14.09.2011, 00:00 123

BİR 12 EYLÜL ANISI –3

Sami AKPINAR

Sami AKPINAR

Yıl 1981, cezaevindeyim. Hücrelerin bulunduğu yer derin bir bodrumda uzun bir koridor. Yanılmıyorsam karşılıklı sekizer hücre. Mazgal demirleri var. Bir sıradaki sekiz tanesinin mazgal demirleri kaldırılmış, koridor ortadan ikiye, bir perde duvarla ayrılmış. Ama giriş kısmı ortak, çünkü bir tuvalet var ve herkes kullanıyor.

Mazgal demirleri kaldırılmış hücrelerin içine ve dışına iki katlı ranzalar konulmuş. Ağaçtan yapılmış ama kenarları çok keskin. Yanlışlıkla çarparsan çiziyor, yaralıyor.

Diğer hücreler, koğuşlardaki tutuklulara verilen hücre cezası için kullanılıyor. Hücre cezası alanlara neler yapıldığı ise, gözetim altında kalanlarca az çok bilinir. Çorumlu'ların da çoğu bilir bunu...

Burası askeri gözetim altı olarak kullanılıyor. Tutuklama kararı verilenler yukarı koğuşlara çıkarılıyor, tahliye olanlar gidiyor.

Bu benim ikinci girişim. Gece evden alındım, siyasi şubede sorgulandım, gözaltına alınmak üzere cezaevinin askeri bölümüne teslim edildim.

Gözaltı olarak kullanılan hücrelere giderken kapılardan bir eğilerek, bir dik olarak geçiliyor.

İçeride tanıdıklar var. Kapı açılırken içerdekiler tek sıra halinde sayım durumuna geçiyor. Yeni gelen, koğuş sorumlusuna teslim ediliyor. Koğuş sorumlusu, rahmetli Ünal Şen. Teslim töreni bitti. Hoş geldin vs. tanışma merasimi de bitti. Ünal Şen, "kızmazsan bir şey söyleyeceğim" dedi. Kızmam, söyle dedim. "Yahu geldiğine sevindim" dedi.

Cezaevi öyle bir yer ki, kimsenin düşmesini istemezsin ama tamdık biri gelince sanki moral ve cesaret veren bir duygu oluşuyor. Anlatması zor, hem de çok zor bir duygu... Bunu, ancak cezaevine düşen bilir.

İçeride 20-25 kişi varız. Ama bu sayı sürekli değişiyor. Özellikle akşam yemeğinden sonra gençler, "Haydi Ünal abi" deyip bir köşeye çekiliyorlar. Ünal ne anlatıyorsa gençler gülüp duruyorlar. Aşağı-yukarı her gün böyle.

Bir gün merak ettim, sordum Ünal'a. "Yahu siz ne yapıyorsunuz orada? Gülüşüp duruyorsunuz?'' dedim. "Ne yapayım bana fıkra anlattırıyorlar. Çocuklar, hem gülüyor hem de rahatlıyorlar" dedi.

"İyi de hergün hergün bu kadar fıkrayı nereden buluyorsun" dedim. "Bir kısmını da ben uyduruyorum" dedi.

Ünal Şen'i tanıyanlar bilir; güzel konuşur, güzel anlatır ve de herkese dinletirdi. Böyle bir özelliği vardı. Birikimliydi, mücadeleciydi, milletvekili olmaya uygundu ama olamadı.

Ünal tahliye oldu, kapıdaki asker yani komutan, koğuş sorumluluğunu bana verdi. Burada her askere komutanım diye hitap edilir.

Koğuşta çok yaşlı, Trabzonlu biri vardı. 80 yaş civarında. "Kuran Kursu makbuzu" satarken yakalanmış ve gözaltına alınmış. Arayanı-soranı yok, geleni-gideni yok. İhtiyacını biz karşılıyoruz.

Gözaltında 10 kişi kaldık. Kimi tutuklandı, kimi salıverildi, kimi de başka illere gitti. Günde üç yoklama yapılıyor. Kapı tıkırdadığında tek sıra oluyoruz; ben başta, "1,2,3— 10 sondur komutanım" deniyor.

Gençler bir muziplik düşünmüş. Hocam dediler, "Bu amca hep ortalarda duruyor, bir gün de sonda olsun, 'sondur komutanım' sözünü o söylesin". Maksat komik bir duruma düşürmek. Olmaz dediysem de ısrar ettiler ve peki dedim. Akşam yemeğinden sonra karar aldık. Her gün farklı bir kişi sonda olacak. Trabzonlu amca itiraz ettiyse de kararı uygulamaya koyduk. 3. gün sıra Trabzonlu amcada.

Trabzonlu amcayı bir ateş bastı. Gece yatakta battaniyeyi kafasına çekiyor, "ondur sondur komutanım, ondur sondur komutanım..." diye sürekli tekrarlıyor. Çünkü söyleyemezse asker gardiyan çok hakaret ediyor.

Bana sürekli, "bu sıralamadan vazgeçsek" diyor ama bir kere karar aldık. Sıranın ona geleceği günün gecesi hiç uyuyamadı. "ondur sondur, ondur sondur, ondur sondur..." diye dönüp duruyor. Gençlere, "adama çok işkence yaptık, sırayı bozacağım, yeter çektiği eziyet" dedim, itiraz ettilerse de dinlemedim.

Trabzonlu'nun yanına gidip "bu sıralamayı kaldırdık, en sona yine bir genç gelecek" dedim. Nasıl rahatladı, görmeye değer. Dua üstüne dua. Sanırım o gece ilk kez çok rahat uyudu.

Bir gün, "Sami bey çok üşüyorum, bir battaniye daha alamaz mısın?" dedi. Çünkü kışın ortası. Kışın iki battaniye veriyorlar ama içeri çok nemli, havasız, buz gibi. Duvarlara el değmiyor. Yine de 80 yaşındaki bu insan, o soğuğa iyi dayanmış! Kendimdeki bir battaniyeyi, bir de görevli askerden istediğim battaniyeyi verdim. Biraz rahatladı.

Her yoklamada asker gardiyan sayım alırken, sıra Trabzonlu'ya gelince, "cennete gideceksin ha, tuu sana, sen adam mısın lan, şuna bak şuna, bir de cennete gidecekmiş ...." diye sürekli hakaret ediyordu. Bu durum bizleri de çok üzüyordu.

Bir gün, "Sami bey, bunlar bana bu sözleri söylemeseler de sabaha kadar işkence yapsalar, vallahi dayanırım. İnancıma niçin böyle hakaret ediyorlar? İnancımı niçin bu kadar aşağılıyorlar? Bu sözler beni çok incitiyor, bu hakaretlere dayanamıyorum" dedi.

İçim burkuldu, duygulandım bir şey diyemedim, yalnız yüzüne bakabildim. Gözleri buğulanmıştı. Ancak, üzülme bunlar da geçer diyebildim.

Cezaevi öyle bir yer ki, siyasal ve inançsal farklılıktan öteleyen, insanî fonksiyonları daha çok ortaya çıkaran bir halk okulu gibi...

Ve bir gün tahliyesi geldi Trabzonlu'nun. Yolcu ederken yüzümü, gözümü öpüyor, "Sami bey burada sizinle birlikte yaşadıklarımı, burada gördüklerimi nasıl unutabilirim, bilemiyorum" dedi. Gözleri yaşardı ve öylece gitti.

80 yaşındaki bu adamın yüzündeki o sevinçle karışık, o hüzünlü ve de o acı ifadeyi hiç mi hiç unutamadım...

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
banner303
banner364
Namaz Vakti 24 Eylül 2020
İmsak 04:57
Güneş 06:22
Öğle 12:38
İkindi 16:02
Akşam 18:43
Yatsı 20:02

Gelişmelerden Haberdar Olun

@