Her şeyin yaratıcısı olan Allah (c.c.), yarattıklarının tek sahibidir. O, yarattığı her varlığa dünyada kalma müddeti verir. Biz bu yaşama sürecine “ ömür” diyoruz. Ömrün müddeti canlıların türüne göre değişkendir. Bazı canlılar uzun, bazıları orta, bazıları da kısa müddet yaşarlar. Mesela bir otsu bitki ilk baharda bütün haşmetiyle yer yüzüne çıkar, bir kaç ay içerisinde yaprağını çiçeğini açar tohumunu verip gelişimini tamamlayarak rüzgarın sağa sola savurduğu çör çöp haline gelir, yok olur gider. Fakat bu bitki ya çevresine dağılan tohumları, ya da kökünde olan soğanı sayesinde gelecek bahara aynı şekilde ve yepyeni olarak yeryüzüne çıkar, çünkü yaratan öyle murat etmiştir. Bitkilerin bu halini yüce Allah (c.c), insanların öldükten sonra tekrar dirileceklerine güzel bir örnek olarak göstermektedir.

Aynı familyadan olan canlılar arasında da uzun, orta ve kısa yaşayanlar vardır, yani yaşam süreci değişkendir. Mesela insanlarda da ömür müddeti değişkendir. Yaşadığı yerin coğrafya ve iklim şartları insanın ömrünün uzun veya kısa olmasını etkilemektedir.

İnsanın yaratılışının seyri, ömrü ve yeniden yaratılışıyla ilgili ayette yüce Allah; “ Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekte şüphede iseniz, şunu bilin ki biz sizi, topraktan, sonra nutfeden (spermden), sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan) sonra uzuvları (önce) belirsiz(sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki, size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi belirlenmiş bir sureye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder, yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür, ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürüsün. Fakat biz, üzerine yağmuru indirdiğimizde o,kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bir bitki verir” buyurmaktadır.(hac suresi, a. 5)

“Kuran muciz insan aciz” derler. Hakikaten bundan on beş asır önce Allah tarafından gönderildiğinde şüphe olmayan Kuranın, yukarıda mealini verdiğimiz ayet bir mucize kitap olduğunun en güzel delilidir, diğer binlerce delil gibi. Kuranın gönderildiği zamanda ki hiç bir ilimin, insan yaratılışının anne rahmindeki evrelerini bu şekilde bilmesi ve haber vermesi mümkün değildi. İnsanoğlu ancak yirminci asırda tıp ilminin gelişmesi sayesinde bu gerçeği öğrenebilmiştir. Onun için Kurana (İlahi kitaplara) inanmak imanın şartlarındandır.

Günümüz şartlarında ülkemizde insan ömrü yaklaşık ortalama, 60-70 ve 80 sene civarındadır. İnsan ömrünün içerisinde nice saniyeler, dakikalar, saatler, günler, aylar ve seneler vardır. Bu zamanların her biri çok değerli ve pek kıymetlidir. Onun için ömrün her anını iyi değerlendirmek gerekir. İnsan isterse gece uykusunu bile ibadet olarak değerlendirebilir şöyle ki; sabah namazını cemaatle kılan bir kişi gecenin yarısını nafile ibadet etmiş gibi sevap kazanır, yatsı namazını cemaatle kılan kişi de gecenin kalan yarısını nafile ibadet etmiş gibi sevap kazanır. Hem sabah ve hem de yatsı namazını cemaatle kılan kişi, gecenin tamamını nafile ibadet yaparak geçirmiş gibi sevap kazanır.

İşte bakın kaşla göz arasında ömrümüzden bir yıl daha gitti. Ömür sarayımızdan bir tuğla daha düştü. Ömrümüzün sonu da öyle geçer ki, insan şu kadar ömrü sanki yaşamamış gibi algılar. O halde bizler, yeni bir yıla girerken, geçen bir yılın muhasebe ve murakabesini yapmalıyız. Geçen bir yıllık ömrümüzde kendimiz, ailemiz, milletimiz, memleketimiz ve devletimiz için ne gibi faydalı işler yaptığımızı düşünmeliyiz. Müslümanlık için, Müslümanlar için ve din için ne gibi hizmetler, fedakarlıklar, iyilikler, hayırlar ve güzellikler yaptığımıza bakmalıyız.

Ticaretle meşgul olan bir insan, günlük haftalık ve aylık gelir gider muhasebesini iyi yaparsa, yılsonunda hesaplarını kolay tutturur. İnsan da çocukluğunu, gençliğini, orta yaşlılığını ve yaşlılığını madden ve manen iyi değerlendirirse, ömrün sonunda sıkıntı çekmez. Çünkü hayat anlamsız bir var oluş olmadığı gibi, ölüm de sonu belli olmayan anlamsız bir yok oluş değildir. Bilakis hayat, güzel faydalı, iyi ve Salih amellerin yapıldığı bir mekandır. Ölüm ise (ahiret) hayatta yapılan iyi güzel ve salih amellerin meyvelerinin devşirildiği bir yerdir. Onun için Peygamberimiz, “ Dünya ahiretin tarlasıdır” buyurmuştur. Burada ne ekersen orada onu biçersin. Dünyanın en değerli yanı, ahiret mutluluğunun da burada kazanılır olmasındadır.

Gerçekten akıllı olan insan, dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını ihmal etmeyen, ikisine de gerekli değeri veren insandır. İnsan ruh ve bedenden yaratılmıştır, başka bir söyleyişle insan, bedeni ile dünya, ruhu ile de ahirete ait bir varlıktır. Bedenini ve bedeninin ihtiyaçlarını ihmal eden insan dünyada rezil olur. Ruhunu ve ruhunun ihtiyaçlarını ihmal eden insan da ahirette sefil ve perişan olur.

Bu açıdan bakıldığında insan bir kuşa benzer. Kuş ayaklarıyla karada yürür, kanatlarıyla da göklerde uçar. Kuşun kanadını kırarsanız onu karaya mahkum etmiş olursunuz. Bir daha göklerde uçamaz. Tıpkı bunun gibi İnsan da, bedeni ile dünyaya, ruhu ile de ahirete ait bir varlıktır. İnsan ruhunun ihtiyaçlarını ihmal ettiği zaman, kendini dünyaya mahkum etmiş olur, ahiretin nimetlerinden istifade edemez. O halde hem dünyada ve hem de ahrette mutlu olmanın yolu, dünyada yapılacak güzel, iyi faydalı ve Salih işlere bağlıdır. Müslüman ömür emanetine, bu şekilde değerlendirerek ihanet etmemiş olur. Yani Müslüman, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyası için, yarın ölecekmiş gibi de ahireti çalışır, ne dünyasını ahiretine, ne de ahiretini dünyasına tercih etmez.

Bizler, ister hicri isterse miladi olsun her yılbaşında bir yaş daha büyüyoruz, bir yıl daha eskiyoruz, yıpranıyoruz. Geçen her yıl, ömür sarayımızdan bir tuğlanın daha düşmesine, son durak olan mezara biraz daha yaklaşmamıza sebep oluyor. Bu gidişi durdurmak, bu akışı kesmek elimizde değildir. Elimizde olan aklımızı başımıza alıp, irademiz elimizde canımı da tenimizde iken bizi iki cihan saadetine ulaştıracak olan iyi, güzel, faydalı ve Salih ameller yapmaktır. Bizi Allah’ın huzuruna alnı açık yüzü ak olarak çıkaracak da budur. Huzuru ilahiye yüzü ak olarak çıkanlar için de ne korku ne de üzüntü vardır, önemli olan onu başarmaktır.

Ankara’dan selam, saygı, sevgi ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol