1970’lerde Kesikköprü sulamalarını yaptığımız sırada, şantiyenin bir gece bekçisi vardı. “Cebe Dayı” derdik O’na. Soyadı Cebe idi.
Bu derece çelimsiz, zayıf bir insan bekçi olabilir miydi? Ama zaten, köylerden bile uzak, Kızılırmak kıyısındaki bir şantiyede çalınacak ne olabilirdi ki hırsıza ihtiyaç olsun?.. Ama O, bu fuzuli işi verimli hale getirmişti. Şantiyemizin el aletlerine hakim olur, ekiplere verdiği kazma-kürek ve el arabalarının peşini bırakmazdı. Ve ayrıca bütün gün, kullanılmış kalıp tahtalarını temizler, üzerlerindeki çivileri çıkarır, tek tek doğrultur, hem tahtaları, hem çivileri tekrar kullanılır hale getirirdi.
O tarihlerde bu hizmet, önemli bir katkı idi.
Saygılı ve işçilerden saygı gören bu yaşlının, epey gün görmüş bir adam olduğu her halinden belliydi. Geceleri de şantiyede kalır, aldığı küçük ücreti biriktirir, İstanbul’da olduğunu söylediği torunlarına gönderirdi. Bu şantiyemize, Adana Osmaniye’deki bir şantiyemizden getirmiştik. Aslen Ankaralı olduğunu söylerdi.
O’nun daha önce müteahhit (veya taşeron) olduğu, bir hayli ciddi iş yaptığı, ama sonra iflas ettiği için ailesinden de dışlandığı söylenirdi.
Şantiyemizibir gece hırsızlar bastı. Cebe Dayı’nın yeni aldığı, henüz gönderemediği maaş cüzdanı ile kasaları alıp götürmüşlerdi.
Hırsızların bundan daha kıymetli bir şey bulabildiklerini sanmıyorum.
(01.03.2007)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol