04.03.2017, 00:03 386

ALLAHTAN KORKUN, İYİLERLE BERABER OLUN

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İslam dini, insanın dünya ve ahiret mutluluğu için Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş İlahi bir nizamdır, İlahi bir sistemdir. Çağımızda insanların geliştirdiği iki sitem daha vardır, Komünist ve Kapitalist sistemler.

Komünist sistem, devleti merkeze almış, “her şey devlet için” diyerek insanı ihmal etmiş ve mutlu edememiştir. Kapitalist sistem ise, merkeze sermayeyi almış, “mal canın yongasıdır” diyerek insanı mutsuz etmiştir. İslami sistem ise, insanı merkeze almış, “ İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” diyerek insana değer vermiş ve mutlu etmiştir.

Müslümanın dünyada mutlu olması için önce kendisinin, İslam’ı iman ve amel yani aksiyon olarak anlayan bir kişiliğe sahip olması gerekir. Sonra da, İslam’ı kendisi gibi iman ve amel olarak anlayan müminlerden meydana gelen bir çevre oluşturması gerekir. Çünkü Müslüman, ancak böyle bir ortamda yaşayınca mutlu olur.

Bu anlamda Müslüman, dinimizin prensiplerine göre hareket ederek, ferdi ailevi ve toplumsal alanda,  dostluk kuracağı, arkadaşlık yapacağı ve problemlerini müzakere edeceği kişileri, İslam’ı iman ve amel manasında anlayan, gerçek müminlerden seçmek zorundadır. Bu seçim Allah’ın emridir. Nitekim Kerim Kitabımızda yüce Allah, “ Ey müminler! Allah’tan korkun da, (İmanında, amelinde,  sözünde, özünde ve bütün davranışlarında) doğru olanlarla beraber olun” buyurmaktadır. (Tvebe s,a,19)

Büyüklerimiz ne demişler? Yalancı ile sohbet etme. Hileci ile ortak olma. Kötü niyetli ile yola gitme. Kazancı haram olanın yemeğini yeme.

Demek oluyor ki gerçek Müslüman, yakın çevresini de, kendisi gibi İslam’ı iman ve amel manasında anlayan hakiki müminlerden oluşturmak mecburiyetindedir. Balık nasıl ki suda yaşarsa, mümin de,  gerçek Müslümanlardan oluşan bir çevrede mutlu olur. Cuma, bayram ve beş vakit namazın esas gaye ve amacı da, İslam’ı iman ve amel manasında anlayan müminlerden oluşan bir çevre oluşturmaktır.

Müminin dostlarının kimler olduğu ve onların özellikleri de Kerim kitabımızda beyan edilmiştir. Gerçekten de maide suresinin 55. Ayetinde, “ Sizin dostunuz ancak, Allah ve Onun Peygamberidir. Bir de iman edenlerdir ki, onlar Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılarlar, zekat verirler ve rüku ederler” buyrulmaktadır. Bu ayetten de anlıyoruz ki, Müslümanın dostu olan müminler, namaz kılarak, zekat vererek ve rüku ederek, İslam’ı iman ve amel anlamında anladıklarını izhar eden kimselerdir. Yani,  “Elhamdülillah ben de Müslümanım” deyip, abdestle, namazla, oruçla ve sair amel ve ibadetle alakası olmayan kimseler değillerdir. Bilakis; insanı aldatmayan, doğru dürüst, imanlı, ibadetli, helalı ve haramı bilen, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanan ve güvenilir olan kişilerdir.

Allah’ın, Peygamberin ve gerçek Müslümanların, İslam’ı iman ve amel manasında anlayan dostları, her zaman ve daima galiptirler. Allah’ın, Peygamberin ve müminlerin dostu olamayanlar, şeytanın dostlarıdırlar. Allah’ın dostları ise şeytanın dostlarına karşı daima galip ve üstündürler. Bu gerçek de Kuran-ı Kerimde şöyle bildirilmektedir. “ Kim Allah’ı, Peygamberi ve müminleri dost edinirse, şüphesiz ki, galip ve üstün gelecek olanlar Allah taraftarlarıdırlar.”(maide. 56)

Allah’ı, Peygamberi ve müminleri bırakıp da, kafir ve münafıkları dost edinenlerin; izzet, şeref, haysiyet ve galibiyetin, onların yanında olduğunu sandıklarını, onun için de onların yanında ve tarafında yer aldıklarını da yüce Yaratan Kuran-ı Kerimde şöyle beyan etmektedir. “ O münafıklar ki, müminleri bırakarak, kafirleri dost ediniyorlar. İzzet şeref ve zaferi onların yanında mı arıyorlar? Muhakkak ki, bütün izzet, şeref kudret ve zafer Allah’ın yanındadır.”(Nisa s.a. 39)

Ayetten; imanını ibadet, itaat ve ihlas ile kuvvetlendirmeyen, zayıf şahsiyetli olanların galibiyeti, gerçek manada mümin olanlara, hakkı Hak için tutanlara, İslam’ı iman ve amel olarak anlayanlara  karşı kesinlikle mümkün değildir.

O halde bizler kendimize; karşılıklı sevgisi ve saygısı olan, Allah için seven ve Allah için buğz eden, çıkar ve menfaat düşünmeyen fedakar kimseleri dost ve arkadaş edinmeliyiz.

Atalarımız, “Arkadaşını söyle bana, ben de senin ne adam olduğunu söyleyeyim” demişlerdir. Sevgili Peygamberimiz de bir hadislerinde; “Kişi refikinden (arkadaşında) azar” buyurmuştur. Gerçekten de insan dostluk ve arkadaşlık yaptığı ve daima beraber olduğu insanlardan çok etkilenir. Bilindiği gibi bu konuda birçok atasözü de vardır. Mesela;

“Üzüm üzüme baka baka kararır” ,“Körle yatan, şaşı kalkar”, “ Kılavuzu karga olanın, burnu pislikten kurtulmaz” bunlardan sadece birkaç tanesidir. 

Kişinin dost ve arkadaşından, müspet veya menfi yönden etkilenmesi ile ilgili olarak Allah’ın Resulü, “ Kişi dostunun dinindendir. O halde sizden biriniz, dost ve arkadaş edineceği kimseye dikkat etsin” buyurmuştur. Demek ki, dostumuzu, arkadaşımızı, eşimizi, ortağımızı ve yol arkadaşımızı seçerken çok dikkatli olmamız, tabiri caizse “Kılı kırk yarmamız” gerekiyor. Seçeceğimiz arkadaş konusunda Yine Efendimiz, “ Müminden başkasını dost edinme, takva sahibi olmayanın ekmeğini yeme” buyurmaktadır.

İnsanın dost ve arkadaşının etkisinde kalması ile ilgili olarak Mevlana Celalettin-i Rumi hazretleri de, “İyi arkadaş güzel koku satan aktara benzer. Yanına gittiğiniz zaman, ya size güzel koku ikram eder, ya güzel koku satın alırsınız veya oradaki güzel koku üstünüze siner, kötü arkadaş da demircinin körükçüsüne benzer, Yanına gittiğin zaman ya sıçrayan çıngılar elbiseni yakar, ya da kömürün pis kokusu üzerine siner” demiştir.

Yine Mevlana hazretleri, “ Bir avuç toprak almış koklamışlar, toprak gül gibi kokuyormuş, neden toprak gibi değil de gül gibi kokuyorsun deyince toprak,” Ben bir zaman gül ağacının yakınında kaldım da onda bu güzel koku bana sindi” demiş. Başka bir yerden alınan toprağı da koklamışlar o da, necis gibi kokuyormuş. Ona da sen neden toprak gibi değil de, böyle pislik gibi kokuyorsun deyince toprak, “ Ben bir zamanlar tuvalete yakın bir yerde bulundum da, bu kötü koku bana oradan sindi” demiş diyerek, her daim yakınında olan kişilerden iyi veya kötü yönde etkileneceğini bu güzel misallerle anlatmıştır.

Netice olarak; alışveriş yaptığımız bakkalı, manavı ve sair esnafı, iş verdiğimiz işçileri, iktisatçı ve mühendisleri, doktorlarımızı, hukukçularımızı, avukatlarımızı, yanında çalıştığımız işverenleri, okuduğumuz yazar ve müellifleri, kitap, gazete, dergileri ve seyrettiğimiz Tv. leri, yönetici ve sendikacılarımızı, eşimizi, dostumuz, arkadaş ve yaranlarımızı seçime tabi tutacağız. Bu Allah’ın emri ve Resulünün tavsiyesidir.

Bu demektir ki; İslam’ı iman ve amel anlamında anlamayanları, insanları Allah için değil, menfaat için sevenleri, insanlardan Allah için değil, menfaat için yüz çevirenleri, devletini, milletini, dinini, vatanını sevmeyenleri, milletin evlatlarını birbirine düşman ederek, bölüp parçalamaya çalışanları, dini istismar ederek, dini ve dindarları huzursuz edenleri, her gün birçok yalan dolanına şahit olduğumuz, ikiyüzlü münafıkları, Allah’ın, Peygamberin ve Müslümanların düşmanlarını dost, arkadaş ve yaran edinmeyeceğiz.

Evet değerli okuyucularım, kötü arkadaş insanı, hem günahkar, hem de dinsiz eder. İyi arkadaştan iyilik, kötü arkadaşta da kötülük öğrenilir. İyiliğin faydası, kötülüğün de mazarratı ebedidir. Nitekim Cenab-ı Hak Furkan suresinin 27. Ayetinde dünyada kötülerle beraber olan, kötülerin arkasından koşan kişilerin ahiretteki perişan halini şöyle beyan ediyor. “ O kıyamet günü, inkarcılar için pek yaman bir gündür. Cehennem ateşinde kavruldukları o gün, zalim kimse ellerini ısırıp şöyle der. ‘Keşke Peygamber ve Onun yolunda gidenlerle beraber bir yol tutsaydım. Vah başıma gelenlere vah, beni İslam nizamından uzaklaştıran falancayı keşke dost ve arkadaş edinmeseydim. Yemin olsun ki, beni bana gelen Kurandan, Kuran yolundan, (İslami prensiplerden) o saptırdı.”

Gerçekten de insanı Allah yolundan, şeytan ve şeytanlaşmış insanlar alıkoyar. Çünkü şeytan hem cinlerden ve hem de insanlardandır. Hem de insanların şeytanları cinlerin şeytanlarından insan için daha zararlıdır. Gerçekten de Peygamber Efendimiz, “İnsanın şeytanı, cinin şeytanından daha zararlıdır” buyurmuştur.

Unutmayalım ki, kabirde bize çeşitli sualler sorulacaktır, melekler tarafından. Bu suallerden birisi de, “Dinin nedir?” suali olacaktır. Eğer dinim İslam diye cevap verebilirsen, ikinci bir sual, “Dünyada yaşarken, İslam’a destek mi oldun, yoksa din ve İslam düşmanları ile bir olarak dine köstek mi oldun şeklinde sorulacaktır. Bu suale de müspet cevap verebilmek için, bu yazımızı dikkatlice okuyarak öğrendiklerimizi, kendimize hayat düsturu olarak kabul etmeli ve pratik hayatımızda yaşamalıyız. Allah cümlemize nasip etsin.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
12°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 31 Ekim 2020
İmsak 05:37
Güneş 07:02
Öğle 12:29
İkindi 15:18
Akşam 17:46
Yatsı 19:05

Gelişmelerden Haberdar Olun

@