapmadığı işin karşılığını alamayacaktır. Atalarımızın dediği gibi, “Emeksiz  yemek yoktur ve olmayacaktır..”

 

Yaratanımız mümin kullarının  kendisinden hem dünyasının hem de ahiretin  iyilik ve güzelliklerini  istemelerini emrediyor. İnsanların, Allah’ın mağfiretine ve cennetine doğru yarışırcasına  koşmalarını emrediyor. Ve kurtuluşun yollarını da öğretiyor. Bu öğretilere kulak veren, onları inanarak ve ihlasla yapanlar, dünyevi ve uhrevi felaha ve kurtuluşa ererler, yapmayanlar ise bu nimetlerden mahrum kalırlar diyor.

 

Nitekim Kur’an-ı Kerimin Hac süresinin 77. ayetinde “Ey iman edenler ; ruku edin secde edin, yalnız Rabbinize itaat edin , hayırlar işleyin  ki, felaha  ve kurtuluşa  eresiniz “ buyrulmuştur.

 

Nesei, Tirmizi ve diğerlerinin rivayetine göre Hz. Ömer; “ Bir gün biz yanındayken Resülüllah efendimize vahiy gelmişti. Vahiy hali bitince Peygamberimiz kıbleye dönerek ellerini kaldırdı; “Ya Rabbi bizi çoğalt eksiltme, değerimizi artır, bizi hakir kılma, bize ver mahrum etme, bizi tercih et, başkasını bizim üzerimize tercih etme, bizden razı ol ve bizi razı eyle” diye dua etti. Sonra da bize hitaben; “Bana on ayet indirildi ki, kim bunları yerine getirirse cennete girer.” dediğini ifade ediyor.

 

İşte Hac Suresinin 77. ayetinde ifade edilen, felaha ve kurtuluşa ermenin hangi şartlara ve umutlara bağlı olduğu da, Mü’minun suresinin, Peygamber Efendimizin işaret buyurduğu bu on ayetindedir.

 

Cenab-ı Hak bu ayetlerde felaha ve kurtuluşa erecek müminlerin vasıflarını açıklıyor,  beyan ediyor ve buyuruyor ki.

 

1-Muhakkak ki müminler, mutluluk ve başarıya ermişlerdir.

 

2- Onlar ki, namazlarında tam bir saygı ve tevazu içindedirler.

 

3-  Onlar ki, boş şeylerden uzak dururlar.

 

4- Onlar ki, zekatı verirler.

 

      5-7- Onlar ki, mahrem yerlerini günahlardan korurlar. Yalnız eşleri ve cariyeleri ile ilişki kurarlar.  Çünkü bunu yapanlar ayıplanmazlar. Ama bu sınırın ötesine geçmek peşinde olanlar, haddi aşanlardır.

 

8-Onlar ki, üzerlerindeki emanetleri gözetirler. Gerek kendi aralarındaki akitleri, gerekse Allah Tealaya karşı verdikleri sözleri tam tamına tutarlar.

 

9-  Ve onlar ki, namazlarını vaktinde eda edip, zayi etmekten korurlar.

 

10- İşte asıl bunlar varis olanlardır.

 

11- Firdevs cennetine varis olan bu kişiler, orada ebedi kalıcıdırlar.

 

O halde, ömür denilen bu hayatın sayılı günlerinin kıymeti bilinmelidir. Geçen günlerin  yeniden tekrar yaşanması mümkün olmadığına göre, geçmiş günahlara pişmanlık duyulmalı ve dönülmeyen bir tevbe ile tevbe edilmelidir. Sonra da, felaha ve kurtuluşa vesile olacak bu on emri, hakkıyla yerine getirmeye gayret edilmelidir.

 

Netice olarak; Yaratanımızla, nefsimizle, aile bireylerimizle, akrabalarımızla, komşularımızla yakın çevremizdeki insanlarla ve içinde yaşadığımız toplumun bütün fertleriyle barışık olmaya çalışılmalıdır.

 

İçinde yaşanılan toplumun, fakir fukara, garip guraba, yoksul, dul, yetim ve muhtaçlarına elden geldiğince yardımcı olmaya gayret edilmelidir.

 

Böylece, Cennete girmenin yolunu bularak, ahiretin iyilik ve güzelliklerine kavuşmaya hak kazanılmış olur Allah bütün müminlere bu hal üzere yaşamayı ve bu güzel sonuca ulaşmayı nasip eylesin.

 

Selam, saygı ve dua ile.

 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@