O, 45 yılı geçen meslek hayatımda beni çok etkilemiş, bende unutamadığım izler bırakmış insanlardan biridir.
Müteahhitliğimin ilk 5 yılı boyunca (1963-1968), müteahhitten çok şantiye şefi gibi çalıştığım Anamur’da, DSİ’nin kontrol mühendisi idi. Babacan bir “abi” idi, benden 20 yaş kadar büyüktü. İnşaat mühendisliğinden çok ziraat veya orman mühendisi idi. Doğayı çok seven bir avcı, bir çevreciydi.
Müteahhit sıfatımla öneri ve dileklerimi, onunla önce tartışırdık. İkna olduktan sonra dilekçemi alır, Bölge Müdürlüğüne hitaben yazacağı yazıyı da, kendi koltuğuna beni oturttuktan sonra, bana yazdırtırdı.
Dışardan, kimden olursa olsun, Anamurlulardan, köylülerden, yöneticilerden ve hatta DSİ yetkililerinden gelen her türlü müdahalede, benim önüme geçer, müteahhidi ve müteahhitliğin her şeyini sahiplenirdi. “Benim işçim, benim kamyonum, benim dozerim, benim betonum, benim duvarım” diye konuşurdu. 5 yıl boyunca 3 büyük sulama şebekesi, bir de hidroelektrik santral yaptık. Maddi ve mali olağanüstü güçlüklere rağmen çok başarılı işler oldu. Sadece taş duvar imalatı 140.000 m3’ü bulmuştu.
Bir gün Bozyazı Sulamasına, rahmetli Fethi Tekin başkanlığında bir DSİ ekibi, habersiz, baskın tarzında gelmişti. Bir ihbar üzerine, tahkikata gelmişlerdi. Beton kaplamalı kanallarda beton kalınlıklarını tahkik için benden istedikleri kazmalı işçiye beton kaplamaları yer yer kırdırıyorlardı. 10 santim olması gereken beton kalınlığı hep 12-15 santim çıkıyordu. Tam o sırada Cavit Abi geliverdi.. O ağırbaşlı ve soğukkanlı adam, sert bir emirle beton kırma işlemini durdurttuktan sonra amirlerine “Benden habersiz benim betonlarımı nasıl kırarsınız? Bu ne cür’et!” diyerek karşı çıktı.
Yıllar sonra, 1991’de, özel olarak Anamur’a gittim. 1960’larda yaptığımız bütün sulamaları ve hidroelektrik santrali büyük bir zevk ve gurur duyarak, oğlumla beraber dolaştık. 25 yılı geçen işletme sürecinde, yaptıklarımızın hiçbirinin bozulmamış, kırılmamış olduğunu görmekten, sulama sahalarındaki olağanüstü gelişmeyi izlemekten çok büyük kıvanç duydum. Rahmetli Cavit Abi’yi, onun ölümüne neden olan kazanın olduğu yerde huşu ile andım.
1968 yazı idi. Bozyazı Sulaması bitmiş, 1 yıldan beri işletmedeydi. Ana kanalın sonundaki sifon başını teşkil eden yükleme havuzunun tepesinde, İller Bankasından gelmiş olan elemanlara, yapmayı düşündükleri hidroelektrik santral tesisi için yardımcı oluyorduk. (Bilahare orada 40 KW’lık santral kuruldu ve hala çalışıyor.) Yamaçtan yola tırmanırken ayağı kayıp düştü. Korkunç bir görüntüydü o, hiç unutamam; sağ ayağı bilek üstünden kırılmış, sallanıyordu...
Onun koca vücudunu kanala kadar nasıl çıkardığımızı, kanal üzerindeki kalastan geçirdiğimizi ve pikabın arkasına yatırıp hastaneye nasıl ulaştırdığımızı, hala ürpererek anıyorum.
Bu, onun sonu oldu. Ayağı iyi olmuştu ama artık topaldı ve rahat yürüyemiyordu. O iri ve güçlü bedeni ile artık doğadan uzak, dört duvar arasında yaşamaya mahkum olmuştu... Ve bu hayata dayanamadı, 1,5 sene sonra vefat etti.
Allah rahmet etsin...
Ekim 1997

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155