Bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı; Camilere ilgiyi artırmak, çevresini bakımlı ve canlı tutmak amacı ile, her yıl kutlanmak üzere 1-7 Ekim tarihleri arasını 1989 yılında “Camiler Haftası” olarak kabul ve ilan etmiş, 2003 yılında ise bu isim Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak değiştirilmiştir. Tıpkı Kızılay Haftası, Yeşilay Haftası ve Sakatlar Haftası gibi.

Bu sebeple 1989 yılından bu yana ekim ayının ilk yedi günü; camilerin manevî varlığına ilginin ve saygının artmasını sağlayıcı programlarla “ Camiler Haftası ” olarak kutlanmaktadır. Bu yıl ve bundan sonra da “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlanacaktır.”

Cami kelimesi lügatte; toplayan, bir araya getiren anlamlarına gelir.

Terim olarak cami; müminlerin, genç-ihtiyar, zengin fakir, kadın erkek, mukim misafir, amir memur, asker sivil, işçi patron farkı gözetmeksizin bir araya geldikleri, gönül gönüle, omuz omuza, saflar tutup, ibadet ettikleri, Kabe’ye yöneldikleri kutsal mekandır.

Bu manada camiler; dua ve ibadetlerin topluca Allah’a arz edildiği, kalplerin yıkandığı, elem ve sevinçlerin paylaşıldığı, müminlerin kucaklaştığı yerlerdir.

Camiler; bilmediklerimizi öğrendiğimiz ilim ve irfanlarımızı yükselttiğimiz, nefsimizi ve âlemi tanıdığımız ilim ve hikmet yuvalarımızdır.

Camiler; dünyanın çeşitli problemleri ve sosyal sıkıntılarına karşılık, gerçek huzuru mutluluğu bulabildiğimiz manevî sığınaklardır.

Camilerimiz; Süleymaniye, Fatih, Selimiye, Sultanahmet, ve benzerlerinin planlarında görüldüğü gibi, dargınların barıştığı, küskünlerin kucaklaştığı, kin ve nefretin unutulduğu, öksüz, yetim ve yoksulların sevindirildiği, açların doyurulduğu, çıplakların giydirildiği, hastaların tedavi edildiği ve misafirlerin ağırlandığı yardım ve iyilik merkezleridir.

Kısacası camilerimiz; kendimizden ayrı düşünemeyeceğimiz, bizi biz yapan temel değerlerimizden biridir. Bayrak gibi, sancak gibi şehitlik ve hür yaşamak duygusu gibi, haysiyet ve şeref gibi.

Camilerimiz; vatanımızın temel taşı, millet bütünlüğümüzün teminatı, dinî ve millî birliğimizin ilham kaynağı, ahlak, sevgi, hoşgörü, paylaşma ve aşkımızın heyecan pınarlarıdır.

Din görevlileri ise; insanımızın doğumunda, eğitiminde, erkeklerin sünnet olmasında, evlenmelerinde, askere gitmesinde ve ölümünde; kısaca beşikten mezara kadar sevinçli ve kederli günlerinde daima yanında olan, onlarla sevinip onlarla üzülen kimselerdir. Hafta boyunca cami isminin yanında, camide halkın önünde bulunan din görevlisinin de birlikte anılması kadar tabiî bir şey olamaz. Dinî önderler de halkımız tarafından saygı ile anılır ve unutulmaz.

DİN GÖREVLİSİ OLMAK BİR AYRICALIKTIR

İnsan; etten, kemikten, ilikten ve sinirden yaratılmıştır. Bazen sevinir bazen üzülür. Yaşam yolu bazen düz, bazen iniş, bazen de yokuştur.İnsan ruh ve beden bileşimidir. Bedeniyle dünya, ruhuyla ahiret varlığıdır. Onun için akıllı insan ruhunu bedenine, bedenini de ruhuna tercih etmez. Bedeninin ihtiyacını da, ruhunun ihtiyacını da görür gözetir. Yani dünyada da, ahirette de mutlu olmanın yolunun bu tercihten geçtiğini bilir. Çünkü, bedenini tercih eden ahirette, ruhunu tercih edende dünyada kaybeder.

İnsan mesleğini seçerken, bir sanat tercihi yaparken, bir iş tutarken bu yapısını iyi değerlendirmesi gerekir. Bazen yanlış seçilen bir meslek veya sanat insanın ömür boyu yanlış ve mutsuz çalışmasına neden olabilir. Çevremizde Tıp Fakültesine girip “Bu benim işim değil ” diyerek okulu bırakanları, meslek değiştirenleri görürüz. Öyle ya kandan tiksinen, yara görünce baygınlık geçiren birisinin, illa doktor olacağım demesi, ömür boyu yolunu yokuşa sürmesi değil midir?

Bazen de insan sahip olduğu nimetlerin kıymetini bilmez. Hem dünyası ve hem de ahireti için faydalı bir mesleğe sahip olduğu halde, hiçte mizacına uygun olmayan işlere, mesleklere veya sanata heves edenler olur. Hani derler ya “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünürmüş.” İşte bazen insan hem kendisi, hem eşi ve hem de çocukları için madden ve manen faydalı olan elindeki nimetin kıymetini takdir edemez. Bunun sonucu olarak işini, mesleğini veya sanatını değiştirir, bırakır. Çoğu zaman bu yaptığına pişman olur. “Yuvarlanan taş yosun tutmaz” derler. Taş yukarıdaki yerinden bir kopmaya dursun, dağın dibindeki en çukur yere kadar yuvarlanır ve orada sükûn bulur. Fakat dün yukarıdayken bugün çukura düşmüştür.

Daha fazla gelir, daha fazla rahatlık, daha fazla mutluluk elde edeceğine inanarak elindeki nimeti tepen öyle insanlar vardır ki; elindeyken kıymetini bilmediği nimete deyimi yerindeyse “Kedinin ciğere baktığı gibi bakar.” Fakat o nimet elinden çıkmıştır. Tekrar sahip olması artık mümkün değildir.

Din görevi çok ulvî bir görevdir. Din adamlığı bir meslekse; manen en yüce mertebedir. Madden de ülkenin tahsil durumuna göre çoğu zaman hangi meslek ve işte olursa olsun üç aşağı beş yukarı eşit imkânlar elde edilir. Din adamının kötü alışkanlıkları ve fuzuli harcamaları olmadığı için onun elindeki imkânlar daha da bereketlidir. Öte yandan Din Görevlisi maaş karşılığı görevini yaparken, yaratanına karşıda görevini yapmış, ahiret hayatının mutluluğu içinde tedbir almış oluyor. Tabiî ki ahirete hazırlıklı olmak için illa da din görevlisi olmak gerekmez. Ama günde beş vakit namazı camide cemaatle ömür boyu kılmayı sağlayacak başka meslekte hemen hemen yok gibidir.

İlk imam ve ilk Kur’an öğretmeni Hz. Muhammed (s.a.v.), ilk müezzin Bilal-i Habeşi’dir. Manen onların vekili olmak kadar güzel bir meslek olmasa gerek. İslam Dini Allah katında en son ve en makbul dindir. Allah’ın en has ve en bahtiyar kulu da ihlâslı imam, ihlâslı Müezzin ve ihlâslı Kur’an öğreticisidir.

Durum böyle olduğuna göre bir din görevlisinin meslek veya iş değiştirirken bir kere değil bin kere düşünmesi gerekmez mi? Din görevlisinin bu hareketiyle Hz. Peygambere ve Bilal-i Habeşi ile meslektaş iken, onların naibi iken (vekili iken) sanki “Ben sizin mesleğinizi ve sizinle meslektaş olmayı sevemedim. O nedenle sizinle meslektaşlık yolumuzu ayırıyorum” demek değil midir? Böyle bir tercih doğru mudur?

Başta diyanet mensupları olmak üzere bütün müminlerin camiler ve din görevlileri haftalarını tebrik ediyor, 2018 Yılı Camiler ve din görevlileri haftasının her türlü hayırlara vesile olmasını yüce Allah’an niyaz ediyorum.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dualarla.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol