Allah’ın yarattığı iki kul varmış. Birisi okumuş, tahsil yapmış, gezmiş görmüş, şehirde yaşamış, çeşitli kitaplar, romanlar yazmış, en sonunda da gazete köşesinde makale yazarmış. Zekası kıvrakmış adamın, kendince dünyaya o yazılarıyla yön verir, yöntem belirlermiş. Devleti milleti kendisinin yönettiğini sanırmış. Kibir ve gururundan yanına yaklaşılmazmış. Bir kişi veya kuruluşa kinlendiği zaman, onu batırmak ve yok etmek için, doğru yanlış, yalan gıybet ve iftira demez aleyhte yazılar yazarmış. Herkes hakkında suizanda bulunur ve herkesin yanlışını, kusur ve kabahatini araştırır, bir şey bulamazsa uydururmuş. Yazdığı kitaplar, hikayeler ve romanlar da böyleymiş. Öyle ki onları okuyanlar, Haktan hakikatten uzaklaşır, Allah, Peygamber, din diyanet tanımaz, günaha sevaba, cennete cehenneme, ahirete, hesaba ve hesap gününe inanmaz olur çıkarmış. Artık bu kişiler bütün günlerini yaratanlarına isyan ve türlü günahlarla yaşar hale gelirlermiş.

Öbür adam köyde doğmuş, ilkokulu zar zor bitirmiş, askerden geldikten sonra da eline bir silah, yanına da sekiz on arkadaş alarak dağa çıkıp eşkıyalık yapmaya başlamış. Eşkıyalar dağlarda, mağaralarda ve inlerde yaşarlarmış. Eşkıya arkadaşlarıyla zaman zaman yol keser, kervan soyar, kervanda ne varsa alır, kervandaki erkekleri orada öldürür, kadınları önce dağa kaldırır, namuslarını kirletir, sonra öldürürmüş. Ara sıra köylere iner, köylülerin elinde avucunda, evinde ocağında yiyecek içecek ne varsa alır, hatta ırz ve namuslarına bile hainlik yaparmış. Hak hukuk, günah sevap tanımaz, o da günlerini binlerce isyan ve günahla yaşarmış.

Yalancı dünyanın bu fani adamları, zamanı gelince ölmüş ve ahirete yollanmışlar. Hayatta iken ikisi ayrı ayrı dünyaların insanı oldukları halde, ahirette kader ortağı olmuşlar. Her ikisi de cehennemde, yan yana olan iki kazanda, kaynayan suyun içinde haşlanarak ceza görüyorlarmış. Kazanda kaynama seansları arasında tanışmışlar, bir birlerinin dünyada iken ne yapıp ne ettiklerini öğrenmişler.

Aradan uzun zamanlar geçmiş. Günün birinde yazarın kazanının altındaki alevler olabildiğince şiddetle yanarken, eşkıyanın kazanının altındaki alevler, usul usul sönmeye yüz tutmuşlar ve nihayet bir gün hepten sönmüşler. Eşkıya da kazanda ortadan kaybolmuş.

Yazar olan adam avazının çıktığı kadar bağırıp çağırmaya, bu hale isyan etmeye başlamış. Bir taraftan da: “ Ya hu ben, dünyada iken yüksek tahsil yapmış, şehirde yaşamış, güngörmüş, onlarca kitap, yüzlerce makale yazmış, yüksek tirajlı bir gazetenin köşe yazarıydım. Her gün binlerce insan benim kitap ve makalelerimi hala okuyor. Mademki eşkıyanın cezası bitti, benim de cezamın bitmesini istiyorum. Benim günahım bir eşkıyanın günahından da mı büyük ki, onun cezası bitiyor da benim ki devam ediyor? ” diyormuş.

Cehennem meleklerinin başı olan Malik adamın yanına gelmiş. “Sen ne diyorsun, ne avaz avaz bağırıyorsun, ne istiyorsun?” deyince yazar, istek ve itirazlarını yenilemiş. Melek demiş ki: “ Efendi, efendi! Eşkıya dünyada işleği günahlarının cezasını çekti ve cezasının süresi doldu, o da salıverildi, tahliye edildi. Çünkü eşkıyanın tekrar dünyaya dönerek o günahları yeniden işlemesi mümkün değil. Sana gelince, sen dünyada öyle günahlar işlemisin ki, o günahlar başkaları tarafından dünyada her gün tekrarlanıyor. Senin insanları Hak yoldan saptıran, İnsanların her gün günah işlemesine sebep olan, Allah’a ve Peygambere isyan ettiren, kitapların ve makalelerin dünyada okunduğu müddetçe senin burada ki cezan devam edecektir. Sen bilmez misin ki, insan dünyada iyi bir çığır açarsa bu amelinden dolayı sevap kazanır. O çığırdan giden herkes de sevap kazanır, ama onların her birinin sevabı kadar bir sevabı da, o çığırı ilk defa açan adam kıyamete kadar kazanır ve sevap defterine yazılır. Aynen bunun gibi, bir insan dünyada kötü bir çığır açarsa günah kazanır, ancak o çığırdan giden her kesin günahı kadar bir günah da, o çığırı ilk defa açan adama yüklenir ve kıyamete kadar onun günah defterine yazılır. Dünyada senin kitap ve makalelerin okunduğu ve okuyanları günaha sürüklediği müddetçe, okuyanların günahı kadar sen de günah kazanıyorsun, bu günahlar devam ettikçe de senin cezan bitmeyecek ve devam edecektir, eğer senin cezan da eşkıyanınki gibi bitseydi o zaman adaletsizlik olurdu” demiş.

Bunu üzerine yazarın aklı başına gelmiş, eşkıyanın dünyadaki günah işleme cürmünün eşkıyanın ölümü ile sona erdiğinin doğru olduğunu, kendisinin yazdığı kitap ve makalelerdeki düşünce ve fikirleriyle işlemiş olduğu günah cürümlerinin ise, kitaplarının dünyada okunduğu müddetçe devam edeceğinin de doğru olduğunu, bu işte bir adaletsizliğin olmadığını anlamış.

Hakikaten insan eliyle ve diliyle günah ve sevap işlediği gibi, yazdığı kitap ve makalelerle de günah veya sevap işleyebilir. Bir yazar eğer yazısı ile yalan yazıyor, iftira ediyor, hakka hukuka saldırıyor, doğru dürüst insanlara çamur atıyor, insanları isyana ve suç işlemeye teşvik ediyor, toplumun birlik beraberlik, kardeşlik, huzur ve sükununu bozacak fikirleri yayıyor, asılsız iftira ve isnatlarda bulunduğu kişilerin toplum içinde mahcup ve mahzun olmasına sebep oluyor, insanların malının, canın ve namusunun tehlikeye düşmesine neden oluyorsa, günahın en büyüğünü, en yaygınını ve en devamlı olanını işliyor demektir.

Bu günahların cezası da sürekli olacağı gibi, yazar yazı yoluyla muhatap olup hakkına hukukuna tecavüz ettiği kişilere, mahşerde de hesap verecektir. Bu hesaplaşmada herkes, yazarda olan hakkı kadar, varsa yazarın sevabından alacak, yazarın sevabı kalmayınca da, hak sahiplerinin günahından yazara günah yüklenecektir. Onun için Peygamber Efendimiz, “ Gülerek günah işleyen ağlayarak cezasını çeker” buyurmuştur. Yazarda bu günahları işlerken birilerinin takdirini, tasvibini ve övgüsünü kazanıyor, bu da nefsine hoş geliyor olabilir, ama bunların hesabını Allah’ın huzurunda vermek çok çok zordur.

Tarafsız olmak, adil ve yapıcı olmak, hakka hukuka riayet etmek, yazdıkları ile günah kazanmamak, yazıyı kaleme alırken Allah’ın yanında ve kendisini görüp gözettiğini unutmamak yazarın namusudur.

Faydalı kitap ve makale yazanların sevap defterleri, zararlı kitap ve makale yazanlarında günah defterleri, kendileri ölse bile kıyamete kadar açık kalacaktır, bu da kesinlikle unutulmamalıdır.

selam, saygı, sevgi ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155