Bilindiği gibi toplu ibadet yapılan yerlere “ Cami” denilmektedir. Secde edilen yer demek olan “Mescit” kavramının da, Kuran ve Sünnette Cami kelimesi yerine kullanıldığını görüyoruz.
Yer yüzünün ilk mescidi, Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haramdır.(Müslim, Mescid, 1) İslam’da yapılan ilk Mescit ise, Medine-i Münevvere yakınında bulunan, Kuba köyünde Peygamber Efendimiz tarafından yapılan “Kuba Mescidi” ve daha sonra Medine de inşa edilen “Mescid-i Nebevi”dir.
Camilerin; beldelerin Allah’a en sevimli yerleri (Müslim, Mescid, 288) ve Allah’ın evleri olduğu Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından bildirilmiştir. (Münavi II-445)
Kuran ve Sünnette, “Allah’ın Mescitlerini ancak, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekat veren ve sadece Allah’tan korkan kimselerin imar edeceği (Tevbe 9/18), Allah için bir Mescit inşa edene, Allah’ın da cennette bir köşk inşa edeceği (Münziri, Tergib I/193), buna mukabil, Allah’ın Mescitlerinde Allah’ın adının anılmasına ve Mescitlerin harap olmasına çalışanların, en zalim kimseler olduğu bildirilmiştir. (Bakara 2/114)
Camilerde sadece Allah’a ibadet edilmesi (Cin 72/18), camilere temiz ve güzel elbiselerle gidilmesi, (A’raf 7/31) camilerin temizlenmesi de yüce Allah’ın emridir.(Bakara 2/125, Hac 22/26)
Namazlarını camide cemaatle kılan Müslümanların, 27 kat daha fazla sevap kazanacağı da Peygamber Efendimiz tarafından ifade buyrulmuştur.(Müslim Mesacid, 249, I, 450) O nedenle cami, mescit ve cemaat Müslüman’ın günah kirlerinden, yani manevi kirlilikten arınmasının vasıta ve sebeplerindendir.
Yeryüzü Ümmet-i Muhammed için mescit kılınmıştır. Müslüman, dinin direği olan namazını, yer yüzünün temiz olan her yerinde kılabilir. Evinde iş yerinde cami ve mescitlerde de kılabilir. Ancak müminin namazını cami ve mescitlerde cemaatle kılması, tek başına kılmasından yirmi yedi derece daha üstündür, sevaptır. Bu üstünlüğün sebebini Peygamber Efendimiz şöyle beyan etmiştir; “Güzelce abdest alıp evinden sırf namaz kılmak niyetiyle çıkan bir kimse, attığı her adım başına bir derecelik sevap kazandığı gibi, bir günahı da silinir. Camide namazını kıldıktan sonra da, camide durduğu müddetçe abdesti bozuluncaya kadar melekler, o kişi için Allahtan devamlı mağfiret dilerler ve Allah’ım, onu affeyle, ona rahmet ihsan eyle derler. Namaz vaktini camide bekleyen kimse, devamlı olarak nafile namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır.” (Buhar ve Müslim)
Demek oluyor ki, namazını camide cemaatle kılan kişi, evinden çıkıp camiye gidinceye kadar, camide cemaatle namaz kılarken ve camide göksü kıbleye karşı olarak otururken, hep sevap kazanmasından ve meleklerin de bu kimse için yüce Allah’tan af ve mağfiret dilemesinden dolayı, manevi kirlerinden arınıyor.
“Kişinin başka biri ile kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan daha parlak ve üstün derecelidir. İki kişi ile kıldığı namaz da bir kişi ile kıldığı namazdan daha parlak ve üstün derecededir. Cemaat ne kadar çok olursa namaz da Allah katında o kadar parlak, üstün ve sevimlidir”(Buhari)
Camiye namaz kılmak için gelen bir kişi, namaz vaktini beklerken sevap kazandığı gibi, namaz kılıp evine gittikten sonra da evinde sevap kazanmaya devam edebilir. Bu hususu ve namazı Camide cemaatle kılmanın ne kadar önemli olduğunu Resulullah Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde şöyle ifade buyurmuşlardır: “ Yatsı namazını camide cemaatle kılan kimse, gecenin yarısını nafile namaz kılarak geçirmiş gibi sevap kazanır. Sabah namazını camide cemaatle kılan kişi de, gecenin kalan yarısını nafile namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Hem sabah ve hem de yatsı namazını camide cemaatle kılın kişi is, gecenin tümünü nafile namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır”
Namazdan en çok sevap kazananlar, evleri camiye en uzak olanlardır. Kıyamette nurların en parlağına sahip olanlar da karanlık gecelerde evine uzak camilere, yatsı ve sabah namazı kılmaya gidenlerdir. Nitekim Efendimiz (s.a.v) hadislerinde; “ Namazdan en çok sevap kazananlar, yolu camiye uzak olanlar ve namaza giderken en çok yol yürüyen kimselerdir.” (Buhari) . “ Ey Büreyde! Koyu karanlıklarda uzun yol yürüyerek camiye gitmeyi huy edinen kimseleri, kıyamet günü, nurların en parlağı ile müjdele” buyurmuştur.
Camiler Allah’ın evleridirler. Müminler günde beş defa Allah’ın evine ezanla davet edilirler. Davete icabet ederek, camiye ibadete gelenler, Allah’ın misafirlerdirler. Ev sahibi misafirlerine ikram eder. Yüce Allah’ın camiye gelenlere ikramı ise, onların günahlarını affetmesidir.
“Namaz kılmak için camiye erken gelip, ezanı camide abdestli olarak dinleyenlerin yüzleri, mahşerde güneş gibi parlak olacaktır.”, “Cuma günü evinde gusül abdesti alarak camiye ilk gelen kişi bir deve, ikinci gelen bir sığır, üçüncü gelen bir koyun, dördüncü olarak gelen de bir horoz keserek etini fakirlere dağıtmış gibi, beşinci olarak gelen ise, fakire bir yumurta vermiş gibi sevap kazanır.”, “Camilerdeki ön safta namaz kılmanın sevabını gerçekten bilselerdi insanlar, ön safta namaz kılmak için bir birleri ile yaraşır, hatta orada yer almak için gerektiğinde aralarında kura çekerlerdi.”, “Mahşerde insanlar Allah’ın huzurunda, camide hangi safta namaz kılıyorsa ona göre sıralanacaklardır” ifadeleri de, Peygamber Efendimize ait mübarek sözlerdir.
Evinde abdestini alarak namaz kılmak niyetiyle camiye gelen kişi, oraya kadar günahları ile gelir. Bu günahlar onun boynunda bir halka gibidir. Melekler kapıda, Allah’ın evine günahla girmesin diye bu günah halkasını çıkarırlar. Kişi camide namazını kılar, dua ve tövbesini yapar. Camiden çıkarken melekler, “ Ya Rabbi bu kulunun boynuna, günah halkasını tekrar takalım mı?” diye sorarlar. Yüce Allah, “ Kulum davetime icabet ederek camiye geldi, evimde ibadetini yaparak dua etti, benden affını diledi. Ben de kulumu affettim. Artık kulumun boynuna günah halkasını takmayın” buyurur.
Peygamber efendimize gelen bir adam, “ Ya Resülallah! Günah işledim, dua et de Allah beni affetsin” demiş. Resülullah dua edeceği zaman, ezan okunmaya başlamış. Adama, “ Gel namazı kılalım da ondan sonra dua edelim” buyurmuş. Namazda çıkınca adam, talebini tekrarlamış. Peygamberimiz adama, “ Sen bizimle camiye girip ibadet etmedin mi?” diye sormuş. Adam, “ Evet sizinle camiye girdim, namazımı kılıp çıktım.” demiş. Peygamber (s.a.v.) adama, “ Allah camiye girip ibadet yapıp çıkanları affeder, seni de affetmiştir, ayrıca dua etmeye lüzum var mı?” buyurmuş.
Camilerin müdavim cemaatleri, bilhassa köy, mahalle, site ve kurum camilerinde, genelde bir birlerini tanırlar. Asker arkadaşı, iş arkadaşı ve hac arkadaşı gibi, tabiri caizse cami ve cemaat arkadaşı olurlar. Bunlar çoğu zaman karşılaşınca selamlaşır, müsafaha yapar, el sıkışır, hal hatır sorarlar. Efendimiz, “ İki mümin müsafaha yapınca, daha elleri birbirinden ayrılmadan, Allah onların günahlarını bağışlar” buyurmuştur.
Görülüyor ki, hem cami ve hem de cemaat, mümini Allah’ın affetmesine, yani müminin günah kirlerinden arınmasına sebep olmaktadırlar. Yüce yaratanımız, insana isyan etme kabiliyeti vermiştir. Fakat Müslümanlara yaptığı yanlışlardan dolayı kazandığı günahların affına vesile olacak birçok sebepler ve Fıratlar da yaratmıştır. Müslüman bu sebeplere tevessül eder, bu fırsatlardan yararlanmasını bilirse, Allah (c.c.) onu, günah kirlerinden arındırır. İşte cami, cemaat ve toplu yapılan ibadetler de, kulun affedilmesi için birer sebep ve fırsattır. Bu fırsatları değerlendirenler günahlardan, manevi kirlerinden arınırlar.
İnsanlar kıyamet günü, hesaplaşması bittikten sonra, sırat köprüsü denilen, bir imtihan köprüsünün başına gelecekler. Altında cehennemin bulunduğu halk deyimiyle, bu kıldan ince ve kılıçtan keskin köprüden herkes teker teker geçmek zorundadır. Dünyada Allah’a itaat ederek yaşamış olan iyi kullar bu köprüyü çeşitli kolaylıklarla geçerler. İnanmayanlar ve günahkarlar bu köprüyü geçemeyerek, dehşetlikler ülkesi olan cehenneme yuvarlanacaklardır.
Dünyada cami yaptıran, yapılmasına yardımcı olan veya camide cemaat olarak bulunup caminin şenlenmesine sebep olanlar, korkularından sırat köprüsüne binmeye çekinince camiler, bu köprüyü geçecek vasıtalar şeklinde önlerine gelecekler, bu bahtiyar müminler de onlara binerek, sırat köprüsünden kolaylıkla geçeceklerdir.
Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu konudaki hadislerinde; “ Yeryüzünün camileri kıyamet günü uçak şekline girerek, sırat köprüsünün başına gelecekler. Cami imamları pilot, müezzinler yardımcı pilot ve cami cemaati ile cami yapımına yardımcı olan hayırseverler yolcu olacak, böylelikle yer yüzünün ibadet evlerinin bu bahtiyar mensupları, sıratı hep birlikte kolaylıkla geçivereceklerdir.” buyurmuştur.(Nura doğru, s 109)
Sırat köprüsünün başına yığılmış olan insanlar da, bu bahtiyar inanlara gıpta ile bakacaklardır. Demek ki insan, hayatta iradesi elinde ve canı teninde iken, caminin banisi, caminin cemaati veya Allah evinin misafiri olursa, Allah (c.c.) onu günah kirlerinden arındırır. Allah cümlemizi bu bahtiyar kullarından eylesin.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol