Vali içinden; “Ben size vali nasıl harcanırmış göstereceğim” derken, Emniyet Müdürüne de; “ Şimdi ilan edin, oraya yumurta koyan herkes gelsin ve oradan ikişer yumurta alsın.” demiş. Yine gerekli ilanlar yapılmış, saat kulesinin dibine birkaç gün önce iki yumurta koyan herkes gelerek, oradan iki yumurta almış. Fakat yumurtalar karıştığı için herkes koyduğu yumurtayı alamamış, hatta tavuk yumurtası koyan bazıları kaz, kaz yumurtası koyan bazıları hindi, hindi yumurtası koyan bazıları da ördek yumurtası almak durumunda kalarak evine dönmüş. Böylece şehir halkı ister istemez bir birinin hakkını yeme durumuna düşürülmüş.
Saat kulesinin dibinde yumurta kalmayınca Emniyet Müdürü tekrar valinin huzuruna çıkmış. “Efendim! Emriniz yerine getirildi, her kes iki yumurta aldı, kulenin dibinde yumurta kalmadı.” demiş. Vali; “ Teşekkür ederim müdür bey, siz vazifenizi yaptınız, gidebilirsiniz.” demiş.
Sonraki günlerde vali, önceki valilerden daha fazla halkı maddi ve manevi rencide edecek, sıkıntıya koyacak, mazlum ve mağdur duruma düşürecek uygulamalara başlamış. Zamanla yönetimin uygulamalarından rahatsız olan ve zarar gören insanlar, ellerini semaya, gönüllerini Hüda’ya açarak eskiden olduğu gibi;“ Allah’ım! ne olursun? al şu zalimi başımızdan, yaptıklarıyla günahsız kullarını ne hale getirdi görüyor ve biliyorsun.” diyerek dua etmeye başlamışlar. Başlamışlar da aylarca dua etmiş ve netice alamamışlar. Aradan bir iki yıl geçmiş Vali ile ilgili Nazıra, hiçbir şikayet ulaşmamış, Vali açısından işler hep yolunda gitmiş. Nazır bu duruma hayret etmiş, kelimenin tam anlamıyla şaşırmış.
Durumu yerinde görüp incelemek için Dahiliye Nazırı bir gün, bizim meşhur vali harcayan şehre gitmiş. Vali kendisini dışarıda karşılamış ve makama almış. Nazıra ilin genel durumu hakkında bir brifink vermiş. Valiye memnuniyetini bildiren Nazır, kendisini tebrik etmiş.
Dahiliye Nazırı merakını gidermek için valiye; “ Ne yaptın? nasıl ettin de bu ilde iki yıldır şikayetsiz valilik yapıyorsun. Hangi tedbirleri, nasıl aldın da, bu başarıya imza attın? Senden önce buraya çok daha tecrübeli ve başarılı valiler atadım, onlar burada başarılı olamadılar, senin başarının sırrını merak ediyorum doğrusu” demiş.
Vali, bu şehre gelince yaptıklarını anlatmış. “ Buranın halkı helal, haram ve kul hakkına çok dikkat eden samimi ve ihlaslı müminlerdi. Midelerinde haram olmadığı ve üstlerinde kul hakkı bulunmadığı için duaları kabul olan insanlardı. Buranın insanları, evlerinin dünya cenneti olması için, evde yaşayan buluğa ermiş kız erkek bütün çocuklar yani top yekun ev halkı Allah’a karşı vazifelerini eksiksiz yapıyorlardı. Önceki valilerin uygulamalarından mutazarrır olan halk, valinin alınması için Allah’a el açıp dua ediyorlardı. Yüce Allah’ da dualarını kabul ediyor, şehirde ki olaylar valinin aleyhine öyle gelişiyordu ki, Vali görevden alınıyordu. Ben saat kulesi dibine ikişer yumurta koydurup tekrar aldırtmak suretiyle, halkın birbirlerinin hakkına tecavüz etmelerini, haram yemelerini ve o çok aldı ben az aldım, küçük koydu büyü aldı gibi sözlerle bir birlerinin gıybetini etmelerini sağladım. Şimdi benim icraatım aleyhine ve benim buradan alınmam için de dua ediyorlar amma, midelerinde haram lokma olduğu, üstlerinde de kul hakkı bulunduğu ve ehli gıybet oldukları için, Allah dualarını kabul etmiyor ve olaylar benim buradan alınmam istikametinde gelişmiyor” demiş.
Anlatılanları dikkatle dinleyen Dahiliye Nazırı; “ Akıllıca bir yöntemle, dünya işinde başarılı olmuşsun aferin sana, ama ahretin için neler kaybettiğini Alllah bilir” demiş. Vali Dahiliye Nazırını bir güzel ağırlamış, yedirmiş içirmiş ve uğurlamış.
Bu olaydan sonra Dahiliye Nazırı içinden; “ İnsanlar dünyası için ahiretini nasıl ihmal ve imha ediyorlar, üç günlük dünya muvaffakiyeti için, onca insanın vebaline girmek, akıl alır şey değil. Hani Hz. Musa kavmi ile üç gün yağmur duasına çıkmış da, yağmur bir türlü yağmamış, Hz. Musa Rab'bine sığınarak; “ Allah’ım! Ben Senin Peygamber'inim, üç gündür kavmimin önünde yağmur duasına çıkıyorum, dualarımız kabul olmuyor ve yağmur yağmıyor, ben kavmime mahcup oluyorum, dualarımız neden kabul olmuyor” demiş. Yüce Allah’ da Hz. Musa’ya; “Ya Musa senin duana amin diyen ve seninle dua eden kavminin içinde, midesinde haram lokma olanlar, kul hakkı yiyenler ve bir birinin gıybetini edenler var. Onlar birbirlerine haklarını helal etmedikçe ve işledikleri günahlara da tevbe etmedikçe duaları kabul olmaz ve yağmur da yağmaz” buyurmuş. Hz. Musa bunun üzerine kavmini toplamış, helallaşmışlar ve tevbe etmişler. Sonra tekrar yağmur duasına çıkmışlar, yaptıkları dua sonunda, Allah’ın izni ile yağmur da yağmış ya, bizim Vali de bunun tam tersini yapmış, insanların birbirinin haklarını yemelerini, gıybet etmelerini ve haram yemelerini sağlamış, yazık etmiş kendisine” demiş.
Netice olarak kıssadan hisse alınmalı, dünya için ahret edilmemelidir. Peygamberimizin; “Dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını ihmal eden ziyandadır, ikisini at başı götüren ise kazanandır” hadisi de unutulmamalıdır.
Hani, Merhum istiklal marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, 20. asrın başlarında, Dini mübini İslam'dan, dünyasını kazanmak için taviz verenleri kastederek diyor ya; “ Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden. Dinde gitti, dünya da gitti elimiden.Yukarıda ki hikayeye tamda uygun mısralar, bunlar değil mi?
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol