I
“Cam Tavan Sendromu” psikolojik sınırı ifade eden söz öbeğidir.
Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 santimetre yüksekliğindeki altı metal bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Döngü devam eder…
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura, vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi”ne sadık halde yaşarlar.
Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm'den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.
Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına “Cam Tavan Sendromu” adı verilir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız, hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir. Yapabileceğini düşündüğü kadardır.
Boyun eğmeyi içselleştiren insanlar sürekli “Cam Tavan Sendromu” içinde yaşarlar. Öğretilmiş çaresizlik…
II
Medya yaşadığımız hayatı bize gösterirken, birçok şeyi de örterek algılarımızı engeller. Gösterilenin arka planındaki gerçeklik ve 25. karelerle algımıza atılan virüsler ise davranışlarımızı şekillendirir. İşin trajik yanı, o duruşun kendi görüşümüz olduğu sanısını taşımamızdır.
III
Vicdan, sızlanmayı değil, boyun eğmez bir onurla meydan okumayı gerektiren bir eşiktir.
IV
Umberto Eco, “Çirkinliğin Tarihi” adlı kitabında sanat tarihi içerisinde çirkin, fantastik, öteki gibi kavramların işlendiği yapıtların bir antolojisini sunar. Eco, güzelin zamana ve kültüre göre değişkenliğini vurgulamak adına Voltaire’in Felsefe Sözlüğü’nden alıntıladığı bir girişle başlar. “Bir kara kurbağasına güzelliğin, gerçek güzelliğin, Tokalon’un ne olduğunu sorun.
Size kahverengi sırtını ve sarı karnını, geniş düz boğazını ve küçükbaşından pörtlemiş iki yuvarlak gözleriyle güzelliğin dişisinden oluştuğunu söyleyecektir. Gineli bir zenciye sorun: onun için güzellik siyah yağlı bir cilt, içe gömük gözler ve düz bir burundur. Şeytana sorun: Size güzelliğin bir çift boynuz, dört pençe ve bir kuyruk olduğunu söyleyecektir.”
(Tokalon, “Bakımlı cilt güzeldir!” sloganıyla satılan makyaj malzemesi, fondöten)
V
Bir toplumsal değişim hareketinin devrim olup olmadığı onun iktidarı ele geçirdikten sonra yaptıklarıyla ölçülür.
VI
“Evrende en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir” der Einstein…