31.01.2014, 00:30 1197

ALLAH’A KULLUK ETMEK

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Yüce Allah (c.c) bütün varlık âleminin Rabbi (Fatiha 2, Âl-iİmran 26), mevcudatın mucidi ve mahlûkatın Hakkı’dır (Enam 1). O yarattığı her şeyin rızkını veren Rezzak-ül âlemindir (Âl-i İmran 27). Her türlü iyilikleri, nimetleri gönderen de O’dur (Âl-i İmran 26). Allah (c.c); hiçbir varlığa benzemeyen zamandan ve mekândan münezzeh olan, doğurmamış, doğurulmamış (İhlas 3-4) ve gücü her şeye yetendir (Bakara 259).
Yüce Allah (c.c) kendisine ibadet edilmeye layık olan tek ilahtır. Nitekim yüc Allah; “Şüphe yok ki, ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl” (Taha14) buyurmak suretiyle ibadet edilmeye layık tek ilah olduğunu beyan ve ilan etmiştir. İbadet etmeyenler için de; “Ey Muhammed! De ki, ibadetiniz olmasa Rabbim size ne diye değer versin” (Furka 7) buyurarak, ibadeti olmayanın Allah katında değeri olmayacağını hatırlatmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in tebliğ ettiği ve iman, ibadet ve ahlak esaslarını öğrettiği dinimiz İslamiyet de, insanları; madden ve manen yükselmeleri, üstünlük ve şeref sahibi olmaları, dünya ve ahiretin saadet ve mutluluğuna ulaşmaları için var olan, bir olan, sonsuz güç ve kudret sahibi olan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendi Zatı’nın hiçbir şeye muhtaç olmadığı, Allah Teâlâ’ya kulluk etmeye, O’ndan yardım istemeye, O’na dayanmaya, O’na güvenmeye ve O’na sığınmaya çağırmaktadır (İhlas/2,Nisâ/ 36).
Yüce Yaratan hiçbir şeyi gayesiz ve amaçsız yaratmamıştır. Şüphesiz ki O, eşref-i mahlukat olarak ve ahsen-i takvim üzere yarattığı; akıl, izan, irade ve şuur ile donattığı insan oğlunu da gayesiz ve amaçsız yaratmamıştır.(Bakara 30, Tin 4)
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in Zariyat Suresi’nin 56. ayeti kerimesinde mealen; “Cin ve insanları beni tanımaları, bana ibadet etmeleri için yarattım” buyurmak suretiyle, insanoğlunu, kendisini tanıması ve Zat-ı İlahi’sine ibadet etmesi için yarattığını beyan etmektedir.
İnsan; kendisine yapılan bir iyilik ve verilen bir hediye için, iyilik edene ve hediye verene teşekkür etmektedir. Yüce Allah (c.c) insana dünya ve ahiretin her türlü güzelliklerini ve sayısız nimetlerini ihsan etmiştir. O halde insan Allah’a (c.c) hamdetmeli ve şükretmelidir. İnsanın Allah’ın verdiklerine teşekkür etmesine kulluk, kulluk borcunu ifa etmeye de ibadet diyoruz.
Bu hususta yüce Yaratan Bakara Suresi’nin 152. ayetinde mealen “Öyle ise (ey kullarım) siz beni (ibadet ve kulluk ile) anın ki, Ben de sizi (rahmet ve mağfiretimle) anayım; (verdiğim bunca nimetler karşısında) bana şükredin, sakın ha nankörlük etmeyin” buyurmaktadır. Allah’ın (c.c) kendisine kulluk (ibadet) edilmesi ile ilgili diğer bazı ayetleri mealen şöyledir: “O göklerin, yerin ve ikisi arasındaki bulunanların Rabbidir; öyleyse O’na kulluk et ve O’na kullukta sabırlı ol” (Meryem/65), “Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenize hükmetmiştir” (İsra/23), “Öyleyse dini Allah’a has kılarak ona kulluk et” (Bakara/39), “Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir”( Mü’min/60), “Ey insanlar sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin” (Bakara/21). O halde insan daima şükran-ı nimet içinde olmalı, küfran-ı nimette bulunmamalıdır.
Yüce Allah (c.c) kendisine kulluk (ibadet) hakkında Fatiha Suresi’nin 4. ayetinde mealen “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz” buyurmaktadır.
Allah’a ibadet insanı; başkasına ibadet etme dalalet ve karanlığından kurtarır ve bütün varlıkların sahibi olan Yüce Allah’a ibadet etmenin aydınlığına, şeref ve yüceliğine kavuşturur. Onun için günlük hayatta namaz kılan bir insan beş vakit namazda 40 defa Fatiha okur ve bu ilahi öğretiyi “Yalnız Sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım isteriz” ayetini tekrar eder.
Allah’a ibadet kulluk, kulluk da nimetlere şükürdür. İnsan Allah’ın verdiği nimetlerden istifade ettiği müddetçe ibadete devam etmelidir. Nimetlerden istifade etmenin ise zamanı, günü, haftası, ayı, yılı ve mevsimi yoktur. Her an ve her zaman nimetlerden istifade edildiğine göre, alınan ve verilen nefesin de bir nimet olduğu düşünüldüğünde insan, son nefesine kadar Allah’a (c.c) ibadet etmelidir. Bunun için ibadetin ve kulluğun da günü, haftası, ayı, yılı olmayıp devamlı olmalıdır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’in Hicr Suresi’nin 99. ayetinde mealen: “Rabbine, ölüm sana gelinceye kadar ibadet et” buyrularak, ibadet gayesi ile yaratılan insanın, dünya nimetlerinden istifade edemez hale gelinceye kadar Allah’a kulluk etmesinin esas olduğu bildirilmiştir. Hadis-i şerife göre de, “Allah katında makbul olan ibadet, az da olsa devamlı olanıdır” (Buhari, C. 1, Hadis No:25).
Allah’a (c.c) kulluk ihlâslı ve samimi olmalıdır. İhlâssız ve samimiyetsiz ibadet makbul değildir. Onun için Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde mealen şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ’yı görüyor gibi ibadet et! Sen O’nu görmüyorsan da, O seni görüyor” (Buhari C.1, H.No:47)
Başka bir hadiste ise “Ne kadar oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisi için açlıktan başka (temin edeceği bir fayda)sı yoktur. Namaz kılmak için ne kadar ayakta duran(lar) vardır ki, ayakta kalmasından başka (uykusuz kalmasından başka) bir faydası yoktur” (Buhari, C.6, Hadis No: 902) buyurmaktadır. O halde, ibadetler sırf Allah rızası için ve ihlâsla yapılırsa sevabı büyüktür. Aksi halde insan manevî bir kazanç elde edemez buyurmuştur. Buhari, Savm 8’de yer alan bir hadiste ise, “Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teâlâ o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına (yani orucu tutmasına) değer vermez” buyrulmuştur.
İnsanların ibadet için yaratıldığı, bu ibadetlerin ömür boyunca ve sürekli olması gerektiği, ibadetin özünün ihlas ve samimiyet, yani ibadet esnasında kalbin Allah Teâlâ’dan gafil olmaması gerçeği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü; ilimsiz ve ihlâssız ibadetin insanı dalalet ve sapıklığa sürükleyeceği de göz ardı edilmemelidir.
Dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan dünyada ne ekerse ahirette onu biçer. “Zerre kadar hayır da, şer de ahirette karşılıksız kalmaz” ( Zilzal/7-8). Bakara Suresi’nin 286. ayetinde “Herkesin kazandığı, ya kendi lehinedir, yahut aleyhinedir” buyrulmuştur. Onun için bu dünya çok önemlidir. Bu dünyadaki ameli ile insan mahşerde ya vezir, ya da rezil olur. Amel ve ibadet bakımından dünyanın bir günü hatta salih amelle geçirilen bir saati; kıyametin bin saatinden önemlidir. Çünkü dünyanın bir saatinde ihlâs ve samimiyetle ibadet, salih ve faydalı amel işlenebilir. Kıyametin o bin saatinde ise hiçbir şey yapılamaz. Konu ile ilgili olarak Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de mealen, “Evlerinizde kıbleyi tayin ederek ev halkı ile namaz kılın” buyururken, Peygamber Efendimiz de hadislerinde mealen “Evinizin bir köşesini mescit haline getirerek namaz kılın, evlerinizi kabirlere (ibadet yapılmayan yerlere) benzetmeyin” (Buhari C.2, H.No:268) buyurmuştur. Çünkü ne kabirde, ne kıyamette ve ne de mahşerde ibadet yapılmaz Oralardaki saadet, ibadet mahalli olan dünyadaki salih amellerle kazanılır. Onun için insan ömür emanetinin ve akıp giden zamanın kıymetini bilmeli, zamanın bir saniyesini bile boş ve faydasız işlerle geçirmemeli, iyi ve faydalı işler yapmalıdır.
Mutlak hükümranlık sahibi olup her şeye gücü yeten Allah (c.c); kimin daha iyi davranacağını, kimin daha iyi kulluk edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. Hayat manasız bir var olma, ölüm de sonu belli olmayan bir yok olma değildir. Hayat iyi, hayırlı, faydalı, sevap ve güzel amellerin yapıldığı bir alan, ölüm ise bu amellerin meyvelerinin toplandığı bir mekandır. Allah insanı aynı zamanda hayır ehli mi? yoksa şer ehli mi? olacağını denemek içn de yaratmıştır. Onun için hep hayrın yanında şerrin karşısında olmak gerekir. O, insana ölmeden önce hayatın kıymetini bilmeyi, fani dünyada ölüm için hazırlıklı olmayı, ancak Müslüman olarak ölmeyi emir buyurmuştur.
Nitekim Haşir Suresi’nin 18. ayetinde mealen Allah (c.c) şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’a (c.c) karşı gelmekten (emir ve yasaklarına uymamaktan) sakının ve herkes yarın için (ahiret için) önceden ne göndermiş olduğuna bir baksın (kendisini gözden geçirsin, geçmişini sorgulasın). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Bir başka ayette de “Ölmeyin, ancak müslüman olarak ölün” buyurmuştur (Âl-i İmrân/102). Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) de bu konudaki hadis-i şeriflerinde mealen; “Ölmeden önce ölünüz” (Et-Terğîb Ve´t-Terhîb) Başka bir hadiste ise “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz” buyurmuştur (Tirmizî, Kıyame 25).
Bu ayet ve hadisler ışığında düşünüldüğünde, dünyanın fani, ahiretin ise baki olduğu gerçeğine rağmen, baki hayatın mutluluğunun kazanılacağı ve salih amellerin yapıldığı mekân olan dünyanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışılması dinî bir emirdir. Hayatı bu şekilde yaşayanların; âhiret için yaptığı yatırımları, makbul ve salih amelleri, ibadet ve itaatleri, ömür emanetine ihanet etmeme gayretleri, sadaka-i cariyeleri, Yaratanı ile, kendisi ile, aile bireyleri ile, akrabaları ile, yakın uzak komşuları ile, yoksul, yetim, dul ve muhtaçlarla ve topyekûn insanlarla barışık olma çabaları, ölmeden önce ölmeye hazırlıklı olmak, ölmeden önce ahiret için bir şeyler göndermiş olmak ve Müslüman olarak ölmeye gayret göstermek demektir. Çünkü bu ameller insana; ölürken, kabirde ve huzuru ilahide faydalı olacak salih amellerdir. Önemli olan müminin bu salih ameller ile ahirete göçebilmesidir.
Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v.) mealen, “Kişi kabire üç şeyle, dostları ile malı ile ve ameli ile gider. Bunlardan ikisi yani dostları ve malı geri döner, birisi yani ameli onunla kabirde kalır” (Et-Terğîb Ve´t-Terhîb) buyurmaktadır. Salih amel sahibi mümin ölürken acı çekmez, kabirde yalnız kalmaz, huzuru ilahide mahcup olmaz. Cennetten ve cennet nimetlerinden mahrum olmaz. İşte Allaha inanmak, O’na ölünceye kadar ibadet etmek ve her türlü yardımı Allah’tan beklemek, insana bu mutlulukları kazandırır.
“İbadetler, namaz ve oruç gibi bedenî, zekât gibi malî ve hac gibi hem bedenî ve hem de malidirler.” Bunların hepsi riyasız ve Allah rızası için yapılmalıdır. Bedenî ibadetler bizzat yapılır, malî ibadetler vekâlet yolu ile de yaptırılabilir.
İnsana ömür veren, ömür emanetimdir diyen, emanete riayeti mükâfatlandıracağını, emanete ihaneti ise cezalandıracağını bildiren Allah’tır.
Bir günlük ömürden bir saatini bile ibadete ayırmamak, zengin olup, fakirin hakkı olan zekatı vermemek, sıhhatli olup Ramazan orucunu tutmamak, gücü yetip haccı yapmamak, helalı bırakıp haram ve şüpheli olana el atmak, mü’minler için büyük bir suçtur ve felakettir.
Bugün, insanların ve cinlerin şeytanları ile nefis düşmanı, Allah’ın af ve mağfiretini öne sürerek insanları aldatmakta, ibadetleri yaptırmayarak günaha sürüklemektedirler. Halbuki imtihan dünyasında Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından sakınmak sınavı kazanmaktır, aksi ise imtihanı kaybetmektir. Bu sınavı kazananların sonsuz güzellikler ve sayısız nimetlerle ödüllendirileceği, bu sınavı kaybedenlerin de çok büyük acı ve elim cezalara çaptırılacağı Kur’an-ı Kerim’in müteaddit ayetlerinde haber verilmektedir. Nitekim dünyada müslüman olup salih amel sahibi olan (yani güzel işler yapan) ve gerçekten ahirete mü’min olarak göçen kişilerin alacakları mükafatlar Kehf Suresi’nin 30 ve 31. ayetlerinde mealen şöyle anlatılmaktadır: “İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (yani salih amel işleyenler) bilmelidir ki, biz güzel işler yapanların sevabını (ecrini-mükafatını) zayi etmeyiz. İşte onlara içinden ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar adn cennetlerinde tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler, ince ve kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir, ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri.” Başka bir ayette de; “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedi kalıcılardır” buyrulmaktadır.(Bakart 25)
Dünyada imansız ve amelsiz olarak yaşayan zalimlerin akıbetleri ise Kehf Suresi’nin 29. ayetinde mealen “Ve de ki; hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar, imdatlarına erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri” ifadeleri ile anlatılmaktadır.
Ehl-i iman; iyiyi, hayrı, faydalıyı, ibadeti, salih ameli, kulluğu ve itaati seçer. Sırattan yel gibi geçer, Allah’ın cennetine girer, nimetlerine erer ve cemalini görür. İşte güzel son da budur. Rabbimizden cennet nimetlerini umar, cehennem azaplarından da kendisine sığınırız.
Ankara’dan selam saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@