Son günlerde üzerinde sürekli düşündüğüm, anlamaya çalıştığım ancak pek başarılı olamadığım, niye diye sorduğumda sadece böyle gelmiş böyle gidiyor cevabını aldığım bir konuyu paylaşmak, yazmak, yazarken biraz olsun daha iyi anlayabilmek istedim.

Konumuz ise saygı.Gerçek bir saygı mı yoksa bir gösteriş olarak mı saygılıyız? Ya da saygılı görünüp, esasınsa saygının ilk hecesi kadar bile birbirimizi sayıyor muyuz?

Saygının kelime anlamı; “Büyüklere, yaşlılara, değeri yüksek olanlara, kutsal bilinen kimselere, şeylere karşı duyulan, sevgi ve çekinmeyle karışık bağlılık duygusu” olarak tanımlanır. Tanımında bile bir nitelik koşulu aranarak, yaş gibi unsurlara bağlamış, işin içine bir de çekinmeyi ekleyerek işi iyice zoraki yapmış. Kafamdaki sorularla zaten, özellikle bizim toplumumuzda saygı görmek için illa erkek, yaşlı, anne-baba, vasıflı mesleğe sahip kişi ya da zengin mi olmak lazım, bunu sorgularken, bu tanım iyice düşündürdü beni açıkçası. Yani kadınsan, çocuksan, fakirsen, hatta kedi, köpeksen, ağaçsan, nehirsen, herhangi bir duygu-düşünceysen, saygı görmeye pek hakkın yok galiba? Tamam, koşulları sağladık diyelim, yaşlandık, profesör olduk, anne-baba olduk, saygıyı kazandık. Peki nasıl saygılı olacağız? Bunun için de bir tanım var mı, ya da saygılı olmak için belirlenen şartları sağlayınca gerçekten saygılı bir birey mi olunuyor acaba diye düşünürken; çevremizde olay ve durumları gözlemleyerek, görsel ve yazılı medyada haber olmuş oldukça ilginç davranışlar ve söylenilenler arasındaki farklar olan bireyler dikkatimi çekti.

Örneğin; mübarek bayram günleri mutlaka her birey büyüklerini ziyaret eder ve etmesi de gerekir, öyle değil mi? Lakin, bizim her bayram aile ziyaretine giderek saygı görevini başarıyla tamamlamak üzere yola çıkan ailemizin saygılı babası, trafikte bir kilometre uzaktan sesi duyulan ambulansı, bu trafikte onun için beş dakika zaman kaybına sebep olacağından, duymazlıktan gelip yoluna devam ediyor. Ambulans yolu açınca da açılan yolda arkasına takılıp bas bas gidiyor. İçindeki ölmüş, kalmış, umurunda dahi değil. E peki de ambulansın içinde ölüm kalım savaşı veren hastaya saygı nerede? Ne gerek var, ben büyüklerimin elini öperim, saygıyı kaparım…

Hava güzel, sıcak , güneş adeta bize dışarı çıkmamız için davetiye gönderiyor.Nasıl değerlendirelim bir tatil günümüzü, böyle güzel havaya denk gelmişse? Haydi pikniğe, mangallar yansın, şişler dizilsin, nar gibi kızarmış etler yensin, içilsin, üstüne de karpuzu kestik mi, ooh ne güzel. Akşam oldu evimize dönelim artık, dönelim de kim toplayacak ortalığı, bunca çöp ne olacak? Amaan boş ver, kim görüyor ki? Bırak gitsin. Eee, nerede doğaya saygı? Ne doğası ya, canlı mı o, güldürme beni.. Hem ben saygılı birisiyim, babamın yanında sigara bile içmem…

Hasta oldun, gittin doktora. Anlattın derdini, doktor yazdı reçeteni, işlemlerin bitti. Memnun kalmadın, film çekmedi, istediğin ilacı yazmadı diye içine sinmedi. Git vur kapısına, say, söv, yetmedi saldır üstüne, adamı bir güzel döv. E çalışana saygı? Aa ben saygılı biriyim, babamın yanında ayağımı bile uzatmam…

Sabahın körü, akşamın geçi, aç televizyonun sesini, bağıra çağıra konuş, tepine tepine de yürü evde. Rahatsız falan olur mu komşu, hiç düşünme, aman bana ne de. E komşuya saygı nerede? Aa ben saygılı birisiyim, müdürüme saygıdan ceketimi iliklerim…

Akşam saat yedi, babamız eve gelmiş. Tüm gün aynen baba gibi çalışıp, bir de evin, görünmediği için bir türlü algılanmayan tüm yükü ve çocukların sorumluluğu altında ezilmiş anne; bizim saygılı babaya, masaya bir tabak da sen getirir misin? diyor. Saygının cinsiyetle alakalı olduğuna emin olan baba, ben erkeğim, ne tabağı çanağı, ayrıca ben tüm gün çalıştım, cevabını verip, televizyon karşısında yerini alıyor. Anne akşam mesaisini yapmaya devam tabii. E kadına saygı? O da ne, ben erkeğim, ayrıca saygıda kusur etmem, büyüklerimin bir dediğini iki etmem…

Allah analı babalı büyütsün, iki çocuk. En güzel varlıklar ama küçüğün yemekle arası pek yok. Olur mu hiç, yemesi lazım, diye elini kolunu tutup zorla ağzına sok, yemiyor diye azarla. Yemek eğitimi diye bir kavram yarat, onun arkasına sığın sonra da. E çocuk yemiyor, saygı göstermek lazım. Ne saygısı, o daha küçük, anlamaz, derken, “Anne yaa bir bakar mısın?” diye yanına gelen büyük çocuğa da, annenim ben arkadaşın değil, doğru konuş benimle saygısız, diye bağır çağır, sözel ve fiziksel şiddet uygula daha da kötüsü. Kabahatini daha büyük yıkıcı bir davranışla çocukların ruh yapısını, kişiliğini rencide eder malesef. Böylelikle, çocuğun kendisine ve arkadaşına saygı duyulmaz, sadece anneye duyulur telkinini verir, sırf annesin diye bağırıp, kötü davranışlar sergileme hakkına sahip olduğunu düşünür. E onlar da birer birey, onlara da saygı duymak lazım. Onlar küçük, ayrıca saygılıyım ben, annemi sürekli arar halini hatırını sorarım...

Say say, yaz yaz bitmez bizim saygı örnekleri.Böyle zincirleme malesef devam ediyor. Saymakla, yazmakla da değişmez zaten. Çünkü bir insanın ,her şeye saygı gösterebilmesi için önce kendine saygısı olması gerekmektedir. Bunun için de önce kendini tanıması, karşısındakinin kendinin bir insan olduğunu,empati duygusu ile tüm evrende yaşayan canlıların bütün olduğunu fark etmesi gerekir. Ancak böyle, koşulsuz, şartsız, kaygıya, korkuya değil sevgiye bağlı saygı gelişir. Yaratılan her şeye saygı gösterilir. Her şeye gösterilen saygı ise zaten insanın kendisine olan saygıdan ileri gelmektedir.

İşte her şeyin özü sevgide yatıyor. Kişi kendini sevmezse başka herkesle olan iletişiminde, davranışlarında saygı da doğru orantılı olarak olmuyor.

F. Nietzsche’nin sözünde olduğu gibi;

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Her şey sende başlar, sende biter.

Saygı mı, sevgiyi doğurur, Yoksa sevgi mi saygıyı doğurur? diye sıklıkla insanlar birbirlerine sorarlar ve oldukça tartışılır hale gelmiş bir konudur. Ben, sevgiyi daha önemli (ve de değerli) bulanlardanım. Çünkü her koşulda sevgiden saygı doğar, ama saygıdan sevgi doğması zorunlu değildir. Yani sevdiğiniz her insana saygı duyarsınız. Buna karşılık saygı duyduğunuz her insanı, aynı zamanda sevmek zorunda da değilsinizdir. Örneğin, aranızda düşmanlık olmasına karşın, mert olduğunu bildiğiniz bir insana yine de saygı duyarsınız öyle değil mi?

İnsana ve insanlığa sevgi duyup,değer verenler; verdiği değere de sahip çıkıp saygı duyanlar ancak tam manasıyla insanlığın vasfını taşırlar.O sebepten ötürü, gözyaşı, üzüntü, kaygı, korku, endişe, güvensizlik biçmek istemiyorsak, bolca sevgi ekmeliyiz...

Sevgi ile; kederler sevinç, üzüntüler neşe ve mutluluk olur.

Sevgiyle kalın...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner303

banner155