14 Şubat “Sevgililer Günü” aynı zamanda da “Dünya Öykü Günü"

Aşk ve öykü birbirini besleyen ayrı düşünülemez konular…

Aşk, sevda, sevgi tüm sanat dallarında olduğu gibi öykünün de varoşunu besleyen can veren- yön veren ana damardır...

Bu beslenmenin düşsel ve gerçek olması üretimi çok etkilemez, en değerlisi; yarattığı olağanüstü duygulardır!

Aşk; şifresinin çözümü için günümüz insanlarının hala çaba harcadıkları minik sözcüklerdendir...

Âşık Veysel; "seversin, kavuşamazsın aşk olur, kavuşursan meşk olur!” demiştir.

Araştırmalar sonucu aşkın gerçek tanımı için: “Bir tür delilik ve sonrası acı çekmektir!” denilmiştir.

SEVDANIN KORKUYLA SINAVI

-Nurgül!

Dün geceden beri çok düşündüm...

Senin de söylediğin gibi... Radikal kararlar almak zorundayım...Öncelikle, bu söylemim yüzde yüz gerçek!

Seni çok sevdim, çok seviyorum... Seveceğim de!

Önce fark etmemiştim! Sonradan düşününce…

Birden, kendimden utandım hatta “nefret” ettim! Reşat

Aydın’dan “korkuyormuşsun!”

Bu ne demek, biliyor musun? Benimle birlikteliğin “korkuya” dayanıyor… Çok üzüldüm çok! Kendimi, antik çağların Tanrılarına benzettim…

Hani o Tanrılar, güzel kadınları kaçırırlar, ıssız bir adaya, bir yerlere kapatırlar. Zorla sahip olurlar! Onlardan çocukları olur… Yarı Tanrı! Bazıları, PARİS gibi yakışıklı delikanlı... Bazıları, HELENE gibi güzel kadınlar...

Onların yüzünden savaşlar çıkar. Bu savaşlardan, koca koca kentler zarar görür. Zavallı insanlar ölür...

Olan, hep insanlığa olur!

UYGARLIKLAR yıkılır, UYGARLIKLAR kurulur! Bizim öykümüzde… Bu “uygarlıklar” sözcükleri yerine, senin kurduğun, “sırça saraylar”ı (!) koyabilirsin…

İlk sıraya vs…

İkinci sıraya vs…

Üçüncü sıraya vs…

Bu listeyi istediğin kadar uzatabilirsin…

-Ben, bu uygarlıkları, sırça sarayları yakan, yıkan… Ruhuna değil de tenine zorla sahip olan…

Vandal adam! Tiran! Tanrı! olmak istemiyorum.

Öykülerindeki, kadını döven, işkence eden, saçlarını yolan, giysilerini fırlatıp, dışarı atan adam!

Kaşlarının dökülmesine, kirpiklerinin azalmasına, neden olan adam! olmak, hiç istemiyorum…

Yok, yok, yok…Böyle biri olarak düşünülmeye, izin bile veremem!

Sen de git, arkadaş!

Bak, kitabın çıkıyor…

Bana hep, “JAN-JAN”lı yaşantıdan söz ederdin.

Hayır, Nurgül!

Ben böyle bir yaşantıyı hiç özlemedim.

Kafasında “40 kadın!” olan birini… Sevmeyi, yalnızca denedim…Olmadı!

Kadın hala susuyordu...

("Umutlu Mutsuzluklar" isimli öykü kitabımdan)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol