Haklı olmanın tanımında; ‘davası, savı, düşüncesi, davranışı doğru ve adalete uygun olmak’ var. Kendini haklı bulup da, adalete uygun davrananları ender görüyoruz. Bugün gördüklerimiz, ‘haklı olan güçlüdür,’ diyerek, gaddarlaşıyor, küstahlaşıyor. Hele de bir de sabit fikre takılı kalıp,araştırmadan,düşünmeden,bilmeden kendini haklı konusu için, bırakın gaddarlaşmayı, zalim, hatta diğer kişilerin yaşamına müdahale edebilme hakkını kendinde görebilen insanlık dışı bireyler de mevcut maalesef... Hal böyle olunca düşünen, araştıran, okuyan, gelişime açık bireyler olarak, hayata baktığımızda iyiyi, güzeli, neyin hak, neyin hak olmadığına veya kime göre hak, kime göre değil olduğuna nasıl karar vereceğiz? Nasıl davranacağız? Ya da nasıl kendi ruh ve beden sağlığımızı bu olumsuzluklardan koruyabileceğiz?

Kime sorsanız haklıdır! Öyle değil mi? Kendince bir açıklaması ya da bir bahanesi de mutlaka vardır. Bu hayatta; kim kendinde ne eksikse, onu arıyor.Kiminin parası var huzuru yok,kiminin annesi var babası yok, kiminin evi var arabası yok , kimi eşinden dertli , kimi çocuğundan, kiminin de yakın duygusal bir ilişkisi yok. Kiminin işi yok. Kiminin ise kalacak bir yeri bile yok, kiminin de yiyecek ekmeği dahi yok maalesef...

Çevremize baktığımızda, gösteriş olsun diye yapılan yardımlar, sonradan görüp ne oldumcular, fakire mahlukat gibi davrananlar,birbirlerini çok seviyor gibi davrananlar da mevcut. Hele bir de sosyal medyaya, görsel resim ve videolar yayınlayarak sahte sevgi gösterisi sergileyenler... Ne kadar da yapay ve kendi özlerinden uzak, kurgulanmış, kendi yaşamını olmasını istediği gibi göstermeye çalışılan bir kandırmaca döngüsü halinde. Ve hepsinin içinde bir menfaate dayalı olması gerçeği yatıyor olması ise çok acı...

‪ ‪Aslında en kötüsü kimsenin karşılıksız sevdiği, kimsesi yok. Herkes kendi çizdiği sınırlarda yaşıyor. Kaza yapmış yaralı birini görmezden geliyor, aç kalmış birini fark etmemiş gibi yapıyor, ihtiyaç sahiplerine kendinde de yokmuş gibi davranıyor. ‪Bir sokak kedisine süt ve su verecek merhametimiz kalmamışken neye yarar ki hayatta kazandıklarımız öyle değil mi?

‪ ‪Paylaşmanın mutluluğunu tatmayan, karşılıksız hiçbir şey vermeyen insana o hazzı anlatsan neye yarar... Kimse yaşamadığı bir durumu ya da hissi kendinde canlandırma yoluyla yaşasaydım diye düşünmüyor ve empati kuramıyor.

‪ Ölümün, ayırdıklarının eksikliğini hiçbir sevdiğini kaybetmemiş birine anlatamazsın. Bir gece sokakta yatmanın ve aç kalmanın ne olduğunu bunu yaşamayana anlatamazsın . Bir tas çorba ve sıcak bir yuva yeter diyenleri, gökdelenlerde yaşıyorsa kişi eğer ,fakir edebiyatı yapıyor diye aşağılar durur, onlara da anlatamazsın.

‪ Aslında herkes haklı bir bakıma... Günümüzdeki olaylara ve durumlara bakılınca, kime inanacağını insan şaşırmıyor değil. Dilencinin bile senden çok parası var, İnsanların vicdanıyla oynayarak küçücük çocukları, sokaklarda sefil edip dilendirenler var, Şimdiki evlilikler bile menfaate dayalı, dostluklar, arkadaşlıklarda ve dahi iş- kariyer alanlarında da çıkar ilişkisi var.

‪ İşte yine de başta dediğim gibi, insan kendinde eksik olanı arıyor . Lakin bilmiyoruz ki hepimizde eksik olan karşılıksız , koşulsuz sevgi ve iyiliktir.

‪ Yapmış olduğum bireysel seanslarda o kadar çok fazla durumlarla karşılaştım ki; iyi veya kötü, iğrenç veya berbat olaylar, üzücü durumlar, travmalar... Çok değişik insanları da , dinledim, izledim.. Menfaati için kendiyle çelişenleri çok gördüm. Bir çok kişiyle sohbet ederken tanık olduklarım ise, herkesin bir çok şeyden şikayet ediyor olması, lakin daha hiç rastlamadım ki ben kötüyüm, kötülük yaptım diyen birisine... Herkese göre hep anlatılanlar kötü, peki iyi de bu kötülükleri yapanlar nerde o zaman! Seanslara gelerek yaşamlarını daha iyiye ve güzele çevirmeye çalışan insanları, bu kadar bunaltan, onların ruhsal, fiziksel rahatsızlıklar yaşamasına sebep olanlar kendilerini iyi olarak addetip, kendi yapmış oldukları fiziksel ve sözel şiddetle insanları üzenler, sebep oldukları sonuçları hiç üzerlerine almak istemiyorlar. Öyleyse Allah'u Teala kul hakkı'nın affedilmeyeceğini bildiriyor bizlere değil mi? Ah biz insanlar her şeyi ve herkesi ne kadar çabuk ve kolay tüketebiliyoruz! Hep söylerim insanı durduracak iki şey vardır: Birisi Allah korkusu, diğeri ise vicdan ve merhamet duygusudur.

Kimsenin aynaya bakıp yaptığı yanlışları yüzüne haykıracak cesareti yok! Her şeyin kolayı karşı tarafı suçlu ilan etmek, vicdanını sadece kendine taraf yapmak...

Bu hayatta; İnsanın güvenini kırarak , harcanmak da var , bilebile lades deyip kendini harcatmak ta bu hayatın içinde, insanı vezir veya rezil edenler de hep bu hayatın içinde... Güzel yüzlerde çirkin yürekler, çirkin yüzlerde olmuş pişmiş güzel yürekler de var. Şu da var ki; harcanan, harcanmaktan şikayet eden de başka bir insanı harcıyor. Bir de emeği, yüreği harcanmışın elinden tutanlar var. Onlar için daha kötü bir hayal kırıklığı oluyor, elinden tutayım dediğin ve tuttuğun kişinin, ilk harcadığı siz oluyorsunuz. Yani kıyamadıklarınız tarafından kıyılıyorsunuz. Artık daha fazla vefasızlık, nankörlük, kalleşlik, vicdansızlık, alçaklık, ahlahsızlık..... adına ne derseniz o oluyor. Hadi buyurun iyiyi doğruyu bulun, haydi güvenin, hadi huzur içinde bir şeyler yaşayın, Hadi daha sağlıklı olmaya çalışın...

İnsan olmak en başta, yanlışı kabullenmek, sindirmekle yani kendinle yüzleşmekle başlıyor sanırım, görmekle, kendine güzeli yakıştırmakla, anlamakla, iyiden yana değişimi istemekle başlıyor. Yoksa, zaafların peşinde sürekli aynı yanlışı yapıyor insanoğlu ve onun doğrusu bundan ibaret oluyor.

Hepimize sen de haklısın diyecek kadar hoş görülü, bir Nasrettin hoca bulamayacağımıza göre, bu işi nasıl tatlıya bağlayacağız?

Her insan farklı köprülerden, farklı süzgeçlerden geçtiği için herkesin doğruları farklıdır. Herkesin kendi doğrularına uygun bir dünyası vardır. Herkes kendi dünyasında yaşamak istiyor... Dünyada herkese yetecek kadar yer var. Ancak herkesin, dünyasına yetecek yer bulmak mümkün değildir. Örneğin bir eve, dahası bir odaya iki insan rahatlıkla sığar ama iki insanın dünyası bir memlekete sığamaz. Bütün anlaşmazlıklar ve çatışmalar, insanların dünyaları arasındadır.

Ben haklıyım, demek; ben kendi dünyamda yaşamak istiyorum, doğruları ben bilirim, kuralları ben koyarım, o halde, sen benim doğrularıma uyacaksın, dayatmasıdır. Bu dayatma; merhametten uzak, kibirli, küstah ve gaddar bir yaklaşımdır. Ben haklıyım dayatmasında, karşı tarafı anlama, dinleme, empati kurma gayreti hiç yoktur. Bu dayatmaya muhatap olan kişi, kendinin, adam yerine konmadığını hisseder. Bu hisle, öfkelenir, öfke giderek kin ve nefrete dönüşür. Kendisine bunu yaşatandan bir gün intikamını almayı düşünür.Böylelikle, tüm enerjisini olumsuz durumlar için kullanır.Hayattan zevk ve mutluluk alamaz hale gelir. Kendi gelişimine ve yeteneklerine ne enerjisi kalır, ne de isteği kalır, ne de zamanı kalır.

Haklı olmanın gücü ölçüsüz ve fütursuzca kullanılınca mağduriyet, kin ve nefrete yol açıyor. Kişi kendi dünyasında yaşamak adına yarattığı mağduriyeti bile hak sayıyor. Haklı olmak, kişiyi merhametsiz yapıyor. Haklı olmaktan biraz vazgeçip, farklılıklara hürmet edilse, kendi doğrunu dayatmak yerine ortak doğrularda buluşsak nasıl olur? Haklı olmak değil de, mutlu olmayı tercih etsek daha yaşanılası, daha huzurlu ve sevgi dolu bir yaşamda yol alarak yaşamımızın her alanında sağlık, ilişkiler, kariyer, finans vb. daha dengeli bir hayat yaşıyor olacağız.Hayat, tercihlerden oluşuyorsa biz insanlar tercihimizi mutluluktan yana kullanalım.

Sevgiyle 'tüm yaşam alanlarımızda mutlu olmayı seçiyoruz' diyerek yaşama bağlanarak ümitle ve farkındalıkla yol ve yolculuklara...

Merhametle, iyilikle kalın...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner303

banner155