Dün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü idi. Birkaç gündür gazetelerimiz bu gün ile ilgili haberler ve ticari kurumların kutlamalarıyla dolu. Son yıllarda ülkemizde 8 Mart’a damgasını vuran, “erkek şiddeti” yüzünden kadınlarımızın vahşice öldürülmeleri oldu.
Özellikle “aile” içinde “şiddet” denince, akla hemen erkeğin kadına ve çocuklara yönelik “fiziksel şiddeti” gelse de, dayanılmaz duruma gelen, birliktelikleri koparan sözlü aşağılama, suçlama; ortak yaşamın sorumluluklarını hep karşı tarafa yükleme; ekonomik haklara el koyma… gibi nice haksız tutum vardır. Üstelik, bunlar yalnızca erkekten kadına yönelik olmayıp kadın tarafından da sergilenebilen tutumlardır.
Biraz da tutsağı olduğumuz tüketim kültürünün etkisiyle, 8 Mart’ı yalnızca kutlamalarla geçiştirenler olsa da, bizim toplum olarak sorunlarımızı tümüyle çözüp, hakkıyla, güle oynaya geçirebileceğimiz 8 Mart Kadınlar Günü’ne ulaşabilmemiz için kim bilir, kaç fırın ekmek yememiz gerekiyor daha…
Ben de bugün, özellikle 8 Mart günlerinde anımsayıp üzerinde düşündüğüm iki tanıklığımı/anımı aktarmak istiyorum:
İlkinde; dört-beş yıl öncesinin çok sıcak bir yaz günü, Ankara’nın en seçkin semtlerinden birisinde, bir ortopedi uzmanının muayenehanesindeyiz. Bekleme salonu iyice geniş ve tümüyle hastalarla dolu. Sorunların ortopedik olduğu, görünümden bir bakışta anlaşılabilir. Kiminin kolu, bacağı alçıda; kimisi koltuk değneği ya da baston yardımıyla yürüyebiliyor; kimisi ise tekerlekli sandalyede… Yüzlerden fiziksel sorunların sıkıntısıyla birlikte boğucu sıcağın sıkıntısı da yansımakta…
Hastalar ve yakınları, biraz da birbirlerine moral vermek için, incelikle “Geçmiş olsun, neyiniz vardı?” diye sormaktalar… Yaşlıca bir hanımefendinin, sanki rahatlayacakmış gibi başına geleni anlatmak istediği belli oluyor. İki ayağında da ayakkabı yerine giyilen ortopedik destekler var. Açık gri renkli, ayak parmaklarını açıkta bırakan, önü yapışkan bantlarla kapatılmış, çizmeyi andıran bir destek… Ayağın hareketini, alçıda olduğu kadar değilse de, epeyce kısıtlamakta.
Hanımefendi yakınlarda oturmaktaymış. O çevrede sokaklar hayli dar. Yaya kaldırımlarına park etmiş araçlar yüzünden yayalara geçecek yer kalmamış gibi… Sokakta karşıdan karşıya geçmek için adımını attığı anda, hızla gelen özel, lüks bir araba kendisine çarpıp ayaklarını ezerek geçmiş. Ayak parmakları kırılmış. Sürücü çok genç bir bey imiş. Hanımefendi, o günden beri geçmemiş kızgınlığını gülümseyerek örtmeye çalışıp anlatmaya devam ediyor: “ O daracık sokakta o hızla, deli gibi araba sürülür mü? İnsan nerede yürüsün, nereden karşıya geçsin! Delikanlının ehliyeti var mı, o da belli değil! Sanki gösteriş peşindeydi. Parmaklarımın kırıldığıyla kaldım. Neredeyse, bir de suçlu ben olacaktım! Her neyse, biraz iyileşip şu ayağımdakilerle dışarıya çıkmaya başladım, çok şükür… Geçen gün, alışveriş yapayım diye yavaş yavaş markete gittim. Market de şu eskiden bakkal dediklerimizden küçük bir yer… Ben iyileşiyorum diye sevinirken, marketçi oğlumuz da, ayağımdakileri görünce, şu garı gısmı yok mu, moda oldu mu, asturonot gıyafetini bile giymeden duramaz, demez mi!...” (Şiveyi aynen yazmaya çalıştım.)
Doğal ki, biz dinleyenler de, gülelim mi, ağlayalım mı, bilemez halde kalakaldık!..
Diğeri ise, benim önceki yıllarda çok sık görüştüğüm, konuştuğum, kendisi en iyi okullarda öğrenim gördükten sonra üniversitede kalıp kariyerini sürdüren; ülkemizin gururu sayıp önünde eğildiğimiz “aydın”larımızdan bir hemcinsimizin sözleri. Kendisinin kişilik olarak –kesinlikle abartmıyorum— aşırı hırslı olduğunu, diğer insanları kullanacağı nesneler olarak gördüğünü, kimi durumlarda gücünün yettiğine yapmadığını bırakmadığını biliyordum ya… Bir gün, konuşurken kendisi için, ulaştığı yere “hep göz oyarak” geldiğini göğsünü gere gere söyleyince tüylerim diken diken olmuştu.
Yoruma gerek yok, değil mi? Erkek ya da kadın; eğitimsiz ya da en iyi eğitimi görmüş olsak da; ne haldeyiz!... Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış olsaydı, bugün yaşıyor bile olmayacağımızı bilmeyenlerimiz de var, ne yazık ki…
Önümüzde uzun, çok çetin bir yol uzanıyor. Hepimize kolay gelsin!...
9 Mart 2016 / ANKARA

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155