01 Ağustos 2016 günlü yazımın sonunu “Elbette hem iktidarın, hem muhalefetin, yani genelde tüm siyasetin ve de bu toplumun; bu ülke neden sorunludur, neden sorunlarını çözememektedir, bir sorgulaması gerekir” diye bağlamıştım.
Elbette...
- Her 10 yılda bir darbe ya da askeri bir müdahale oluyorsa...
- 93 yıldır cumhuriyete ve laikliğe itiraz eden büyük bir kitle varsa...
- 93 yaşındaki cumhuriyetin 55 yılı Kürt isyanları ile terör ve çatışmalarla, binlerce insanın ölümüyle devam ediyorsa ve ülkenin bir bölümü savaştan çıkmış enkaz yığını bir yapıya dönüşüyorsa...
- İstenildiğinde etnik ve mezhep çatışması yaratılabiliyorsa...
Bu ülkede bir sorun var demektir beyler! Hem de hiç konuşulmamış bir sorun...
* * *
Ve de özellikle:
“Atatürk’ün askerleriyiz” diyen bir kısım subaylar, İslam adına İslam’ı ABD’nin, Siyonizm’in ve küresel sermayenin hizmetine sunan bir cemaat liderine tapınıyorsa...
- Cumhuriyet ve Kemalist değerlerle eğitim alan bu ülkenin subayları, yargıçları, savcıları kendini Mehdi sanan bir kişiye biat edip onun peşinden koşuyorsa...
- Ve eğer yarbaylar, albaylar, generaller bu Mehdi’nin talimatlarına uyup kendi halkına silah çekip bu ülkenin meclisini bile bombalayabiliyorsa...
Bu ülkede bir sorun var demektir beyler! Hem de ciddi ciddi sorgulanması gereken bir sorun...
İşte 15 Temmuz, tüm bu olguların ete kemiğe bürünüp, cemaat diye görünüp, İslam’ı Siyonizm’in hizmetine sunan bir Mehdi’nin talimatıyla kanlı bir iktidar kavgasının başlatıldığı gündür.
* * *
Evet, bu ülkede bir Mehdi yaratıldı! Ve de bu Mehdi’yi biz yarattık beyler!
- Soğuk savaş döneminde yaratılan sol düşmanlığı ile...
- Bir Amerikan projesi olan “yeşil kuşak projesi” ile...
- Rönesans’ını 400-500 yıl önce yaşamış Batı’nın yarattığı değerlerin, 400 yıl hilafet dönemi yaşamış bir topluma giydirilirken duyulan itirazlar ile...
- Bu itirazların laiklik karşıtı olarak büyümesi, giderek cumhuriyet karşıtı bir itiraza dönüşmesi ile...
- Laik eğitimin toplumu İslam’dan uzaklaştıracağı endişesine dayanarak din eksenli eğitime yönelinmesi ile...
Yani cemaatleri besleyen bir toplumsal iklimin içinde bu Mehdi'’yi biz yarattık beyler!
* * *
Hiç eveleme geveleme yapmayalım beyler!
- 12 Eylül 1980’de Atatürk adına yönetime el koyanlar...
- O günden bu güne bu ülkeyi yöneten hükümetler, başbakanlar, Tansu Çiller’ler, Mesut Yılmaz’lar...
- O günlerde bu Mehdi’ye saygılarını sunan Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel’ler...
- Çankaya’daki odasında bir hukuk danışmanı gibi oturup, anayasadaki yetkilerini yalnız elçilerin güven mektubunu almaktan ibaret sanıp, ülkedeki kötü gidişi odasından seyreden Ahmet Necdet Sezer’ler...
- Ve o gün; cemaatin “altın nesil” diye yetiştirdiği kadrosundan ve gücünden faydalanan Abdullah Gül’ler, Recep Tayyip Erdoğan’lar...
Özet olarak ifade edilirse; tarihsel olarak bir aydınlanma süreci yaşamamış bu toplumda, gücünü ya bu cemaatlerden ya da devletin silahlı gücünden almaya yönelmiş tüm siyasetler...
Kendini Mehdi sanan bu kimliğin yaratılmasında hepsi suç ortağıdır beyler!
Çünkü onların bu durumu, cemaatleri siyasetin içine çekmiştir; onların bu durumu, orduda darbeci bir zihniyeti canlı ve diri tutmuştur.
Çünkü yargının iğdiş edilmesinde, eğitimin iğdiş edilmesinde, demokrasinin iğdiş edilmesinde hepsinin payı vardır beyler!
* * *
Yine de ülke genelinde uyanan ya da uyandığını sandığımız darbe karşıtı demokrasi rüzgârı, siyasetin tüm renklerinde darbeye karşı ortak bir duruş, bu ülkenin demokratikleşmesi için bir umut ışığıdır diyebiliriz.
Elbette iktidar, önyargıları yıkar ve muhalefete ayrım yapmadan el uzatırsa...
Ve de yukarıda sorgulanması gereken sorunlar sorgulanır, ülke sorunlarında elbirliği yapılır, yani demokrasinin yol taşları birlikte döşenirse...
İşte o zaman bu yol, demokrasiye giden yol olacaktır; aksi durumda ya otokrasiye ya teokrasiye gidecektir.