Dün Ankara’da hava çok güzeldi. Takvime göre kış mevsiminde olsak da, sanki ılık, güneşli bir bahar havasıydı… Ayrıca tatil günüydü.
Ben de günün öğleden sonrasını sokağa bakan balkonumuzda geçirdim; kendimi bir parkta, yeşilliklerin arasındaymış gibi hissederek…
Bahçemizdeki erik ağacının yeni yeşeren çiçekli dalları balkona doğru uzanıyor; elimi uzatsam değivereceğim. Yeni çıkan yabani otlardan artık toprak görünmez oldu. Komşu bahçeler de yemyeşil… Sabahleyin bahçe duvarına, kaldırıma koyduğum mamaları sokağımızın kedi sakinleri gelip gidip yiyorlar. Karnını doyurup rahatlayan ya bir ağacın altına kıvrılıp, ya da alçak bir pencerenin önüne çıkıp uyuklamaya koyuluyor. Tanıdık-tanımadık sokağımızdan geçenlerle selamlaşıyoruz. Canlanan doğa, merhaba demeye başlayan ilkbahar, yüzlere de yansımış belli… Herkes mutlu, huzurlu görünüyor. İşte böylesine, insana “Yaşamak güzel şey!” dedirten bir günü geçirmekteydik…
Balkonda otururken elime günlük gazeteleri, hafta içinde okuyamadığım dergileri alıp okumaya başladım. Haberler hiç de iç açıcı değildi. Neredeyse artık kanıksadıklarımız(!): Ülkemizin güneydoğusu, sığınmacıların durumu, yalpalayıp duran ekonomimiz, kaza, cinayet haberleri… Ancak, çok ürkütücü bir haber vardı arada: “ABD Büyükelçiliği, Ankara’daki vatandaşlarını olası bir terör saldırısına karşı uyardı!” Ürperip, içimden “Tanrı göstermesin!” diye geçirdim. Ankara’da, daha 10 Ekim ve 17 Şubat günlerinde yaşadıklarımızın sarsıntılarını üzerimizden atamamışken, aynı acıyı yine mi yaşamak!.. Düşünmek bile korkunçtu…
Gazeteleri bırakıp edebiyat dergilerini karıştırdım. Edebiyat da sıkıntımı dağıtmaya yetmedi. Güneş çekilmeye başlamış, gökyüzü koyu gri bulutlarla kaplanmıştı. Gözlerim sokağa doğru kayınca acıkmış, mama aranan ufaklıkları gördüm. Onları geceleri aç bırakırsam içim rahat etmiyor. Mamalarını götürdüm. Nedense huzursuzdum. O güzel bahar gününün bitimindeki sıkıntı neydi acaba? Biraz sonra yağmur başladı.
Gün boyunca açmadığımız televizyonu geç saatlerde açınca kötü haberi de öğrendik. İçimin sıkıntısı boş yere değilmiş! Ankara’nın merkezinde, evimize iki adım sayılabilecek uzaklıkta, yine bombalı terör saldırısı! Ölenler, yaralananlar… Hemen telefonun başına koşup yakınlarımızı arıyoruz. Böyle bir durumda insan önce sevdiklerini düşünüyor, biraz da bencillik var ne de olsa hepimizde... Oysa acının hepimizin, ülkemizin acısı olduğu ortada… Ankara’da altı ay içinde üçüncüsü!..
Yağmur gece boyunca durmuyor. Sabah sanki karanlık bir güne uyanıyoruz. Güneş bizi terk etmiş gibi… Bulutlar gün boyunca bizimle, bizim için ağlıyorlar!..
Bu acı belleklerden hiç silinmeyecek! Bugün gazete başlıkları acıyla dolu: “KANLI PAZAR”; “Gençler sınavdan çıkmışlardı!”; “Amerika uyarmıştı!”; “Emniyet bomba yüklü 20 aracı arıyor!”
Acaba, artık evden çıkarken kalanlara, yolda birbirimize “Hakkınızı helal edin!” dememiz mi gerekiyor!..
14 Mart 2016 / ANKARA

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155