20.12.2013, 00:20 734

ALLAH’IN HAS KULU OLMAK -1-

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Allah insanları kendine iman ve ibadet etmeleri için yaratmıştır. Kişi iman ederek, Allah’tan başka ilah olmadığını, kendisine ibadet etmeye layık tek yaratıcı olarak, yüce Allah’ı tanıdığını şeksiz ve şüphesiz kabullendiğini ilan etmiş olur. İnsan bu inancının gereği olarak da Allah’a boyun eğer, itaat eder, emirlerini yerine getirir ve yasaklarından da uzak durur ki, işte buna ibadet ve kulluk denir.
Başka bir deyimle ibadet; kulun yüce Allah’a, vermiş olduğu nimetlere karşı şükran borcunu ifa etmesi ve İslam’ın her emir ve yasağına uyması demektir. Müminin bu hali ölünceye kadar devam etmelidir. Çünkü ; “ Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”(1) buyuran yüce Allah, aynı zamanda; “ Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”(2) de buyurmaktadır.
Hayatı da, ölümü de yaratan yüce Allah’tır. Hayat, manasız bir var olmak değil, hayırlı faydalı ve sevap olan faaliyetler alanıdır. Ölüm de sonu bir hiç olan yok oluş değil, bu faaliyetlerin meyvelerinin toplandığı mahaldir. Çünkü yüce Allah; “ O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır..” (3) ve “ Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz ancak bize döndürülecektir.”(4) Buyurmaktadır. Önemli olan bu sınavları kazanarak Allah’ın has kulu olmayı başarmaktır.
Allah’ın has kulu olmak; bu ölçüler içerisinde, ahiretin tarlası olan bu dünyadaki hayatın, ilahi hudutlar dahilinde kalarak, sırat-ı müstakim üzere ve Rabbani emirlere uyularak dosdoğru yolda yaşamakla olur. Çünkü Yüce Allah bu konuda; “ Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin! derler” (5) buyurmaktadır. Burada dosdoğru yolda olmak demek; söz ve davranışlarda düzgün olarak, münafıklık etmeyerek, ihlaslı olarak ve farzları yerine getirerek yaşamak demektir.
Bunun için kul, gece gündüz demeden, ömrünün her saniyesini Allah’ı kendinden razı edecek ve mahşerde İlahi terazinin sevap kefesine konacak, faydalı ve sevap olan işlerle meşgul olarak yaşamalıdır. Unutulmamalıdır ki, dünyada ne ekilirse ahirette o biçilir, ne dikilirse o toplanır.
Aslında Allah’ın has kullarının kimler olduğu, vasıflarının neler olduğu ve nelerle meşgul oldukları Kur’an-ı Kerimde beyan edilmektedir. Nitekim yüce Allah (c.c.); “ O çok merhametli Allah’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman “selam” der geçerler”(6) buyurmaktadır.
Ayeti kerimede beyan edilen has kulların ilk vasfı mütevazi olmaları yani, alçak gönüllü olmalarıdır. Gerçektende alçak gönüllü insanlar, yaşadıkları toplumun içinde herkesle iyi geçinirler, kimseye yukardan bakmazlar, kimseyi hor ve hakir görmezler. Onlar, her şeyden önce Yaratanlarıyla, kendileriyle, aile bireyleriyle, akrabalarıyla, komşularıyla ve toplumun bütün fertleriyle barışıktırlar. Onlar, Peygamber Efendimizin mümini; “ Herkesle iyi geçinen ve herkesin de kendisiyle iyi geçindiği yani, geçim ehli olan insandır. Geçim ehli olmayan insanda hayır yoktur” (7) diye tarif ettiğini bilirler.
Peygamber Efendimiz her konuda olduğu gibi, tevazu konusunda da en büyük modelimizdir. O, çok mütevazi bir insandı. Onda gurur ve kibir yoktu, kimseyi hor ve hakir görmez, kimseye yukardan bakmazdı. Arkadaşlarının meclisine gittiğinde, kimsenin ayağına kalkıp kendisine baş köşeden yer gösterilmesini istemez, boş bulunan her hangi bir yere otururdu.
Bir defasında kırsal kesimden birkaç kişi Peygamberi görmeye gelmişlerdi. O’nun bulunduğu yere girmişler, oradakilere; “ Seyyidiniz ( başkanınız) kimdir diye sormuşlardı. O sırada Peygamber Efendimiz ayaktaydı ve oturan arkadaşlarına su dağıtıyordu. Arkadaşları soranlara; “ Seyyidi hadimi yani, bizim ulumuz bize hizmet edendir” demek zorunda kalmışlardı.
O sahabelerin kendisini övmelerine, ulumuz, seyyidimiz, efendimiz, gibi övücü ve methedici sözlerle anmalarına müsaade etmez, Efendimiz Allah’tır der ve “ dikkat edin böyle sözler söylediğinizde, şeytan sizi yönetmesin” derdi.(8)
Yine Ebu Mes’ud’un (ra) anlattığına göre bir gün bir adam Peygamber Efendimizin huzuruna gelerek, O’na bir şeyler anlatıyordu. Fakat bir Peygamberin huzurunda olmanın heyecanı ile adam titriyordu. Efendimiz adama : “ Sakin ol! Ben, bir hükümdar değilim, ben (Kureyş kabilesinin) kuru ekmek yiyen bir kadınını oğluyum.”(9) Diyerek adamı sakinleştirmişti.
“Bir kimse, Allah için tevazu gösterirse, Allah o kimseyi yüceltir”(10) buyuran sevgili Peygamberimiz, kendisine bir iş veya bir talep için gelenlere değer verir, onları dinler, elinden geldiğince herkese yardımcı olurdu.
Evet, Peygamber Efendimiz yumuşak huylu, alçak gönüllü, sevecen bir zattı. Çünkü O’nu bizzat Allah terbiye etmiş ve terbiyesini güzel etmişti. Hatta O’nun bu meziyetleri Kur’an-ı Kerimde; “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”(11) şeklinde ifade edilmiştir.
Demek ki; Allah’ın has kullarının birinci meziyeti, herkese yumuşak davranması, kaba ve sert tavırlardan kaçınmasıdır. Cahil ve kendini bilmezlerin kendisine laf atıp sataşması halinde, sabretmesi ve sadece “selam” deyip oradan uzaklaşmasıdır, cahile cevap vererek, cahille cahil olmamasıdır.
Allahın has kullarının ikinci özelliği, onların gecelerinin bir kısmını Allah’a secdeler ve kıyamlar ederek geçirmiş olmaları olarak tanımlanmaktadır. Nitekim bu hususta Kur’aı-ı Kerimde mealen; “Onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek gecelerler” buyrulmaktadır.(12)
İnsan doğar yaşar ve ölür. Doğumu ile ölümü arasında geçen zamana ömür denir. Ömür insana Allah’ın emanetidir. Emanete hiyanet ise günahtır. O nedenle insan ömür emanetine hiyanet etmemeli, ömrün günlerini ve gecelerini, çalışarak, istirahat ederek ve ibadet ederek geçirmelidir. Çünkü insan kıyamet günü huzuru İlahide, ömrünü nerede yıprattığından, neler yaparak tükettiğinden sorgulanacaktır.
Bunun için Peygamberimiz gecenin bir kısmını istirahat bir kısmını da ibadetle geçirmiştir. Hatta bir defasında Hz. Aişe validemiz, gece uyanınca yanında eşini görememiş, O’nun başka bir eşinin yanına gitmiş olacağını düşünerek, kalkıp etrafına bakınca, O’nu secdeye kapanmış dua ederken görmüş, Efendimiz hakkındaki düşüncesinden dolayı üzülmüştür.(13) O halde bizlerde gecenin bir kısmını istirahatla bir kısmını da kalkarak ibadetle geçirmeliyiz.
Kur’n-ı Kerimde, cennet ve nimetlerine erişenlerin özelliklerinde bahsedilirken: “ Onlar geceleyin pek az uyurlardı, onlar seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dilerlerdi.”(14) Buyrulmaktadır. Hakikaten insanın, birçoklarının uyuduğu o gece vaktinde, Allah rızası için kalkıp uykusunu terk ederek ibadet etmesi, namaz kılması, zikir çekmesi ve Allah’tan af ve mağfiret dilemesi, hem insana bir ruh yüceliği kazandırır, hem gün boyu moralinin yüksek olmasını sağlar, hem de insanın kendisini huzur ve güven içerisinde hissetmesini sağlar.
Allah’ın has kullarının üçüncü meziyeti de, Cehennemden ve orada azap görmekten Allah’a sığınmalarıdır. Bilindiği gibi cehennem öbür dünyada, bu dünyadaki inanmayanların ebedi ve inanıp da günahkar olanların ise günahları nispetinde geçici olarak ceza görecekleri yerdir. Aslında cennet güllerinin tohumları da, cehennemin ateşi de bu dünyadan giderken insanlar tarafından götürülür. Onun için yalancı dünya ahiretin tarlasıdır. Kişi oraya cennet güllerinin tohumunu götürmeye çalışmalıdır. Emanet olan ömrü gaflet içinde yaşayarak, öbür dünyaya elinde cehennem ateşiyle gitmemelidir.
Allah’ın has kullarının üçüncü özelliği ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerimde: “Onlar ki şöyle derlr: Cehennem azabını üzerimizden sav! Doğrusu onun azabı geçici değildir.”(15) Şeklinde ifade edilmektedir. Cehennemde azap görmekten Allah’a sığınırız.
Allah’ın has kullarının dördüncü özelliği Kur’an-ı Kerimde: “ Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf, ne de cimrilik ederler, ikisi arasında bir yol tutarlar.” (16) buyrulmaktadır.
Bilindiği gibi halk arasında; “Mal canın yongasıdır” derler. Mal da insana emanettir. Mahşerde kişi malıyla ilgili de sorgulanacak, kişiye malını nereden kazanıp nereye harcadığı sorulacaktır. Mal da, din can ve nesil gibi müslümanın korumakla sorumlu olduğu hususlardandır. Onun için kişi malını kendisinin ve ailesinin meşru ihtiyaçlarına harcarken israfa sapmamalı ve cimrilik de yapmamalıdır. Yine insan malını Allah rızası için; fakir fukaraya, garip gurabaya, muhtaca, yetime, dula ve yolda kalmışa verirken de savurgan olmamalı ve bahillikte (cimrilik) yapmamalıdır. Mümin en faydalı malının Allah yolunda sarf edilen malı olduğunu bilmeli, bütün bu harcamaları yaparken de itidali elden bırakmamalıdır.
Peygamberimiz kişinin kendini ve ailesini zor durumda bırakacak şekilde aşırı ibadet etmeyi bile doğru bulmamıştır. O bu konuda: “ Üzerinizde vücudunuzun hakkı var, gözünüzün hakkı var, eşinizin ve ziyaretçinizin hakkı var”(17) buyurmuştur.
Yine israftan kaçınmakla ilgili olarak Kur’an-ı Kerimde: “Birde akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere saçıp savurma. Çünkü böylesine saçıp savuranlar, şeytanın dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”(18) denilmektedir. (SÜRECEK)
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@