11.03.2017, 00:35 444

ALEMLERE RAHMET, HAZRETİ MUHAMMET(SAV)

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İnsanı ahseni takvim üzere yaratan Allah Teâlâ Hazretleri, ona akıl, izan, irade ve şuur vermiştir.

İnsan bu hasletleri nedeniyle yaptığından mesul tutulmuştur.

Ancak insan; yaptıklarının iyimi-kötümü, hayır mı-şer mi, faydalımı-zararlımı ve sevap mı-günah mı olduğunu hakkıyla tefrik edemezdi.

Allah bu nedenle ilk insan ve ilk peygamber Hz.Adem (as)’den, son peygamber Hazreti Muhammed (s.a.s)’e kadar emir ve yasaklarını, kitapları vasıtasıyla peygamberlere, peygamber aracılığı ile de insanlara bildirmiştir.

İLAHI PRENSİPLER UNUTULUR

Bir peygamberin getirdiği ilahı prensipler, aradan asırlar geçip, nesillerin değişmesiyle unutulur, tahrip, tebdil ve tağyir edilir, yani değiştirildi. İşte bu nedenle her peygamber bir toplumun maddi ve manevi çöküşünden sonra gelir. Toplumun helaki, ise Allah ile bağını koparmasından dolayı olurdu.

SÜNNETULLAH DEĞİŞMEDİ.

İlk ve son peygamberler arasında rivayetlere göre 124 veya 224 bin tane peygamber gelmiştir. Sünnetullah da bu minval üzere devam etmiş, değişmemiştir.

Allah’ın son peygamberi, insanlığın önderi Hz.Muhammet Mustafa (s.a.s) hazretleri de cahiliyye toplumunun her yönüyle tefessüh ettiği bir dönemde âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

Cahiliyye devrinde insanlar; Hakkı unutmuş, batılın zebunu(Tutsağı) olmuştu. Kadınlar bir meta gibi pazarda satılıyor, bir erkek istediği kadar kadınla evleniyor, ölenin eşleri mirasçılarına kalıyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, kadınlar her türlü insani haklardan mahrum olarak yaşıyordu.

O devirde güçlüler-zayıfları, zenginler-fakirleri, zalimler de-mazlumları alabildiğine eziyorlardı.

Zina, livata, içki, kumar, faiz ve gayri meşru olan her şey revaş bulmuş, mal-can ve namus güvenliği kalmamış, her türlü ahlaksızlıklar doruğa ulaşmış, insanlık insan olmanın şeref ve haysiyetinden yoksun olarak yaşıyordu.

Yani, bir azgın bir kudurmuş. Karanlık bir devirdi. Vicdanlar paramparça, mazlumlar kan ağlıyordu. Dişsiz mi bir insan onu kardeşi yiyordu.

Kısaca; insanlığın ufku, küfrün ve dalaletin simsiyah bulutları ile kapkaranlık hale gelmişti.

O devirde; Arabistan böyle idi, Roma böyle idi, Bizans böyle idi, Acemistan böyle idi. Dünyanın her yanında bu karanlık alemde yaşanıyordu.

Bu sebeple insanlık âlemi, ufuklarını aydınlatacak olan ilahi bir nur bir güneş bekliyordu.

Dünya bu halde iken;

Sevgili Peygamberimiz Kur’an-ın beyanı ile insanlığa; Bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderilmiştir.

Bu eşsiz insan;

Cehalete karşı savaş açmış, getirdiği ilim ve tefekkür anlayışı ile karanlıkları aydınlatmıştır.

Hak adalet ve merhamet gibi ilahi ve evrensel prensiplerle; insanı insana kul ve köle yapan zincirleri kırmış, güçsüzün, yoksulun, yetimin ve kimsesizlerin hamisi olmuştur.

İnsanları inim inim inleten, zalim ve metügallibe bir zümrenin tahakkümünü yok ederek, kan ve gözyaşını sona erdirmiştir.

Sevgili Peygamberimiz (sav) hiçbir ırkın, diğer bir ırka üstünlüğü yoktur buyurarak, insanlığı kavmiyetçilik ve ırkçılık illetinden kurtarmıştır.

Sosyal durumları ne olursa olsu, bütün müminlerin kardeş olduğunu ilan ederek, hizmetçi ile efendiyi yan yana getirmiştir.

Döneminden önce ve sonra, genel manada bütün topluluklarda;

Kadında ruh var mıdır? Yok mudur? Kadın insan mıdır? Değil midir? Tartışması yapılırken insanlar kız çocuğu yetiştirmeyi utanç vesilesi kabul ederek bu çocuklarını diri diri toprağa gömerken O;

Bir, iki veya üç kız çocuğu yetiştirip, arıyla namusuyla evlendiren anne-babayı cennetle müjdelemiş ve “ Cennet annelerin ayaklarının altındadır” prensibini getirerek Kadına sosyal hayatta layık olduğu itibar mevkisini kazandırmıştır.

Herkes nefsini düşünürken O, ümmetini düşünmüş, herkes kuvvetlinin yanında yer alırken O, zayıfın ve haklının yanında yer almış, herkes hedef olarak menfaatını alırken, O, Allah’ın rızasını ve fazileti esas almıştır.

Peygamber Efendimiz,

“ Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek mü’min olamazsınız” prensibiyle; birlik, beraberlik, kardeşlik ve sevginin harcını koymuştur.

O, canına kasteden düşmanlarını bile fırsat elinde iken afetmiş, böylece büyüklüğün, hoş görünün ve müsamahanın örneğini sergilemiştir. O, “Komşusu aç iken, tok olarak sabahlayan bizden değildir” buyurarak paylaşmanın önemini işaret etmiştir.

O, “Bizi aldatan ve bize hile yapan bizden değildir” buyurarak; doğruluğun, dürüstlüğün ve samimiyetin önemini vurgulamıştır. O,” suçlu kızım Fatıma da olsa cezalandırılır” diyerek adaletle eşitliği vurgulamıştır.

Efendimiz (sav) bir manada manevi hayatımız için; hava, su ve gıda gibi vazgeçilmez bir unsurdur.

Yüce Allah ona habibim(sevgilim demiş, O’nu âlemlere rahmet olarak göndermiş, büyük şefaatı o’na vermiş ve Alemi onun nuru ile yaratmıştır.

O, öyle bir peygamberdir ki;

Habeş kralı Necaşi O’nun için; “ Allah’a yemin ederim ki, eğer o, bu ülkemde olsa idi O’nun ayakkabılarını taşır, ayaklarını yıkardım“  demiştir.

O, öyle bir peygamberdir ki;

Prens Bismark o’nun için; “ Ey Muhammed sana muasır bir vücut olamadığım için çok müteessirim” demiştir.

O, öyle bir peygamberdi ki;

Şairlerin ve ediplerin ilham kaynağı, şiir ve nesirlerin konusu olmuştur. O,

“Arayı arayı bulsam izini,

 İzinin tozuna sürsem yüzümü,

 Hak nasip eylese görsem yüzünü

 Ya Muhammed canım arzular seni”

Diyen Yunus’un

“ Sen Ahmet-i Mahmudu Muhammetsin Efendim

Haktan bize Sultan-ı Müeyyedsin Efendim “ diyen Şeyh Galip,

“Yıllar geçti Ya Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu.

Akşam ne güneşli bir gece idi, eyvah oda Leyle-i matem oldu” diyen Mehmet Akif’in ve

“Bahiradan süzülen, bir yaşta ben olsaydım,

Okşadığın bir parça, kumaşta ben olsaydım,

Senin için görülen, bir düşte ben olsaydım” diyen Nurullah GENÇ’ in ve daha nicelerinin gönül ve hülyalarını süslemiştir.

EMANET İKİ ŞEY

Peygamberimiz Muhammet Mustafa (sav) bize; emanet bıraktığı iki şey, yani Kur’an-ı Kerime ve sünnete, sımsıkı sarıldığımız zaman; Fakirlikten zenginliğe, kavgadan kardeşliğe, kin ve düşmanlıktan hoş görüye, cehaletten ilme ve dalaletten hidayete kavuşacağımızı vaad etmiştir.

ONA MUHTACIZ

Bu gün fert olarak-aile olarak ve toplum olarak o sevgiliye, o’nun manevi iklimine, getirdiği hoş görüye, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna götürecek mesajlar topluluğuna ne kadar muhtacız.

Peygamber Efendimizin bu örnek hayatının ve getirdiği prensiplerin, bu zamana kadar olanlardan farklı bir üslup ve yaklaşımla, uzman kişiler tarafından yeniden anlatılması gerekmektedir.

Peygamberimiz Hazreti Muhammet (sav)’i; gelişen dünya şartlarına yön verecek ve insanlığın yeni proplemlerine çözüm getirecek seviyede, yeniden tanıtmalı, yeniden tanımalı, yeniden anlamalı ve yeniden anlatılmalıdır.

 Bütün bunların kişiye, aileye ve topluma rahatlama getireceğine inanıyorum.

Ankara’dan selam ve saygı ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
14°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 31 Ekim 2020
İmsak 05:37
Güneş 07:02
Öğle 12:29
İkindi 15:18
Akşam 17:46
Yatsı 19:05

Gelişmelerden Haberdar Olun

@