Hani benim, bu coğrafyanın dağı, taşı, yeşili, ormanı talan edildikçe dillendirdiğim; “Biz bu coğrafyada yaşamayı hak etmiyoruz…” tümcesiyle özetlenebilecek söylemim var ya; işte bu söylemimi her dillendirdiğimde, tepki alıyorum.

Tepki sahiplerine şöyle bir bakıyorum; tümünün ortak yönü, “yeşil düşmanı, ağaç düşmanı” olmaları…

Bu kesim için “çevre, yeşil, ağaç, doğa…” hikâye…

Ormanlarımız yanıyormuş, yakılıyormuş, yok ediliyormuş, umurlarında değil.

Siz onların, “…Taşına, toprağına, ırmağına ölürüm Türkiye’m…” diye türküler söylediklerine bakmayın; söyledikleri sözlerin ne anlama geldiğini bilmeden söylüyorlar…

Onlar, “Bu Coğrafyayı Çöle Çevirmeyi Ahdedenler Gurubu”nun doğal üyeleri…

O kadar çoklar ki; ne yana baksanız, bunlar kaynıyor.

Varsıllar da var bu gurubun içinde yoksullar da…

Diplomalılar da var, diplomasızlar da…

Makam mevkii sahibi olanlar da var, olmayanlar da…

Uyanıklar da(!) var, saftirikler de…

… …

Sözün özü, talihsiz bir coğrafyada yaşıyoruz.

Garibim(!) coğrafya, değerini bilmeyen insanoğluna, asırlarca yurtluk yapmış, halen de yapıyor.

“Evliya Çelebi’nin anlatımıyla; bir sincap’ın, Van’dan Edirne’ye kadar daldan dala sıçrayarak gidebileceği sıklıkta ormanlara sahip Anadolu’nun dağlarında, ağaç bırakmadık.”

Şimdi ağaç düşmanı ataların (yine aynı zihniyetteki) ağaç düşmanı torunları; bu dağlara, bir de yağmur duasına çıkıyor,


* * *

Bu talihsiz coğrafyaya, bu coğrafyanın kadrini ve kıymetini bilmeyen, her şeyi para olarak gören iktidarlar egemen oldu.

17 yıldır da böyle bir iktidar yönetiyor(!) ülkeyi.

Nasıl yönetmekse; tırpanlamadık, tırpanlatmadık ormanlık alan bırakmadılar.

Hangi birini sayayım.

İşte Atatürk Orman Çiftliğinin hali…

İşte İstanbul Kuzey Ormanlarının hali…

İşte yemyeşil İstanbul Taksim Meydanı’nın şu anki durumu…

İşte Munzur Dağları’nın hali…

İşte ODTÜ Ormanları’nın hali…

İşte Kaz Dağları’nın hali…

İşte Yassı Ada’nın hali…

İşte Sinop Ormanları’nın hali

İşte Bodrum, işte Marmaris, işte Dalaman Ormanları’nın hali

İşte Kelebek Vadisi, işte Gelevara Deresi

Derelerden, ırmaklardan zehir akıyor. (Bunlar ilk etapta aklıma gelenler)

… …

Sırada Salda Gölü var.

Şirince’deki zeytin ağaçları var.

Tank Palet Fabrikası’nın Korusu var…

Var, var, var….

İktidar her ormanı, her koruyu, her ağacı “para olarak” görüyor.

Ya kendi talan ediyor ya da talan edilmesine göz yumuyor.

Yanan / yakılan her ormanın üzerinde batasıca 5 yıldızlı oteller ve rezidanslar yükseliyor.

* * *

Elimde, CHP tarafından yayımlanan 2018 Doğa Hakları Raporu var, onu okuyorum…

Bu rapor, “AKP politikalarının, orman ve su varlıkları başta olmak üzere, tüm doğa varlıklarını ve halk sağlığını nasıl tehlikeye attığını…” ortaya koyuyor..

Yüreğim kanaya kanaya, içim burkula burkula okuyorum.

Raporda, “Yaylalarda, ormanlarda ve kıyılarda süren projelere itiraz davalarının sonuçlarının beklenmemesi, yargı kararlarının hiçe sayılması gibi hukuksuzluklar” vurgulanıyor.

“AKP’nin beton ve rant politikalarının ciddi doğa hakları ihlallerine neden olduğunun belirtildiği raporda Aydın, Denizli ve Manisa gibi şehirlerde tarım arazilerine verdiği zararlarla gündeme gelen Jeotermal Enerji Santralleri’nin tartışılmaya başlandığı…” belirtiliyor.

“Ormanların, madencilik faaliyetleri ve enerji yatırımları için katledildiğinin örneklerle açıklandığı raporda; Bakanlar Kurulu kararı ile İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Kütahya’da bin 600 hektar kadar ormanlık alanın orman sınırı dışına çıkarıldığı…” aktarılıyor.

(…)

Sakarya’da özeleştirme kapsamına alınan Tank Palet Fabrikası içerisindeki ormanlık alanın da fabrika ile birlikte özelleştirileceğine dikkat çekilen raporda; Küre Dağları Milli Parkı ve Spil Dağı Milli Parkı yakınlarına mermer ocakları yapıldığı, Alanya İncekum Tabiat Parkı’nın imar planı değiştirilerek içerisine 5 yıldızlı bir otel inşa edildiği belirtiliyor.

Akarsu ve derelerde, su kalitesinin “çok kirli” olduğu anlamına gelen 4. seviyeye ulaştığı anlatılan raporda, sanayi tesislerinin her gün yaklaşık 330 bin metreküp atık su boşalttığı Ergene Nehri’nin temizlenmesine yönelik “Ergene Havzası Eylem Planı”nın, 2020’li yıllara ötelendiği belirtiliyor.

Menderes Deresi, Büyük Menderes Nehri ve Uşak Ulubey’deki dereler başta olmak üzere pek çok nehir ve derenin sanayi atıkları ile kirletildiğine değinilen raporda, yapılan hidroelektrik santrallerinin (HES) dere ve çay varlıklarını tehdit ettiği, Arhavi’deki Cihani Deresi ile Trabzon’daki Balkodu Deresi’nin kuruduğu ve Cendere Çayı’nın ise kurumak üzere olduğu…” belirtiliyor.

… …

Ve…

Ve pek çok söylemiyle halkın aklıyla alay eden yöneticiler çıkıyor; “Biz gelmiş geçmiş en çevreci iktidarız!” diyor.

Dahası bir AKP’li bayan vekil de çıkıyor; “Bu masalar, bu sandalyeler, bu kağıt neden yapılıyor sanıyorsunuz, elbet kesilecek ağaçlar” diyor.

Bu coğrafya ağaç düşmanı çok iktidarlar gördü ama bu kadarını hiç görmemişti.

İyi bir gidişat değil bu gidişat.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol