19.02.2014, 21:33 1456

‘AŞK’IN ÖYKÜ YOLDAŞLIĞI

Geçtiğimiz hafta "14 Şubat Sevgililer Günü” ve aynı zamanda da, “Dünya Öykü Günü”ydü.
Aşkların tarihsel yolculuğu, biraz da ülkelerin uygarlığıyla koşuttur… Aşkların sanata dönüşmesi, toplumların yapısıyla ilgili birçok anlayışın dışa vurumudur. Sanatın tüm eserlerini besleyen aşktır. Bu sanatsal üretimler de yaşanılan dönemin toplumsal izlerini taşır. Bir anlamda; İnsanın insana toplumun kadına bakışını, izlerini, taşıyan anlayışını gösteren bir yol haritasıdır. Sanat; aşkın yaşamda somutlaşması üretime dönüşmesidir. Aşk, sanatın her alanında eserler üretilmesinin ana kaynağı, can damarı, üretimin somutlaşması ve dünyaya yayılmasının temelidir. Böyle olunca, aşk ve öykü; birbirinden ayrı düşünülemez, birbirini besleyen bir nehir gibidir...
Her aşk; binlerce yaşanmışlığıyla öyküleri, sanatı duygu arkıyla besler, büyütür... Sanat alanındaki tüm şaheserlerin temelinde, varoluşunda düşsel ya da, yaşanmış “aşk” hep vardır. Aşk, dünden bugüne insanların nedenlerini çözmek için hala çaba harcadıkları, minik sözcük olmuş. Konuyu araştıranlar, aşkı, mantık ve akıl dışı bir duygu olarak tanımlanmaktadır. Aşk, yüzyıllardır sanatçılar, düşünürler, bilim adamları tarafından değişik tanımlamalarla tanımlanmış bir duygu.
Aşkın tarifi için, Aristo; “aşk acı çekmektir” demiş. Âşık Veysel; “Seversin, kavuşamazsın aşk olur, kavuşursan meşk olur” demiş. Freud ise; “Yaşamın temelinde duygulanma, duygulanmanın temelinde de aşk vardır” demiş. Bir başka sanatçı, aşkın bir tür yanılsama olduğunu söylerken, “çarpık bacaklı sevgilinin bacaklarının düz görünmesinin adının aşk olduğunu” söylemiş.
Aşkın tarifi için; “başkası için yaşamak ve bir tür yanılsama” diyebilirim. Aşk; tutkulu, kırmızı, bencil, gel-gitler arasında, sarsıcı, yakıcı, bir tür bilinç kaybı, delilik sayılabilecek bir duygu durumudur."
Aşk; insanın aklıyla, mantığıyla bağlantısını kesebilir. Beş duyusu devreden çıkabilir. Bütün duyular tek bir insana yönelmişse, o kişi bal gibi âşıktır. Gerçek aşkta insanın kendi bedeninin ve varlığının anlamı kalmaz. Ayrıca aşkın insanı çok tehlikeli, acı verici, yakıcı, yıkıcı hatta şiddete ve nefrete götürebilecek yönleri vardır. Bütün bunlar da bize aşkın akıl dışı bir duygu olduğunu gösteriyor. Aslında aşk, “bir tür hastalıktır” demek daha doğru olur herhâlde… Aşkla, sevginin aynı duygu olduğunu savunmak aslında yanılgıdır.
Sevgi; aşktan oldukça farklı rahatlatıcı, serinletici, insanı çoğaltan, üretime yönelten, huzur veren bir duygu durumudur. Toplumda sevdiği için kendine ve başkalarına acı çektiren insanları pek görmeyiz. Âşık olduğunu söyleyenlerin, yarattığı olumsuz olaylarsa toplumu ve bireyleri sık sık üzmüştür. Bu üç harfli minik sözcük, insanları yüzyıllardır nedenleriyle sonuçlarıyla uğraştırmıştır. Aşk için yapılan tanımların bir yerlerinde her zaman insanın acı çekmesine ait izler vardır.
” Mutlu Aşk Yoktur” şiiri yaşamda da gerçektir. Çünkü aşkta her iki tarafın beklentileri gerçek olamayacak kadar hayallere dayalıdır. Böyle olunca da, aşkın kırılganlığı da başka hiç bir duyguyla ölçülemez. Gerçek olamayacak beklentiler, insanları düş kırıklığına sürükleyen tuzaklardır. Bu tuzaklara düşen insanlar düş kırıklıklarını kolay kolay atlatamazlar. Aşk adına, toplumda trajediler yaratanlar bu tuzaklara düşen insanlar olmaktadır… “Ya, benimsin ya toprağınsın” diyerek gül gibi genç kızları kara topraklara seren insana da sorsanız “çok seviyordum öldürdüm” diyebiliyor.
Aşkı temsil etmesi gereken duygunun yaşamla ölçülü olduğunu bu topraklar belki çok ileri tarihlerde anlayabilir... Aşkı; yaşamda her güzellikle yan yana düşünebiliriz. Düşünülmemesi gereken tek sözcük “ölüm “ olmalı. Ama bizim toplum çok severek öldüren bir anlayışa sahip insanların bulunduğu bir toplum. Kiminle bu konu üzerinde söyleşsek, “En büyük aşk benim aşkım.” Sözlerini duyarız. Çünkü aşkı kendine göre en büyüktür, yangın yerine dönen kendi yüreğidir. Sevdiğini evrenin tüm nesnelerinde gören yine kendi gözleridir. Ferhat’ın Şirin’i görmek istediği gibi görmesi de bu nedenledir. Bu konuda toplumun genelinde kabul görmüş bir ölçü âleti olsaydı, belki herkesin kalp atımına göre ne kadar âşık olduğu ortaya çıkardı.
Aşkın büyüklüğü, engellerinin aşılmaz oluşundan, hem de kişinin kendi iç dünyasındaki çırpınış ve savrulmalarla orantılıdır. Tarihe mal olmuş büyük sevdalar her birimizi derinden etkilemiştir. Aşk, sevda denilince, en zalim adamdan, diplomat yapılı kadına kadar herkesin etkilendiği bizim toplumumuz her şeye rağmen duygularını büyük baskılar altında yaşamakta.
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşandıkları dönemde toplumu sarsan büyük aşklar olmuş… Bu aşkların kahramanlarının çoğu büyük acılar içinde yaşamış. Bu tarihe mal olmuş aşkların içinde Selahattin Pınar - Afife Jale aşkına bakarsak; her ikisi de varlıklı sayılan ailelerini sanat uğruna terk etmiş iki gençtirler. Selahattin Pınar bestekâr, Afife Jale ise tiyatro oyuncusu olmak istiyor. Yani ilk kadın tiyatro oyuncusu olmak istiyor. Yaşamın içinde yolları kesişiyor. Aralarında büyük ama çok acı çekecekleri bir aşk doğuyor. Bu durum Selahattin Pınar'ın bütün bestelerine yansıyor. İlk zamanlarda bestelediği “Bir Bahar Akşamı Rastladım Size/Sevinçli Bir Telâş İçindeydiniz” bestesinin yerini, aşkın acısıyla birlikte sonraları melânkolik eserler alıyor. Bu iki aşığın evlenmeleri de ayrı bir çileli dönem olmuş. Aşka rağmen evlilikleri devam etmemiş ayrılmışlar. Boşanmadan sonraki eserlerin içinde bambaşka acılar içinde yaşayan bir insanın feryadı var. “Ayrılık Yarı Ölmekmiş/O Bir Ateşten Gömlekmiş” bestesi ile ne kadar acı çektiğini anlatır ayrılık sonrasında. Daha sonralarda ise, “Nereden Sevdim O Zalim Kadını /Bana Zehretti Hayatın Tadını” bestesi ve benzer hüzünlü sözlerin geçtiği besteleri vardır bestekârın.
Selahattin Pınar ve Afife Jale boşandıktan sonra ömürlerinin kalan yıllarını da sürünerek acı içinde geçirmişler. Dünyanın tanıdığı Fransız yazar Louis Aragon’un şiirinin adı olan “Mutlu Aşk Yoktur” sözü aynı zamanda aşkın içinde taşıdığı acı nedeniyle tüm âşıkların dilinde slogan olmuştur.
Mutlu Aşk Yoktur
“ Bir tek aşk yoktur, acıya gark etmeyen
Bir tek aşk yoktur, kalpte açılmasın yara
Bir tek aşk yoktur, iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yoktur, yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur, ama
Böyledir ikimizin aşkı da.
LUOİS ARAGON
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
26°
açık
banner303
banner364
Namaz Vakti 05 Ağustos 2020
İmsak 03:53
Güneş 05:34
Öğle 12:51
İkindi 16:43
Akşam 19:58
Yatsı 21:32

Gelişmelerden Haberdar Olun

@