Aile fertlerinin sağlığına en az kendi sağlığı kadar düşkündü. Annemin ve biz oğullarının her rahatsızlığını ciddiye alır, doktora götürür, şifa arardı. Mesela beni, orta kulak rahatsızlığım nedeniyle 5 yaşımda Samsun’a, 11 yaşımda Ankara’ya göndermişti, annemle... Tıbba ve tıp doktorlarına çok itibar ederdi. 6 oğlundan sadece biri (Enver ağabeyim) doktor olduğu için babam nezdinde ayrı bir itibarı vardır.
4.BABAMIN TİTİZLİĞİ
Babam, yaşamın her yönünde titizdi. Kendisi hata yapmamakta çok iddialı, hata yapanlara karşı da acımasızdı, hiç mi hiç tolerans göstermezdi. Tenkitlerini en açık ve gerekirse sert ifadelerle söylerdi, yüzüne karşı. “idare-i maslahat” onun karakterine uymazdı.
Noterlik, onun bu katı karakterine çok çok uygun düşmüştü. Avukatlık dönemlerinde de hem doğrucu, hem salt hukukçu idi.
5.BABAM ve ANNEM
Babam anneme, sadece “Vesile” diye hitap ederdi. Onun gıyabında bizlere “ananız” diye, yabancılara ise “Vesile hanım” diye zikrederdi. O devirde her evde benzer durum olduğuna inanıyorum. Ancak, 1952’de bir sürelik İstanbul’a oğlunun yanına gitmiş olan anneme, yazdığı mektupta “sevgili karıcığım” hitabını gördüğümde pek çok şaşırmıştım.
Görgü ve alışkanlık neticesi, annemle yüzyüze olduğunda, kısa ve sert konuşurdu. Onu her fırsatta kırması, azarlaması, beni ve kardeşlerimi en çok üzen bir durumdu.
Annem, 17 kardeşin en küçüğü ve babasız olmakla beraber ilkokul tahsilini almış okur-yazar bir genç kız olarak evlenmişti. Yeni evine cehizine dahil udunu da getirmişti ama, biz çocukları onun ud çalışını çok az görebilmiştik. Babam, bütün katılığına rağmen, karısının kültür ve eğitimine önem verirdi. Annemin yeni yazıyı nasıl öğrendiğini bilmiyorum. Ben daha bebek iken halk kurslarına katılmış olmalı. Babamın teşvikinden eminim. Genç Cumhuriyetin bütün törenlerinde babamın yanında yer alıyordu. 1966’da Çorum’un ilk “yılın annesi” olarak seçilmişti.
Babamın vefatından sonra Ankara’ya taşınan annem günün haberlerini yakından takip etmekle beraber, durmadan Kur’an-ı Kerim okur, 2-3 ayda bir komşularını “hatim duası”na davet ederdi.
6.BABAM ve OĞULLARI
Evde, babamın, çocukları ile ilişkisi çok sıcaktı, denemez. “Canım yavrum”, “sevgili babacığım” havasında konuşulmazdı. Aşırı samimiyet hiçbir zaman olmadı. Küçük kardeşlerimizi, bebek olsalar bile, kucağına alıp şakalaşarak, mıncıklayarak sevdiğini hiç görmedik.
Davranışları sıcak değildi ama soğuk da değildi. Hele “ilgisizdi” hiç denemez; çok ilgiliydi. Okuldaki durumumuzu bizden habersiz izler, soruştururdu.
Evde, biz çocuklar için, ortasında kocaman bir masa olan bir çalışma odası vardı. Derslerimizle ilgilenir, kendi eski Türkçe kitaplarından matematik problemleri aktarırdı bize. Güneş, dünya ve ay’ın yörüngelerini, hareketlerini objelerle anlatırdı : Tavana asılı elektrik ampulü “güneş”, bir elindeki top “dünya”, diğer elindeki meyve de “ay” olurdu.
Biz oğulları, 6 kardeş olarak bir araya ancak 1 defa gelebildik. Ömür boyunca birbirimizden, evimizden uzak olduk. Kardeşler arasında haberleşmeyi de babam sağlardı hep. İletişim aracı 1960’a kadar sadece mektup idi. Telgraf ancak çok acil haller içindi.
Babam, ayda en az 2 defa hepimize birden hitap eden mektup yazardı. 5-6 adet pelür kağıdı, aralarında karbon kağıdı, hepsi birden daktilo makinasına girer; babam hepimize, tıkır-tıkır yazarak mektupları postalardı. Çorum dışında olan ve haberleşme gereken yeğenler de bu mektuba dahil edilince, kopya sayısı çoğalırdı. Bu mektuplar, karşılıklı haberleri tek tek aktardıktan sonra, hiç değişmez bir dua metni ile sona ererdi.
(Babamın bizlere yazdığı mektuplardan önemli bir bölümü benim arşivimde... Onlardan ilginç parçaları ayrı bir yazı halinde derlemeyi düşünüyorum.)
7.BABAM HEP YENİLİKÇİ İDİ
Babam, Atatürk Türkiyesi’nin, bütün devrimci ve aydınlatmacı hareketlerinin içinde ve başında bulunmuştur. Bütün resmi bayram kutlamalarına ailece ve coşkunca katılmamızı sağlamıştır. Evimizin kocaman bahçe kapısının üst saçaklarına baraklarla beraber, renkli camlı fenerlerin de asıldığını hatırlıyorum. Fener alayları ve bayram şenlikleri, şimdi Bahçeli Evler mahallesinin bulunduğu geniş düzlükte yapılırdı. Gece, faytonla gider, şenlikleri izledikten sonra, dönüşte, “Kubbeli” caddesindeki tek pastacıya uğrar, pasta yerdik ailece...


Belma ve Sungur Tekin Sabuncuoğlu’nun 14 Temmuz 1953 tarihinde Kandıra’daki nikahları…Anne Vesile, baba M. İhsan Sabuncuoğlu, Gültekin, Enver, Vehbi, Mete, Tuncay…

1940’larda Sabuncuoğlu Ailesi’nde “bağ kaynatma”…

Yıl 1950…Sabuncuoğlu Ailesi’nin gençleri ve arkadaşları…(Soldan sağa) Enver, Salih, Muammer, Fazıl, Yaşar, Sungur…

(SÜRECEK)



Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155