08.11.2012, 00:00 268

ÇATIDAKİ DEVE

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Okumuş yazmış, üç fakülte bitirmiş iki lisan öğrenmişti İskender. Uzun boylu, kaytan bıyıklı yakışıklı, baba yiğit adamdı. Mahallenin kadını erkeği, genci yaşlısı tanırdı Onu. Cadde üzerinde caminin yanında av malzemesi satılan güzel bir dükkanı vardı. Yeni icat av araç ve gereçlerini dükkânın vitrininde sergiler, oltadan, otomatik tüfeğe kadar her şey satardı.

İskender ilçenin tarım müdürlüğünde ziraat mühendisliği yapan bir devlet memuruydu. Güzel silah kullanır, avda ne kaçan ne uçan elinden kurtulamazdı, yeterki bir görsün, attımı indirdi.

Türk Dili ve Edebiyatından sonra okuduğu ziraat mühendisliğini, memuriyet olarak seçmişti İskender. Konservatuar diploması sayesinde birkaç enstrüman çalmayı, türkü çalıp, şarkı söylemeyi de becerirdi.

Dükkanda adamı çalışır, kendisi mesai dışında uğrar, gelen eşe dosta çay ısmarlar, onlarla özel bölmesinde sohbet ederdi.

İskender inançlı bir adamdı. Ara sıra Cuma Namazı kılar, Ramazanda oruç tutardı. Vefat eden eşin dostun cenaze namazını kılmayı, tabutunu taşımayı, mezarına toprak atmayı hiç ihmal etmezdi.

Her gece yatağına girince, uyumadan Fatiha okumayı, dua etmeyi ihmal etmezdi. Sesli olarak yaptığı duasında “Allah’ ım beni cennetine koy. Bana cemalini göster. Bana hurilerden eş, gılmanlardan hizmetkâr ver. Ölürken kolay öleyim, dirilirken peygamberlerle haşrolayım, cennette salihler sohbetine katılayım” diye dua ederdi.

İskender’ in kötü bir alışkanlığı da vardı. Eş dost sofrasındaki içmesinden başka, her akşam eve gelmeden önce evinin yolu üzerindeki meyhaneye uğrar, bir iki duble atarak genelde eve sarhoş, çakır keyf gelirdi.

Hoca kızı olan elliye merdiven dayamış Raziye Hanım ve çocukları İskender’ in bu halinden bıkmışlardı. Kazancı iyi, ev halkını kimseye muhtaç etmezdi. Fakat akşamları eve sarhoş gelip, evde bağırıp çağırarak ev halkını ve çevreyi rahatsız etmesi, onları üzüyordu. Hep birlikte İskender’ i ıslah etmesi için Allah’ a yalvarıyorlardı.

İskender’ in mahallesinde ev komşuları sayılacak; Alim, fazıl, Allah dostu hoca diye bilinen bir zat yaşıyordu. Hoca efendi yaşlı eşiyle birlikte emekli maaşıyla geçiniyor, kula muhtaç olmuyordu. Geleni gideni, elini öpüp hayır duasını alanları eksik olmazdı zatın.

İskender’ in bu kötü halleri Raziye hatunun canına tak dedirtmişti. Zavallı kadının eşinin ıslah olması için, çalmadığı kapı, baş vurmadığı çare kalmamıştı. Kendisi ile iki oğlu bir kızı Allah’ a muti kullar olarak yaşarken, bir ayyaşın evin huzurunu her gün alt üst etmesi zoruna gidiyor, çocuklarından ve çevresinden utanıyordu.

Raziye hatun bir gün çocukları da yanına alarak komşusu olan zatı muhtereme gitti. Efendinin elini öpüp hayır duasını aldıktan sonra, eşi İskender’ in hallerini ağlayarak anlattı. Zat “Kızım Allah ıslah etsin. Sokakta çokta hürmetkâr ve efendi görünüyor. Yatmadan önce yaptığını söylediğin o duaları da hoşuma gitti: Demek her gece yatmadan yüksek sesle bu duaları yapıyor öyle mi” dedi. Raziye hatun olan biteni olduğu gibi tekrar anlattı.

İskender güzel bir bahçe içinde tek katlı ahşap bir evde oturuyordu. Evin çatısına hem içerden hem de dışarıdan çıkılırdı.

Raziye hatunu dinleyen zatı muhterem ona “Sen bana yardım edersen, ben de kocanın ıslahı için Allah’ a dua ederim” dedi. Raziye hatun tabi yardım ederim ama sana yardımım nasıl olur ki” dedi. Hoca efendi ona “Ben bir akşam siz yatmadan biraz evvel geleceğim, İskender Efendi görmeden ve çocuklar duymadan sen benim sizin çatıya çıkmama yardım edeceksin o kadar, gerisini ben hallederim” dedi.

O akşam İskender eve yine sarhoş geldi. Yapacağını yaptı, bağırdı, çağırdı yedi içti, nihayet yatağa girdi. O uyku öncesi duasını ederken çatıda bir gürültü oldu. Bu nedir derken İskender, çatıdan bir takım sesler gelmeye başladı. İskender hemen feneri eline alarak pijamalar sırtında çatıya çıktı. Baktı çatıda bir adam, elektriği yüzüne tutunca Allah dostu zatı tanıdı İskender. Adama hitaben “Efendi sen cinmisin perimisin, sen bizim komşumuz Abdülaziz Efendi değilmisin; Allah aşkına söyle bu gece yarısında ne işin var bizim çatıda, ne ararsın bu saatte burada be adam” dedi.

Abdülaziz efendi “ Evet İskender evladım ben sizin komşunuzum. İyi tanıdın” dedi. İskender “Efendi iyide, bu saatte burada ne işin var” deyince zat; “Oğlum bizim deve kaybolmuştu da onu arıyordum burada” diye cevap verdi. Bu defa İskender sinirlenerek, “Yahu efendi biz seni akıllı başlı, Allah’ ın mübarek bir kulu bilirdik. Meğer sen hepten deliymişsin. Hiç gece yarısında çatıda deve aranır mı? Devenin çatıda ne işi olur” dedi.

Abdülaziz Efendi “Ey İskender oğul! Ya senin günlerin isyanla geçerken, ömrün şeytanî yolda tükenirken, her gece yatağa yattığında ellerini semaya açıp “Ya Rabbi beni cennetine koy. Bana cemalini göster. Bana hurilerden eş, gılmanlardan hizmetkâr ver. Ölürken kolay öleyim, dirilirken peygamberlerle haşrolayım, cennette Salihler sohbetine katılayım”   diye dua etmene ne denir. Ha senin bu isyankâr halinle Allah’ tan bu isteklerde bulunman, cennete ve cemalullaha talip olman, ha da benim gece yarısında senin çatıda yitik deve aramam, ne fark eder. İkisi de olmayacak şey olduktan sonra ha o, ha bu. Ne çıkar evladım. Önce iman, sonra amel sonra talep olacak. Sende iman var. Amel yok, isyan çok. Gayri müslim gibi yaşıyorsun. Allah’ ın ahirette müslümanlara ihsan ve ikram edeceği nimetlere talip oluyorsun. Gel eteğindeki taşı dök. Geçmiş günahlarına tevbe et. Islah-ı nefis eyle. İsyanı terk et. Allah’ a itaatkar bir kul olacağına söz ver. Eşinden özür dile. Çocuklarını sevindir. Eve her akşam rezillik yerine güzellikle gel. Allah kullarını affeder. O kuluna acır. İsyankâr kullar tevbe ederek itaatle girsin diye gece gündüz mağfiret kapısını açık tutar. Gel gir şu kapıdan. Evladım ihlas ve samimiyetle sığın Allah’ a, bak o zaman bambaşka bir İskender olursun. Hem dünyada hem de ukbada mutlu olursun. Yuvana huzur, kalbine ferahlık gelir” dedi.

İskender, Efendinin sözünü tuttu. Bir boy abdesti aldı. İki rekat tevbe namazı kıldı. Seher vakti elini açtı semaya. “Ey Allahım! Rahmetinden ümidinizi kesmeyin diyorsun. Dua edin icabet edeyim buyuruyorsun. Ben affediciyim, affetmeyi severim dedin. Ben de, geçmişteki rezil yaşantıma bin pişman olarak, tevbe kapını çalıyorum. Beni içeri al. Şeytanın elinde oyuncak olmama izin verme. Beni bağışla, Rahmanın yolundan ayırma. Eşim ve çocuklarımla huzurlu bir yuvada mutlu bir yaşantı nasip eyle” diye dua etti.

Abdulaziz efendi aracı oldu. Raziye hatun ve hanesi huzur buldu. İskender iradesini şeytandan aldı. Nefsine galip geldi. Allah’ ın yolunda, saygılı bir eş, sevimli bir baba olarak; evi, camisi ve işi arasında geçen mutlu bir yaşantıya kavuştu. Allah’ ın rahmetinden ümit kesilmez. Şirk koşmaktan başka Allah’ ın affetmeyeceği günah olmaz. Günahına dönülmeyen bir tevbe ile tevbe edenin hiç günahı kalmaz. Günahsızlar huzurda mahcup, cennet nimetlerinden mahrum olmaz.

 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
18°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@