Amel ve ibadet bakımından dünyanın bir günü hatta salih amelle geçirilen bir saati; kıyametin bin saatinden önemlidir. Çünkü dünyanın bir saatinde ihlâs ve samimiyetle ibadet, salih ve faydalı amel işlenebilir. Kıyametin o bin saatinde ise hiçbir şey yapılamaz. Konu ile ilgili olarak Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’in Yunus Suresinin 87. ayetinde mealen, “Evlerinizde kıbleyi tayin ederek ev halkı ile namaz kılın” buyururken, Peygamber Efendimiz de hadislerinde mealen “Evinizin bir köşesini mescit haline getirerek namaz kılın, evlerinizi kabirlere (ibadet yapılmayan yerlere) benzetmeyin” (Buhari C.2, H.No:268) buyurmuştur. Çünkü ne kabirde, ne kıyamette ve ne de mahşerde ibadet yapılmaz Oralardaki saadet, ibadet mahalli olan dünyadaki salih amellerle kazanılır. Onun için insan ömür emanetinin ve akıp giden zamanın kıymetini bilmeli, zamanın bir saniyesini bile boş ve faydasız işlerle geçirmemeli, iyi ve faydalı işler yapmalıdır.

Mutlak hükümranlık sahibi olup her şeye gücü yeten Allah (c.c) kimin daha iyi davranacağını, kimin daha iyi kulluk edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, insana ölmeden önce hayatın kıymetini bilmeyi, fani dünyada ölüm için hazırlıklı olmayı, ancak Müslüman olarak ölmeyi emir buyurmuştur.

Nitekim Haşir Suresinin 18. ayetinde mealen Allah (c.c) şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’a (c.c) karşı gelmekten (emir ve yasaklarına uymamaktan) sakının ve herkes yarın için (ahiret için) önceden ne göndermiş olduğuna bir baksın (kendisini gözden geçirsin, geçmişini sorgulasın). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Bir başka ayette de “Ölmeyin, ancak müslüman olarak ölün” buyurmuştur (Âl-i İmrân Suresi ayet, 102). Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) de bu konudaki hadis-i şeriflerinde mealen “Ölmeden önce ölünüz” (Et-Terğîb Ve´t-Terhîb) Başka bir hadiste ise “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz” buyurmuştur (Tirmizî, Kıyame 25).

Bu ayet ve hadisler ışığında düşünüldüğünde, dünyanın fani, ahiretin ise baki olduğu gerçeğine rağmen, baki hayatın mutluluğunun kazanılacağı ve salih amellerin yapıldığı mekân olan dünyanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışılması dinî bir emirdir. Hayatı bu şekilde yaşayanların; âhiret için yaptığı yatırımları, makbul ve salih amelleri, ibadet ve itaatleri, ömür emanetine ihanet etmeme gayretleri, sadaka-i cariyeleri, Yaratanı ile, kendisi ile, aile bireyleri ile, akrabaları ile, yakın uzak komşuları ile, yoksul, yetim, dul ve muhtaçlarla ve topyekün insanlarla barışık olma çabaları, ölmeden önce ölmeye hazırlıklı olmak, ölmeden önce ahiret için bir şeyler göndermiş olmak ve Müslüman olarak ölmeye gayret göstermek demektir. Çünkü bu ameller insana; ölürken, kabirde ve huzuru ilahide faydalı olacak salih amellerdir. Önemli olan müminin bu salih ameller ile ahirete göçebilmesidir.

Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v.) mealen, “Kişi kabire üç şeyle, dostları ile malı ile ve ameli ile gider. Bunlardan ikisi yani dostları ve malı geri döner, birisi yani ameli onunla kabirde kalır” (Et-Terğîb Ve´t-Terhîb) buyurmaktadır. Salih amel sahibi mümin ölürken acı çekmez, kabirde yalnız kalmaz, huzuru ilahide mahcup olmaz. Cennetten ve cennet nimetlerinden mahrum olmaz. İşte Allah'a inanmak, O’na ölünceye kadar ibadet etmek ve her türlü yardımı Allah’tan beklemek, insana bu mutlulukları kazandırır.

“İbadetler, namaz ve oruç gibi bedenî, zekât gibi malî ve hac gibi hem bedenî ve hem de malidirler.” Bunların hepsi riyasız ve Allah rızası için yapılmalıdır. Bedenî ibadetler bizzat yapılır, malî ibadetler vekâlet yolu ile de yaptırılabilir.

İnsana ömür veren, ömür emanetimdir diyen, emanete riayeti mükâfatlandıracağını, emanete ihaneti ise cezalandıracağını bildiren Allah’tır.

Bir günlük ömürden bir saatini bile ibadete ayırmamak, zengin olup, fakirin hakkı olan zekatı vermemek, sıhhatli olup Ramazan orucunu tutmamak, gücü yetip haccı yapmamak, helalı bırakıp haram ve şüpheli olana el atmak, müminler için büyük bir suçtur ve felakettir.

Bugün, insanların ve cinlerin şeytanları ile nefis düşmanı, Allah’ın af ve mağfiretini öne sürerek insanları aldatmakta, ibadetleri yaptırmayarak günaha sürüklemektedirler. Halbuki imtihan dünyasında Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından sakınmak sınavı kazanmaktır, aksi ise imtihanı kaybetmektir. Bu sınavı kazananların sonsuz güzellikler ve sayısız nimetlerle ödüllendirileceği, bu sınavı kaybedenlerin de çok büyük acı ve elim cezalara çarptırılacağı Kur’an-ı Kerim’in müteaddit ayetlerinde haber verilmektedir. Nitekim dünyada Müslüman olup salih amel sahibi olan (yani güzel işler yapan) ve gerçekten ahirete mümin olarak göçen kişilerin alacakları mükafatlar Kehf Suresinin 30 ve 31. ayetlerinde mealen şöyle anlatılmaktadır: “İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (yani salih amel işleyenler) bilmelidir ki, biz güzel işler yapanların sevabını (ecrini-mükafatını) zayi etmeyiz. İşte onlara içinden ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar adn cennetlerinde tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler, ince ve kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir, ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri.” Bakara Suresinin 25. ayetinde de “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikce: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedi kalıcılardır” buyrulmaktadır.

Dünyada imansız ve amelsiz olarak yaşayan zalimlerin akıbetleri ise Kehf Suresinin 29. ayetinde mealen “Ve de ki; hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar, imdatlarına erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri” ifadeleri ile anlatılmaktadır.

Yazımıza Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifi ile son verelim: “ Ramazan ayına ulaşıp ta, yaptığı salih amellerle kendisini cennetlik bir kul haline getirmeyene yazıklar olsun, onun burnu yere sürtülsün”

Ehl-i iman; iyiyi, faydalıyı, ibadeti, salih ameli, kulluğu, itaati seçer. Sırattan yel gibi geçer, Allah’ın cennetine girer, nimetlerine erer ve cemalini görür. İşte güzel son da budur. Rabbimizden cennet nimetlerini umar, cehennem azaplarından da kendisine sığınırız.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol