Hapishanelerimizde “siyasi” denen, terörden tutuklu ve mahkumların açlık grevleri ve ölüm oruçları, 60’ıncı gününe geliyor. Bütün toplum garip bir gerginlikle suskun ve eylemsiz.
Dün akşam TV’de gazeteci Can Dündar, bu garip suskunluğa değinerek, “Sanki kendini köprüden atmaya hazırlanan intiharcıya hep bir ağızdan ‘atla-atla’ diyerek eylemsiz seyrediyoruz” benzetmesini yaptı.
Bu benzetme, hayali bir benzetmeden ibaret değil; çünkü ben bunu aynen yaşadım:
8 sene kadar önceydi. Atatürk bulvarında, tretuvarda hızlı, telaşlı ve çok dalgın olarak yürüyordum. İş bankasının yanındaki tüp-geçit ayağının etrafında anormal bir kalabalığı yarıp geçmeye uğraşıyordum. Birden aydım: Bu 60-80 kişi neden burda? Neden hepsi birden durup bulvarın karşı tarafında yüksek bir yere bakıyorlar? Ve neden hep bir ağızdan ve neşeli bir tempo ile “atla-atla” diye bağırıyorlar?
Durdum, ben de baktım kalabalığın baktığı tarafa. Zorlukla gördüm: Pardesülü zayıf bir adam, karşıdaki apartmanın terasından adımını dışarı atmaya çalışıyor.. Evet, adam 7 katlı binanın tepesinden kendini atacak.. Ona bakamadım, durup bu kalabalıktaki insanlara baktım. Kadın, erkek, genç, ihtiyar, her yaştan her tipten insan var; ama yüz ifadeleri aynı.. Heyecanlı bir gösteri seyretmekteler sanki. Yüzler mütebessim... Evet, mütebessim. Ve hep bir ağızdan, uyumlu bir tempo ile “atla-atla” diye bağırmaya devam ediyorlar...
Aralarından nasıl sıyrılıp kaçtığımı hatırlamıyorum. Ama günlerce o gerilimi yaşadığımı hala unutamıyorum.
15 Aralık 2000

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155