Bugün içinde bulunduğumuz atmosferden kurtulmak, kimi zaman kanayan yüreğimizi avuntularla susturmak istediğimizde, tarihin sayfalarında hiçbir zaman uyumayan ölüler dimdik karşımıza çıkar.

Geçenlerde gelip zihnimde dolanıp bir türlü gitmek bilmeyenlerden biri de Hallac-ı Mansur idi.

Mansur, 800’lerin sonu ve 900’lerin başında yaşamış, halk arasında yaygınlaşan bir teveccühe mazhar olmuş bir İslam âlimidir.

Kendisi çok büyük mutasavvıftır.

İslam üzerine felsefi öğreti geliştiren ve bu yolda canını veren ilk kurbandır…

İslam’ı yaymak için gittiği şirk beldeleri diye tanımlanan yerleşim yerlerinde öldürülene kadar İslam’a hizmet vermiş bir düşünür idi.

Varlığın ne olduğu ve yaratılışın amacı konusunda, tüm dünya tarihi boyunca gerçeği bulmaya en çok yaklaşmış insandır Hallac…

Ancak her nasılsa, Allah’ta eriyip yok olmak anlamında söylediği ‘En-el Hakk’, yani ‘Ben Hakk’ım’ sözü bahane edilerek 912 yılında zindana atılır…

Yıllar sonra, hâkim ve kadılar arasında bir mutabakat sağlanamamasına rağmen saray dalkavuklarının marifetiyle katline ferman çıkarılır.

922’de Bağdat’ta önce kırbaçlanır; sonra burnu, kolları ve ayakları koparılıp idam edilir… Nihayet başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikilir…

Vahşice katledilir…

Kesik baş iki gün köprüde bırakıldıktan sonra Horasan’a gönderilip etrafta dolaştırılır.

Mevlana, Mansur için şu sözü söylemiştir; “ Onun söyledikleri bizim söylediklerimiz yanında çok hafif kalır; fakat biz sır tutmasını bildik ve kurtulduk…”

Yine Abdullah Bin Tahir Azdi, ondaki hümanizmi gösteren bir anekdotu şöyle anlatmaktadır; Bir gün Bağdat pazarında bir Yahudi’ye kızarak ona “köpek” dedim.

Tam o esnada Hallac-ı Mansur yanımdan geçerken; “İçindeki köpeğin havlamasına müsaade etme, sustur onu” dedi… Hemen toparlandım Yahudi satıcıdan özür diledim.

Mansur her ne kadar ‘En-el Hakk’ sözüyle günümüze kadar gelebilmişse de onu asıl, ‘Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir’ sözüyle hatırlamak gerekir.

Mansur, yetmiş iki millete bir gözle bakabilmeyi, hiçbir inanç ve kanaati ötekileştirmeyen bir felsefenin öncüsü, bir düşünür olduğu bilindiği halde kimi saptırmalarla katledilmiştir…

Hallac-ı Mansur’un öldürülmesinden çıkaracağımız birçok sonuç vardır.

En önemlisi; Duygusal tepkiler, hakikati gören bilincimizi esir almamalı.

Hakikati ise berrak zihinler görür.

Hatırlarsanız;

Sabahattin Zaim Üniversitesi eski Rektör Yardımcısı, daha sonra YÖK Denetleme Kurulu üyeliği ile ödüllendirilen Prof. Dr. Bülent Arı, okuma oranı arttıkça kendisine afakanlar bastığını belirterek, cahil okumamış halka daha çok güvendiğini söylemişti.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun sebebi / hakikatini iyi gördüğü anlaşılan Prof Bülent Arı, ayrıca: “En tehlikeli olanlar üniversite mensuplarıdır… En güvenilir olanlar, zihni berrak olanlar, olayları en iyi okuyanlar ilkokul bile okumamış olanlardır… Üniversite ve sonrası çok vahim” demişti.

Arı, bunu söylemekle, sinik ve aptal bir nesil bizim işimizi görür demek istemiştir.

Okumuş / okuttuğu neslin kendine güvenmediğini hissetmiş olacak ki, ‘okumamış pırıl pırıl cahil yeni nesil’ isteyen koyun yetiştirememekten şikâyetçi bu adamın üniversitesinde bilim insanı yetiştireceğine inanan var mıdır?

(Ayrıca okuttuğu öğrencilerine neden güvenmediği konusunda bir parantez açmak ta gerekebilir…)

Hani bir söz var, ‘Ayıyı muhtar yapan köy, armudu rüyasında görür” diye…

Bu muhterem gibilerin bilim adamı olduğu ülke geleceği zor görür. Bilim adamı yetiştirecek insanlarımız tamamı bunun gibiyse şayet, geleceğimiz geçmişte kalmıştır.

Hallac-ı Mansur’dan 12’inci yüzyıl sonrasında yaşayan ve günümüz âlimleri yetiştirmekle görevli bu kafa, bence çok haklı aslında. Aradan geçen bin küsur yıla rağmen Mansur’u zalimce katleden kafa ile bu profesörün kafası aynıdır.

Sayın Arı; Halk dediği cahillerin en okuyup rektör olmuşu kendisidir…

Okumamış olsa ne güzel koyun güderdi…

Beyin kullanmadıkça körelen uzuvlardan biridir…

Arkadaş kafatasının içindeki maddeyi az kullanmış olacak ki, bu yüzden körelmiş… Beyin göçü dedikleri bu olsa gerek.

“Şüphesiz ki, biz onları ibret alın diye yarattık…”

Belki de sevgili profesörümüzün yaratılma sebebi budur.

Hasta garantili şehir hastanelerimizde, Cahiliye poliklinikleri açılsa, hastaneler kendilerini birkaç yıl içerisinde kesin amorti eder.

Toplum olarak şu anda; ‘Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı’ finalinde teker teker sahneye çıkıp omuz omuza ‘Fesüpanallah’ı söylüyorlar ya; İşte o sahneye ihtiyacımız var…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol