04.04.2014, 21:52 4612

BEŞ ŞEYİN KIYMETİNİ BİLMEK

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İnsan ölümlü bir varlıktır. Doğar, yaşar ve ölür. İnsanın yaşaması için maddî ve manevî birçok şeye ihtiyacı vardır. O’na yaşaması için muhtaç olduğu her şeyi yaratanı verir. Yaratan sonsuz güç ve kudret sahibidir. O’nun her şeye gücü yeter. O, insana akıl ve irade vermiştir. Hayatı boyunca akıl ve iradesini iyiye kullanan ve Rabbine samimiyetle teslim olanlar; dünyada da, ahirette de mutluluğa ulaşırlar. Onlar; korktuğundan emin ve umduğuna nail olan kişilerdir. Onlara hiçbir korku yoktur, Onlar mahzun da olmazlar.
Hayat yolu bazen düz, bazen iniş, bazen de yokuştur. Bu yolculuğun her evresinde insan, tedbirini alıp Allah’a güvenmelidir. Tedbir almadan yaratana güvenmek, sebebe tevessül etmeden O’na sığınmak, beyhude ve yanlıştır. Önce deveni bağlayacaksın, sonra Allah’a güveneceksin. Önce ilacı içecek, sonra şifayı Allah’tan bekleyeceksin. Önce dersine iyi çalışacaksın, ondan sonra da başarıyı bekleyeceksin. Çünkü hiç bir zaman emeksiz yemek olmaz, çiğnemeden lokma yutulmaz.
İnsan ömrü de hayat yolculuğu gibi çocukluk, gençlik, erginlik ve yaşlılık gibi safhalardan oluşur. Mutlu olmak için insan bu dönemlerin her birisini iyi değerlendirmelidir.
İnsanlar her konu da daima tedbirli olmalı, her halükârda elinde olan imkânları iyi değerlendirmelidir. Fırsatları kaçırmamalıdır.
Sahip olunan imkânlardan azami ölçü de istifade etmek ve nimetlerin kıymetini elden çıkmadan bilmek konusunda, Peygamber Efendimizin çok kapsamlı bir hadisi vardır. Bu konuda Rasulullah Efendimiz mealen şöyle buyurmaktadır, “Beş şey gelmeden, beş şeyin kıymetini bilin. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hastalık gelmeden önce sıhhatin, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin ve ölüm gelmeden önce hayatın kıymetini bilin.”
1-İhtiyarlık gelmeden gençliğin kıymetini bilmek.
Gençlik insan için en büyük sermayedir. Bu hazine çok iyi değerlendirilmelidir. Gençlikte el tutar, ayak yürür, göz görür, kulak işitir. İnsanın iradesi elinde, canı tenindedir. Bu dönemde insan hiç ölmeyecek gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için (dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmak gayesi ile) çalışmalıdır. Bir meslek, bir sanat ve bir iş sahibi olmalıdır. Atalarımız; “Yazın gölge hoş, kışın çuval boş”, “Ak akçe kara gün içindir” demişlerdir. Yaz mevsimi çalışıp kazanma mevsimidir. Bu mevsim; çalışıp kazanılarak, kış mevsimi için her türlü ihtiyacın tedarik edilip hazırlandığı mevsimdir. Yaz mevsiminde çalışıp, kış ihtiyaçlarının karşılanmaması halinde, kış mevsiminde mağdur, mahrum ve muhtaç olunur. Yaz mevsimini iyi değerlendirenler; kış aylarında ne mağdur, ne mahrum ne de muhtaç olurlar.
Bunun gibi irade elde ve can tendeyken; el ayak tutarken, yani ak günlerde kazanılanlar, har vurup harman savrulmaz, israf edilmez, ölçülü tüketilir, ihtiyaçtan fazlası bir kenara konulursa, ola ki bir ihtiyaç için harcanır ve insanı sağa sola muhtaç olmaktan kurtarır.
İşte gençlik çağı; bir iş, bir sanat ve bir meslek edinmek için çalışarak, bu uğurda karşılaşılacak engel ve zorluklara göğüs gererek ve sabrederek geçirilirse, o çağda elde edilecek imkânlarla yaşlılık günleri sıkıntısız hatta kolay ve mutlu yaşanır. Aksi halde ele güne muhtaç olunur, ihtiyarlığın üzüntülerine bir de yokluğun sıkıntıları eklenirse, insan için hayat tam anlamıyla çekilmez olur.
Kısaca gençlik sermayesi iyi değerlendirilmeli, bu dönemde insanı hem dünya da, hem de ahirette sevindirecek ve mutlu edecek kazanımlar elde edilmelidir. Genç, önünde yaşanacak dağlar kadar yılların, yaşlı ise bir gün kadar zamanın olduğunu düşünürmüş. Hâlbuki ölümün kime ne zaman geleceği bilinmez. Bu nedenle Yunus Emre, “Ölüm demez yiğit koca, ya gündüz gelir ya gece” dememiş midir? Hani derler ya, “Dün geçti, yarın var mı? Güvenme gençliğine, ölenler hep ihtiyar mı?
2-Hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bilmek.
Genelde insan sağlıklıdır. Ancak hastalıklar da insan içindir. İnsan sağlık kurallarına uymadığı, sağlıklı olmayan ortamlarda bulunduğu, soğuktan, sıcaktan, mikroptan ve mikrop bulaştıran ortamlardan korunmadığı zaman sıhhatini kaybeder hasta olur.
Keza insan bir kazaya, bir belaya, bir musibete maruz kalır. Bu durumda yine ya sakatlanır, ya yaralanır veya psikolojisi bozulur, yine sağlığını kaybeder ve hastalanır.
İnsan sağlıklı olduğu zaman gücü kuvveti yerindedir. İstediğini istediği zaman yapabilir. Sıhhatli iken her işi yapar, hasta iken yapamaz. İşte böyle sağlıklı iken bugünün işini yarına bırakmamalı, yarın başka bir meşguliyetin olabileceğini düşünmeli, maddî ve manevî iş ve görevlerini aksatmadan yapmalı, hatta hasta olup çalışamayacağını düşünerek, çalışamayacağı günler içinde tedbirler almalıdır. Sağlıklı insan, bir gün sağlığını kaybedeceğini, yürümek için bastona, kalkmak için yardımcıya, abdest almak için eline su dökülmesine, ayağının başkası tarafından yıkanılmasına ihtiyaç duyacağını göz ardı etmemelidir. Âmâ olup göremeyeceğini, felç olup yürüyemeyeceğini, aklını yetirip deli olabileceğini aklından çıkarmamalı, ona göre sıhhatli iken, hastalık anında azami istifade edebileceği imkânları hazırlamaya çalışmalıdır. “Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.” derler, bugün sağlıklı olan yarın hasta olabilir.
3- Meşguliyet gelmeden boş vaktin kıymetini bilmek.
İslam dini, zamana yani vakte çok önem vermiştir. Nitekim Yüce Allah Kur’an’da zaman zaman vaktin üzerine yemin etmiş, Kur’an surelerinden birisine “Asr” ismi verilmiş, bu surenin 1. ve 2. ayetlerinde mealen, “Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir.” buyrulmuştur.
Yüce Yaratıcı’nın insana bahşettiği en kıymetli nimetlerden biri de ömürdür. Ömür doğum ile ölüm arasındaki zaman dilimidir. Ömür bitmeden insan ölmez, ömür bitti mi bir dakika bile fazladan mühlet verilmez. Nitekim Araf Suresi’nin 34. ayetinde mealen, “Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” buyrulmuştur.
Dinde vaktin bir dakikasının bile kıymeti vardır. “Ya Rasulullah, bir dakikalık ömrümün kaldığını bilsem ne yapmamı tavsiye edersin.” diye soran birisine, Efendimiz cevaben; “Kelime-i şahadet getirmeye ve imanla ölmeye çalışmanı tavsiye ederim.” buyurmuştur.
Gerçekten de tarih boyunca zamanı iyi kullanan milletler kalkınmışlar, onun kıymetini bilmeyen ve israf edip geri kalmış milletlere hakim olmuşlardır. Onun için “Vakit nakittir.”, “Bugünün işini yarına bırakma.”, “Zaman su gibi akar gider.” demişlerdir.
Netice olarak insan, boş vaktin kıymetini bilmeli, vakti kendi zamanında değerlendirmeli, bugünün işini yarına ertelememeli, yarın için başka bir meşguliyetin çıkabileceğini asla unutmamalıdır. Keza insan; zamanın bir su gibi akıp gittiğini, akan suda, ele değen ilk suyu tutup tekrar kullanmak mümkün olmadığı gibi, zamanı da tutup, ileride tekrar kullanmak imkânsızdır. İnsan boş vaktinde çalıştı mı, hem madden hem de manen karşılığını alır.
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde, “Âdemoğlunun üzerine hiçbir gün geçmez ki, o gün onu çağırmış olmasın. Gün der ki; ben taze bir günüm yarın için ben sana şahidim. İyi amel yap ki, yarın kıyamet gününde (bende lehine) şahitlik yapayım. Ben geçiyorum. Ebedî beni bir daha görmezsin. Gecede insana aynısını söyler ve geçer. ”
Ümmetinin amelleri Peygamber Efendimiz her sabah, her akşam arz olunur. Efendimiz (s.a.v.), o insanları simalarından tanır ve kıyamette şahitlik yapar. O halde beş vaktin kıymeti bilinmeli, vakit zamanında değerlendirilmeli, her vaktin, her saatin; her günün ve her gecenin özel bir zaman olduğu ve başka zamanın içinde değerlendirilemeyeceği bilinip, ona göre değerlendirilmelidir
4-Fakirlik gelmeden zenginliğin kıymetini bilmek.
“Bir kararda kalan yalnız Allah’tır” derler. Kulların doğumundan ölümüne, aynı kararda kalması mümkün değildir. Bugün zengin olan, ölünceye kadar zengin kalacağım iddiasında bulunamaz. Fakir adamda ömrünün sonuna kadar fakir kalacağım diyemez. Dünyada, dün zengin olan insan çoktur. Nitekim deprem, yangın ve sel felaketinden sonra, her şeyini kaybederek veya ticarette iflas ederek zengin iken fakir olanlar olduğu gibi, aniden gelen bir mirasla, piyangoyla veya ticarette zengin olan fakirlere de rastlamak mümkündür.
İslam dininde zenginin şükreden zenginlerden, fakirin de sabreden fakirlerden olması önemlidir. Müslüman nimetleri bol bulunca şükretmeli, az bulunca da sabretmelidir. Allah sabredenleri ve şükredenleri sever. İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demelidir. Çünkü “Düşmez kalkmaz bir Allah’tır. ”
Önemli olan zenginin bir gün fakir olabileceğini düşünerek temkinli ve tedbirli hareket etmesidir. İşleri iyi iken kazandıklarını har vurup harman savurmamalı, iktisatlı olmalı; işlerin bozulduğu zaman, bu durumlarda istifade etmek için bir kenara ayırdığı birikimleri kullanabilmelidir.
Madden ve manen zengin olan kimse, yapması gerekenleri zamanında yapmalıdır. Mesela; vergisini vermeli, geleceğini garanti altına alacak tedbirleri almalıdır. Zengine farz olan zekâtını vermek, haccına gitmektir. Eğer zenginken bu manevî görevleri yapmadan fakir olurda, bunları yapamazsa, “neden zenginken yapmadın” diye kendisine Huzur-u İlahi de sorulur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerin de, “Hac kime farz olursa, bu görevi yapmada acele etsin. Çünkü ya kendisini oraya götürecek bineği hastalanır, ya da hac da harcayacağı paraya başka ihtiyaçlar zuhur eder. ” buyurmuştur. O halde zengin, görevlerini zenginken yapmalı, görevlerini tehir etmemeli, aksi halde tehir ettiği zamanda fırsat elden kaçabilir.
Zengin, zenginliğinden kaynaklanan maddî ve manevî sorumluluklarını kaybetmeden zamanında yapmalıdır. Sonradan fakir olursa, zenginken yapmadığı bazı sorumluluklardan kurtulamayacağının bilincinde olmalıdır.
5-Ölmeden önce hayatın kıymetini bilmek.
Bu dünyanın nimetleri burada kazanıldığı gibi, ahiretin nimetleri de burada kazanılır.
Ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilmek, yaşarken hayatı dolu dolu ve o hayatı verenin rızası doğrultusunda yaşamak lazım, böyle yaşadığımız takdirde hayatın kıymetini bilmiş olur, dünya ve ahiret mutluluğuna ve huzuruna ermiş oluruz. Kur’an-ı Kerim’de, hayatının kıymetini bilmeyen kimselerin öldükten sonra dünyaya salih amel işlemek için dönmek isteyeceklerini, fakat bunun asla kabul edilmeyeceği bildirilmiştir. (Müminun Suresi 23/99-100) Çünkü insan dünyaya bir kez gelir, bir kez gelinen bu dünyada Allah ve Resulünün istediği şekilde yaşamalı, dünyada mutlu olmalı, ahirette mesut olmanın sermayesini de burada kazanmalıdır. İşte o zaman, ölüm gelmeden hayatın kıymeti bilinmiş, ömür sermayesi ile hem dünyanın hem de ahiretin rahatlığı kazanılmış olur. Ahiret için en iyi azık; şüphesiz ki, her türlü salih ameller, hayır ve hasenatlar ve sadak-i caryelerdir.
Rabbim bizlere, bu Peygamber öğütlerine uygun yaşamayı nasip eylesin.
Ankara’dan Selam, saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@