Babamı, çocukluğumdan beri, hep bitmez tükenmez sosyal faaliyetler içinde görmüşümdür.
-Çorum’un kültür, folklor ve tarih araştırmalarında
-Çorum’un imar planlamaları ve belediyecilik konularında
-Çorum’un başta lise olmak üzere bütün eğitim kurumlarına kavuşturulması çalışmalarında…
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırılmasını hedefleyen her türlü sosyal çalışmaların hepsinde öncü durumdadır.
Vefatına kadar süren bu çalışmalarını toparlamaya kalkmayacağım. Çünkü böyle bir amaç, benim kapasitemi aşar. Üstelik bu çalışmaların tamamı, yazılı belgeler halinde Çorum’un bütün gazete ve mecmualarının arşivlerinde bulunmaktadır. Ayrıca babamın bizzat derlediği 3 kitap da mevcut.
Ben bu yazımla okuyucularıma, babamın özel yaşamına, özelliklerine ait oğlu sıfatıyla birikimlerimi aktarmaya çalışacağım. Ve ayrı bir yazı ile de babamın 50 yıllık mektuplarından ilginç bir seri çıkarmayı düşünüyorum.
1.BABAMIN ÇOCUKLUĞU, GENÇLİĞİ VE EĞİTİMİ
Babam, ana-babanın ilk ve tek erkek çocuğu idi. Babası (Enver dedem) “müstelzim” denilen gezici bir devlet memuru idi. Dedemi hiç görmedim ama babaannem ile 20 yıl yaşadık. Babaannem, oğluna karşı bilinçsiz ve çok aşırı düşkün bir anne idi. Tek oğlunu oldukça şımarık yapmıştı. Babam, annesini, kendisini sağlıksız ve eğitimsiz yetiştirmiş olmakla suçlardı hep.. Çorum’dan çıkıp ileri bir tahsile izin vermemişti hiç.
Okumak, onun en önemli meraklarından biriydi. Cumhuriyet gazetesinden başlayarak, temin ettiği kitaplarla “idadi” seviyesinde kalan eğitimini bu yoldan kesintisiz devam ettirmişti. Zabit katipliğinden müstantikliğe, avukatlığa ve nihayet noterliğe kendi çalışmaları ile ve devlet imtihanlarını kazanarak ulaşmıştır. Bu hayat yolu, onun yaradılışına da çok uygun düşmüştür. Neticede iyi bir hukukçu ve sosyal bilimci olabilmiştir.
Okuma (tedrisat) konusunda kendisi için ömür boyu hissettiği noksanlığı, sanki telafi etmek istercesine oğullarını olabildiğince okutabilmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmemiştir. 1940-1960’larda, 6 oğluna yüksek tahsil yaptırmış olması, çok istisnai bir durumdu. Ve babam bununla, haklı olarak çok gurur duyuyordu.
Babamın kahve, kıraathane kültürü hemen hiç yoktu. Dostları ve arkadaşları ile vakit geçirme amaçlı veya içkili toplantılara zaman ayırdığını görmedim, diyebilirim.
İnsanlara, yüzlerine karşı sevgi gösterileri ve hele dalkavukluk, yalakalık yapmazdı. Az da olsa sevgi ve takdir söylemleri vardı tabii. Bu vasfının azlığı bir noksanlıktı onun için. Ne yazık ki babamın bu huyu bana da geçmiş, aynen.
Sevgi ve takdir duygularını, yazılarında yeterince kullanırdı. Anneme bir mektubunda “sevgili karıcığım” diye hitabettiğini gördüğümde çok şaşırmıştım.
2.BABAM VE SAĞLIK
Babamın sağlığı hiçbir zaman mükemmel olmamıştır. Sindirim ve sinir sistemleri onu ömrü boyunca zorlamıştır. Akşamları, eve gelince şezlonguna uzanıp ağrılarla kıvrandığını hatırlıyorum. Tedavi için defalarca İstanbul’a gitti. Ünlü akliyeci Mazhar Osman’dan bile şifa beklemişti. Aklımda kaldığına göre nevrasteni tedavisindeydi. Ama şimdi düşünüyorum da, bu sıkıntılarının hepsi bir tek sebebe dayanıyordu: Stres... Memleket meseleleri, aile meseleleri, geçim zorluğu vs.vs. konularında aşırı etkilenen hassas bir bünyesi vardı.




(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol