(Bu yazı 4 eylül 2016’da yazılmıştı)
2003 yılında basılan ilk eserim “Kolay mı Uçamıyorum Demesi” adlı kitabımda yayınlanarak tescillenen bir sözüm vardı.
“Aklım erdi ereli söylediğim basit bir sözdür. “Yıllardır birbiri ile ‘güya’ rakip, zıt veya düşman olan Amerika ile Rusya kan kardeştir, ikiz kardeştir, gerçek dosttur. Çünkü bu tarihe kadar ne Amerika bir tek Rus askeri öldürmüştür; ne Rusya bir tek Amerikan askeri öldürmüştür”
Evet, dostlar, güya Demirperde ülkeleri ile NATO ülkeleri düşmandır. Güya 60-70 yıldır aralarında sürtüşme vardır. Hepsi palavra. Kim, Amerika’ya karşı olup, Rusya’ya yaslanıyorsa yanılmıştır; kim Rusya’ya karşı olup Amerika’ya yaslanmışsa yanılmıştır.
*
Önce Türkiye’den başlayalım.
1960’tan öncesi şöyle kenarda dursun. 1960’tan itibaren, ülkemiz insanı yani TÜRK MİLLETİ, dar gelirli olmanın ve geri kalmışlığın maddi ve manevî ezikliği içinde, refaha çıkış yolu arıyorduk. Ülkenin makro durumu ile halkın maddî durumu, Avrupa ile mukayese edilmeyecek kadar geri idi. Bütün millet bu durumdan rahatsızdı ve kurtulmanın yollarını arıyordu. Gençlik, heyecanlıydı ve sabırsızdı. Böyle bir ortamda gençliğin bir kısmı, mevcut rejimi yıkmadan, yakmadan, bozmadan ama çok çalışarak kısa, orta ve uzun vadede bu sıkıntılardan kurtuluruz, iktisadî ve siyasî bağımsızlığımızı kazanırız diyordu. Atatürk ve Cumhuriyet rejiminin devamından ve muhafazasından yanaydı. Her zaman ellerinde Türk Bayrağı, dillerinde İstiklâl marşı vardı.
“Ne Amerika, ne Rusya ne Çin. Her şey Türkler için diyordu”
Bir kısmı da Amerika’ya ve NATO’ya hayır. Hemen şimdi tam bağımsız Türkiye diyordu ve kurtuluşu sosyalist rejimde görüyordu. Stalin, Lenin, Mao, Che Guevara ve Marks’ı örnek alıyorlardı. Ellerinde orak- çekiçli Rus bayrak, dillerinde, sosyalist Enternasyonal marşı vardı.
*
Nasıl olmuşsa olmuş(!) üniversite gençliği silahlanmıştı. 1968-1980 arasında maalesef 5000 gencimizi ve çok değerli bilim ve siyaset adamlarımızı, teröre, anarşiye kurban verdik. Ortak amaç, bağımsızlık ve kalkınmak olmasına rağmen, çözüm yolları ayrı idi. Aynı hedef için birbirimizi öldürdük. 11 Eylül 1980 gününe geldiğimizde, günde 20 (yirmi) gencimiz ölüyordu. Siyasi arena ve Türk halkı, en çirkin, en kötü, en gergin ve kutuplaşmış günlerini yaşıyordu. Hiç kimse sabah işine giderken akşam eve döneceğinden emin değildi.
O dönemde, Türkiye konumundaki pek çok ülke aynı durumu yaşadı. Kore ile başlayan kendi içinde bölünme, (yani kardeş kavgası) Vietnam ile, İtalya ile, Şili ile, Ruanda ile, Afganistan ile, …, ve Türkiye ile dünyaya yayıldı.
Yani bölünme pahasına, kardeş kavgası yapan biz, birbirimizi öldürürken, Amerika bir tarafı, Rusya bir tarafı destekliyordu. Türkiye de 5000 vatan evladını kaybetti. Nice beyinler gitti. Yaratıcı enerjimizi hiç kullanamadık. Türkiye’de silâhlı rekabet yapan iki süper güç, Türkiye dışında gayet iyi geçinen iki ahbap çavuş idiler.
Sonra Ruanda’da, Tutsiler ve HUTU’lar birbirine girdi ve 1,5 milyon insan öldü.
Bir Ruandalı yetkili televizyonda olayı şöyle özetledi:
“Akrabalarımızı bile öldürdük ama bunu niye yaptığımızı bilmiyorduk. Bugün düşünüyorum da geçerli bir sebep bulamıyorum”
*
Şimdi her ülkenin kendi içinde bölünmesinin sebeplerini anlatacak değiliz. Arz etmek istediğim mesele o değil. Mesele şu:
Bu ülkelerde halkın birbirine girmesinin sebebi; silâh üreten ülkelerdir. Amerika, , Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Çin. Bunlar önce kavgayı ateşlerler, bölünmeyi hızlandırırlar, bizzat terörü ve teröristi yaratırlar. Özel çabalar sarf ederek her ülkede fitili önce kendileri yakarlar ve sonra arabuluculuğa soyunurlar.
-a-Nedense seneler geçer bir türlü barışı sağlayamazlar.
-b-Nedense bu çatışmalarda, her biri bir tarafı destekleyen, iki büyük rakip RUSYA VE AMERİKA birbirine bir tek kurşun atmaz. 60-70 yıldır hiç duydunuz mu, bir Rus askeri, bir Amerikan askeri öldürmüş mü? Bir Amerikan askeri, bir Rus askerini vurmuş mu? Afganistan’da, Irak’ta, Ege Denizi tatbikatlarında, Basra Körfezinde, Rusya ve Amerika defalarca yanlışlıkla (!)sivilleri vurdular. İran’ın 300 kişilik koskoca yolcu uçağını bile vurdular. Yanlışlıkla!
Ama ne hikmetse YETMİŞ YILDIR yanlışlıkla bir kere bile birbirinin askerini vurmadılar.
*
Örnek çok ama birkaç tane vereyim yeter. Karar sizin.
1. 1967 İsrail / Mısır Savaşı
2. 50 yıldır, İsrail/ Filistin Savaşı
3. Ocak 1992’de Balkanlarda başlayan etnik ayrışma sürecinde gözden kaçan bir ayrıntıyı arz edeceğim. 1980’de başlayan etnik ayrışma olaylarında Amerika bu bölgede pek etkin olamadı. İlla Rusya’nın karşısında olmalıydı. Ama nasıl? Nihayet 1992’de Müslümanlardan yana olarak balkanlara da burnunu soktu. Her zaman her yerde olduğu gibi burada Amerika, bir tek Rus askeri öldürmedi. Rusya, bir tek Amerikan askeri öldürmedi. Hatta Amerika Bosna Hava limanını işgal etti. Ve dedi ki “Bosna hava alanı uçuşa kapanmıştır. Yasak bölgedir. Bosna hava limanına kimse müdahale edemez” Ne oldu biliyor musunuz?
(SÜRECEK)