Saçlarını sevdik, biz kadınların…

Hele bir de sarışınsa, daha çok sevdik

Ağızlarını, dudaklarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.

Göğüslerini, bacaklarını, kalçalarını sevdik…

Yolda, arabada, televizyonda, internette, hep onlara baktık, hep onlara takıldık.

Her yerlerine, iyice ve de dikkatlice baktık.

Pek iyi görememiş olacağız ki, dönüp dolaşıp bir daha, bir daha, bir daha baktık.

Kadınların her bir yerine baktık ama gözlerine bakmadık, baktığımızda da çok geç olmuştu…

* *

Biz kadınlara sadece dokunduk!

Onlar istese de dokunduk, istemese de…

Son yıllarda dini motiflerden güç ve cesaret bulanlarımız oldu.

Yozlaşan, yozlaştırılan bu toplumda; adalet de geç gelince ve de hatta hiç gelmeyince, 8 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık!

Sapık damgasını yemeyi göze alanlar bile şaşırdı bu işe; çünkü sapık diye haykıran ne kadar da azdı, bu toplumda!

Övünebiliriz; kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst sıralardayız…

Dövmede, sövmede, yaralamada da öyle…

… …

Yüzde 40’ ını, sürekli dövdük…

Yüzde 45’ ine, duygusal şiddet uyguladık…

Yüzde 16’ sına, zorla sahip olduk, hâlâ da olmaya devam ediyoruz…

Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri, intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık.

Yüzde 9’ una, daha masum birer çocukken (bile) dokunduk.

Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. “Kim bilir neler yaptın ki, amcaların, abilerin ya da komşuların tacizde ya da tecavüzde bulundu sana…” denecekti.

Bu da yetmeyecek, “bu sana ders olsun” türünden tepkiler göreceklerdi.

… …

Oysa bu ders(!) ne kadar acıdır, bilir misiniz!?

Bilmezsiniz.

Biz erkeklere sorduklarında, en az yüzde 25’ imiz, “bazı durumlarda kadın dövülür” demeyi doğal bir şey gibi dile getirir olduk.

‘İslami öğreti’ yalanları ile kadınları, kız çocuklarını bizlerin kölesi yapmaya başladık. Çok da başarılı olduk!

Artık kadınlar, o bildiğimiz kadınlar olmaktan çıktı.

Kadınlar(!), kadınlara şiddeti hak görür hale geldi.

Kadınlarımızın yüzde 51’i, erkekler ile tartışmayı bile “saygısızlık” sanıyor artık.

Yüzde 36’sı, kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine, inanmış ya da inanmak zorunda kalmış durumda.

Yüzde 52’si, “erkek kadından sorumludur” diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş hale geldi.

Yüzde 49’u “erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir, benim itiraz hakkım olamaz” diyecek konuma geldi ya da getirildi.

* *

Kabul edelim ki, biz kadınları kullanmayı çok sevdik. Evde, işte, siyasette, okulda, kısacası her yerde…

Parti kongrelerinde, sözde liderler konuşurken, arka fonda 3-4 kadın vardı hep. Onlardan vitrin yaptık, imaj yaptık.

Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız…

Mitinglerde, onları ön sıralara toplayıp, karanfiller attık üzerlerine…

İki lafın birinde “anam, bacım” edebiyatı yaptık

"Cennet anaların ayakları altında" diye diye büyütüldük ama aslında, anaları ve ana adaylarını hep ayaklarımız altında çiğnedik, ezdik, tepikledik…

(…)

Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü artık onlar konuşmuyorlar, konuşamıyorlar, konuşturulmuyorlar.

Dini sömüren ve kullanan karanlık zihniyet, kendi kadınlarını yetiştiriyor artık. Susan, itaat eden ve kaybolmuş kadınlar, kızlar, hatta çocuklar yetiştiriliyor…

Arada vizyon ya da imaj için ortaya “sürülen” kadınlara bakmayın siz; onlar da biliyor “kullanıldıklarını”…

(…)

Bu ülkenin kurucusu Atatürk, 1930’lu yıllarda, Türk kadınına, dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önce, hak ettiği hakları verdiğinde, umutlanmıştık.

Çünkü o Atatürk’tü ve Kurtuluş Savaşında, bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ve de cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı.

O ihanet edemezdi ve etmemişti…

Ama biz ihanet ettik!

“Türkiye nereye gidiyor?” diye soruyor, aklı başında olan insanlar.

Oysa her şey belli, her şey açık ve net; Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor. Hatta koşuyor…

Çünkü kadın yok oluyor, yok ediliyor…

Benim annem, kız kardeşim, sevgili kızım, torunum yok oluyor…

… …

Artık lütfen kadınlara, beyinleriniz ve gözlerinizle bakmaya başlayın.

* * *

Yukarıdaki satırların yazarı için Dr.Eray Aybar diyen de var, Yıldırım Türker diyen de…

2009 yılının istatistikleri baz alınarak yazılmış. Ne zaman kaleme alındığını da saptayamadım.

Uzun bir yazıydı, özetlemeye çalıştım.

Her devrin yazısı niteliğinde olduğu ve olacağı için de köşeme taşıdım; okumamış olanlar da okusunlar ve düşünsünler istedim.

Kadınlarımız (ilişik resimdeki gibi) giderek yok oluyor çünkü…

Yazarın Notu; Önümüzdeki Cuma 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü… Yarından başlayarak, 3 gün süreyle, varlık nedenimiz, olmazsa olmazlarımız, umudumuz, geleceğimiz kadınlarımızı yazacağım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol