Yıl, bugün 2019. 1931 yılı Fransasına kadar geri gidelim. Fransa’nın dünyaca meşhur “Larousse” sözlüğünde, “Kazığa oturtmak” deyimi karşısında verilen açıklamaya bir göz atalım. “Bir kaık hazırlayıp, kazığın bir ucu insanların ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmaktır” diye tanım verilir. Bir de örnek sunulur.

-“Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar.”

Bu yazı, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi tarafından Dışişleri Bakanlığına, oradan da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e iletilir. Atatürk, Paris Büyükelçisini resmen değil, akşam yemeğine davet eder. Elçi Çankaya Köşkü’ne gelir. Saygıyla karşılanır. Akşam yemeği neşe içerisinde yenir. Kahveler içilirken atatürk, elçiye bu deyimin anlamını sorar. Paris’in elçisi, bildiği anlamı söylemekle yetinir. Aralarında şu konuşma geçer;

-Sayın elçi, bu deyimin bir başka anlamı var mı?

-Bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir.

Bu konuşma üzerine; görevliler Fransa’nın o meşhur Larousse sözlüğünü getirip elçinin önüne seriverirler.

Elçi, işin nereye varacağını kestiremez, büyük bir heves ile sözlüğün o bölümünü okumaya başlar.

Ancak o sözcüğün karşısında “kazığa oturtmak” konusunda verilen tümceye (kelimeye) gelince, elçi okumayı keser, yutkunarak Atatürk’ün yüzüne bakar. Atatürk;

-Demek biz Türkler, esirlerimizi kazığa oturtuyor muşuz öyle mi sayın sefir? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız, bu doğru mu? Der. Sefir, heyecanla sözlüğü biraz daha karıştırır ve bir kaçamak nokta bularak;

-Efendim, bu sözlük Katolik Kilisesi’nin matbaasında basılmış. Bildiğiniz üzere Fransa bir laik ülkedir. Kilisenin yaptıklarının hükümetimiz ile bir ilgisi ve bağlantısı olamaz. Bu olay, bizi ilgilendirmez. Biz Kiliseye karışamayız, der. Atatürk ise;

-Öyle mi sefir efendi? Demek siz laik bir ülke olduğunuz için Kiliselerinize karışmıyor ve karışamıyorsunuz! Öyle ise ben de Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak yarından itibaren İstanbul’daki kiliselerin tümünün kapılarına koca birer kilit astırıyorum, der.

Bu konuşma üzerine, sefir panikler, kekeleyerek;

-Ama ekselans hazretleri, o zaman biz de sizi ağır bir biçimde protesto ederiz, der.

Bu yanıtın üzerine Atatürk ayağa fırlar, ilgililere dönerek;

-Sefir efendiye yolu gösterin, der. Bir anlamda sefiri kovmuş olur.

Sonra?..

Sonrası ne mi olur?

Fransız hükümeti, laiklik söylemlerini bir tarafa bırakır. Hemen en kısa bir zamanda Larousse sözlüklerini toplatır. Larousse’nin yeni basımında da o cümleyi çıkarıverir.

İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk böyle bir Türkiye Cumhurbaşkanı. Hem de dünyanın saydığı bir eşsiz önder idi!

Kaynakça: Çorum Haber köşe yazarı (Buza Yazılan Yazılar) Sn. İsmail Haboğlu, 12 Eylül 2019

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol