Bir kış ramazanındaydık. Çatılarda, bahçelerde iki karış kar vardı. Kar, eziyetler yanında, şenlikler ve lezzetler de getirirdi.
O akşam iftar soframızda kalabalıktık. En başta, hem imam, hem mübaşir olan ve 1. dünya savaşında yıllarca askerlik yapıp bir kulağı kesik olarak dönmüş olan Hafız Tevfik amcam ve diğer akrabalar...
İftardan sonra daha kalabalıklaştı evimiz. Şenlikli bir ramazan akşamı olacaktı. Önceden hazırlanmış tel-tel helvasının ağdası, güçlü ellerde dolaştırılıyor, durmadan yoğrularak uzatılıyor ve katlanıp tekrar kısaltılıyordu. 6-7 kilo vardı sanırım. Öte tarafta, mutfaktan yağda kuru-kuru kavrulmakta olan un’un nefis kokusu yayılıyordu eve. Ağda, güçlü ellerde yoğurulup katlandıkça ağarıyor, sedefli bir parlaklık kazanıyordu. Sonunda, kocaman bir bakır sininin ortasına, sıcak mis kokulu kavrulmuş unun üzerine halka şeklinde oturtuldu. Yine güçlü gençlerden 5-6 kişi sininin etrafına dizildi. El birliği ve ritmik tempo ile ağda halkası, sıkılarak ve çevrilerek sininin çapına kadar büyütülüyor, usta bir el bunu katlayıp küçük halka haline getirdikten sonra, gençlerin sıkma ve çevirme eylemi tekrarlanıyordu.
Oldukça yorucu bir işti; yoğun kol, bilek ve parmak gücü gerektiriyordu. Sanırım 1 saat kadar sürdü bu işlem. Ama tel-tel istenen kıvama ve inceliğe ulaşmıştı. Yüzlerce ince telli kocaman bir çember haline gelmişti ki 15-20 santim boyunda parçalara bölündükten sonra 2 büyük siniye serilip bahçeye gönderildi. Kar üstünde bir saat kadar soğuyacak, çıtır çıtır gevrekleşecekti..
Bu bekleme süresi, teravih namazı ile değerlendirildi. Hafız Tevfik amcam, fevkalade ehliyet ve itina ile imam olarak öne geçer, arkasına büyükler ve en arkaya da biz çocuklar sıralanınca cemaat tamamlanmış olurdu.
Namazdan ve Hafız emmimizin etkileyici dualarından sonra, sohbet ve eğlenceye sıra gelmişti. Nazım eniştemiz (Alaybeyoğlu) tam bu safhada katılmıştı aramıza.
Kuruyemiş soframızda neler yoktu ki: Leblebi, kuru ceviz, kuru kayısı, kuru erik, pestil, cevizli sucuk ve hatırlayamadığım bir sürü çerez.
Tel-tel helvası bu sofranın kraliçesi oluyordu. Çok uzunca bir süre dışarda kar üstünde beklemiş çıtır-çıtır olmuş, çok nefis bir şeydi. Birinci sini hemen tüketildi. İkinci siniyi almak için bahçeye koşan Nermin Abla’nın kızarmış yanakları ile şaşkın ve eli boş dönüşünü hatırlıyorum. “Sini yok” diyordu sadece. Herkes durakladı. Allah-Allah, ne oldu ki koca tel-tel sinisi yok olmuştu bahçeden?..
Şaşkınlıktan en erken uyanan Annem, bu işin failiin Nazım enişte olduğunu hemen keşfetmişti. Eniştemiz her zamanki gibi, cebindeki anahtarla kapımızı kendisi açıp girecekken, bu gece kapı zilini çalarak gelmişti. Yani bu, ikinci gelişiydi. Bize çok yakın olan evine götürdüğü ikinci tel-tel sinisi, hemen geldi tabii. Bu muziplik ona pek yakışmıştı doğrusu... 22.1.2016
Not: Tel-tel helvası, Çorum usulü pişmaniyedir. Tereyağ ve taze kavrulmuş unla ve şekerle yapılan, külfetli ve makbul bir tatlıdır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155