Futbolumuzdaki en büyük sorunlardan biri futbola bir şeyler verecek adamlar yerine bir şeyler alacakların görevde olması.

Bu kulüp takımları için uzun süredir zaten böyleydi. Paralı Başkan tanımı ile gelen kapital sahipleri kulüplere görünürde ya da gerçekte sıcak paralar verirken, borçları katbekat arttırmayı başardılar.

Bu tip başkanları ve yöneticileri göreve getirirken altta yatan bir mantık da, işadamlarının futbol dünyasında dönen büyük paraları yönetmekte daha yetkin olacakları iddiasıydı.

Ancak her defasında, her kulüpte hüsran yaşandı. Kaldı ki, Türkiye’den UEFA Şampiyonlar Ligi’ne (CL) katılıp mali durumunu düzelten bir tek kulüp örneği yok

Futboldan anladığını söyleyerek kulüplerimize başkan ve yönetici olan, Türk futbolunun lanetidir paralı başkan, zengin başkan yanılgısı. Bugün Türk futbolunun hiçbir marka değeri yoktur. Kulüplerde ve federasyonda büyük paraların dönüyor olması marka yaratmaz.

Türk futbolunun artık devletten başka sponsoru kalmamışken hangi markadan bahsedilebilir ki. Ligin isim hakkı Spor Toto’nun, devlet kuruluşu; kupanın isim hakkı Ziraat Bankası’nda, kamu bankası. Madem ligin, futbolun marka değeri var, neden yerli ya da uluslararası bir firma en büyük iki organizasyonumuza sponsor olmuyor.

Büyük bir kandırmaca bu.

Küresel elektronik firmalarından Türk futboluna bir şekilde sponsor olan var mı? Otomobil firmaları, ülkemizde fabrikaları olanlar var, hiçbiri sponsorluk teklif etmiyor.

Günümüzde marka liglerin hepsi dünya televizyonlarından canlı olarak yayımlanıyor. Hem de büyük paralar ödenerek. Ülkemizdeki TV kanalları da o liglere büyük paralar ödüyorlar. Buna karşılık dünyada hiçbir ülke Süper Lig’den canlı maç yayını yapmadığı gibi şöyle yarım saatlik bir özet program bile yayımlamıyor. Marka olsanız, ilgi ve beğeni uyandırsanız neden yayımlamasınlar. Kendimizi kandırmayalım.

Öyle bir hale geldik ki, normali görsek tanımayız.

BELEDİYELER VE PROFESYONEL FUTBOL

Belediyecilikte spor görevi rekreasyonel ve amatör düzeyde olmalıdır. Belediyelerin profesyonel kulüp kurmaları, kentin kaynaklarını buralara aktarmaları yanlıştır. Gerekli yasal düzenlemeler yapılarak doğrudan ya da dolaylı şekilde belediyelere bağlı profesyonel faaliyet gösteren futbol takımları sistemden ayıklanmalıdır.

Başakşehir Kulübü boş tribünlere oynuyor. Taraftar baskısı yok, taraftarı yok. Sahadaki futbolcu sayısı tribünlerdeki taraftar sayısından daha çok. Peki, nereden semizleniyor bu kulüp, Belediye’den.

Arda Turan’ı transferine İstanbul Halk Ekmek sponsor oluyor, 60 milyon Türk Lirası karşılığı. Alt gelirli vatandaşlara ucuz ekmek yedirme derdi olan Halk Ekmek yapıyor bunu.

Sanki, Arda Turan’ın futbol oynaması, fakir proletarya sınıfına mensup insanları çok ilgilendiriyor da.

Bir gün bir programda, Şansal Büyüka, Başakşehir Kulübü Başkanı Göksel Gümüşdağ’a, İstanbul Halk Ekmeğin sponsorluğunda Arda Turan’ın alınıp alınmadığını sormuş, Gümüşdağ, hayır diyememiş, soruyu, gak-guk ilaveten kem-kümle geçirmişti.

Bir kentin futbol kültürü onu üst liglere taşıyamıyorsa, bunun belediyeler yani siyaset aracılığıyla başarılmaya çalışılması kabul edilemez. Olursa olur, olmazsa olması için evrensel kurallara göre mücadele sürdürülür.

Yanlışa doğru gerekçe aramaya gerek yok.

Kendimizi kandırmayalım, ülke futbolunun gelişiminde büyük bir engeldir bu zihniyet.

Yoksa, tarlasını satıp parasını bir pavyonda dansöz Leyla’ya basan, Ankaralı köylü sendromundan kurtulamayız.

Bas bas paraları Leyla’ya…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol