22.12.2011, 00:00 9349

BİT, PİRE , TAHTAKURUSU ARKADAŞLIĞI VE DDT !

Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU

Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU

Çevre profesörü olan Bafralı bir arkadaşımın gönderdiği aşağıdaki şiirsel yazıyı okuyunca etkilendim ve bizim aynı dönemde yaşadığımız benzeri durumları hatırladım.Hakikaten biz o dönemde DDT'yi bir kurtarıcı gibi görüyorduk.Yarattığı tehlikeleri bilmiyorduk. Belki de bu nedenle o yıllarda ortalama yaşam süresi 50 yaş civarında idi. Her geçen gün kalkınmamız ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmak yolundaki gayretimiz neticesinde yaşam kalitemiz iyileşti ve ortalama yaşam süremiz 74 yaş oldu...

Daha fazla uzatmadan sizleri bu yazı ile başbaşa bırakmayı istiyorum.

*     *     *

Yazının  başlığı: Bit pire tahtakurusu arkadaşlığı, DDT toz gazyağı kokuları ihtiva eden  havada yaşadınız mı hiç? Mum ışığı, gaz lambası ve mahalle çeşmesi...

“Sıtma mücaadelesi”

DDT ve dioksin , furanlar tehlikeli kanserojen maddeler içinde yaşadınız mı hiç ? Büyüdünüz mü hiç?

1946 - 1956 yılları arası çok daha yoğundu bit,  pire,  tahtakurusu arkadaşlığı…

Mazottan filit filit, içinde de mazotta çözülmüş ilaç…çoktan yasaklanması gereken kimyasallar ya…

DDT 1940’lı yılların mucize buluşu. Özellikle Adana bölgemizdeki sıtma mücadelemizde başarısını kanıtlamış  bir ilaç DDT…Mahalle çeşmesinden taşıdığımız sular hem de testiyi kırmadan, ne derece hijyenik idi?

1960’larda çevre bilinci başlayınca, 1980’lerde dioksin ve furanların ve tüm türevlerinin kanserojen olduğu, doğada da kolay kolay biyokimyasal olarak ayrışmadığı, parçalanmadığı, zararsız hale gelmediği de kanıtlanınca yedik mi biz ayvayı ...Bit,  pire,  tahtakurusu ile  arkadaşlığı  hatırlayınca taa 1940'lı ve 1950'li yıllarda DDT tozu, gazyağı kokuları havada böyle bir ortamda yaşadınız mı hiç ? Alışınca da marifetmiş gibi o kokuları ararmış gibi oldunuz mu hiç? Mum ışığı da daha sonra da  gaz lambası ve bazen her ikisi de olmayınca çıra ışığında gövdelerden çıralı kısımlarını soba ateşleme için babamın eve getirdiği desteleri ve çıraların ışığında çalıştığımı hatırladım.

60 yıl geçmiş, Bafra’da Rus doğalgazı yanıyorsa çıranın önemi kalmamıştır…Ruslar gazı keserse bu sefer de çıranın arkası kalmamış, ara ara araa araaa bulabilirsen çıra… İsli yanar mum, daya fitilli gaz lambası camını… ara sıra temizlemek gerekirdi işte…  Böyle ev ekosisteminde biyo topumuz belli biyo son özümüz belli, ortak yaşam mı, parazit yaşam mı, ne dersiniz , nasıl bir yaşam? Bit,  pire,  tahtakurusu arkadaşlığı mazottan filit filit içinde de mazotta çözülmüş ilaç çoktan yasaklanması gereken kimyasallar ya DDT vücutta akumule olan tehlikeli madde, kim biliyordu o zaman?

Atatürk İnönü’ye diyor ki (30 Ekim 1923) :

“Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor. Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor..........” ya şimdi? Paris, 20.12. 2011''

*     *     *

Arkadaşımın belirttiği gibi bugünden geriye bakarsak çok tehlikeli bir ortam içinde yaşadık. Ama her olayı o günkü şartlar içinde değerlendirmek gerekir.  O gün DDT can kurtarıcı olarak görülüyordu...

Bugün ü gençlere bu yazıyı okutmak lazım... Onlar aydınlanmak için kullanılan ne çırayı ve ne de fitilli gaz lambasını biliyorlar. Ülkemizin nereden nereye geldiğini anlamaları için bunları, geçmişimizi ve tarihimizi iyi bilmeleri gerekir.

Yazının sonunda yer alan 1923 yılında ülkemizin içinde bulunduğu sağlık sorunları konusunda çoktan bir yazı yazmayı istiyordum. Ve bunu gelecek yazımda gerçekleştireceğim.

İstanbul, 21 Aralık 2011

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
22°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 18 Eylül 2020
İmsak 04:52
Güneş 06:17
Öğle 12:39
İkindi 16:07
Akşam 18:52
Yatsı 20:12

Gelişmelerden Haberdar Olun

@