Değerli okuyucularım, bu gün yine, “İbretli fıkralar, menkıbeler ve hikayeler” isimli kitabımızdan, hoşunuza gideceğini umduğum ibretli bir hikayemiz var. Neşeli okumalar.
Geçmiş zamanın birinde; geniş toprakları, asil insanları ve mamur şehirleri olan bir ülke varmış. Ülkenin şehirleri valiler tarafından yönetilirmiş. Yönetilirmiş de bu şehirlerin birisinde valiler uzun sure çalışamazlarmış. Dahiliye Nazırı (İç işleri bakanı) bu şehre ne zaman bir vali tayin etse, altı ay, bilemedin bir sene sonra valiyi almak zorunda kalırmış. Nazır bu defa da, ülkenin daha deneyimli, daha iş bilir, daha cesur ve daha becerikli valisini tayin edermiş, amma çok geçmeden şehirde olaylar öyle gelişirmiş ki, Nazır valisini oradan almak zorunda kalırmış.
Ülkenin sıradan, fakat akıllı bir valisinin bu hal dikkatini çekmiş. Kafayı bu şehre vali olup meselenin aslını öğrenmeye takmış. Vali; “Her derdin bir dermanı, her meselenin de bir sebebi ve bir de çözümü vardır. Bundan daha büyük şehirleri gül gibi yöneten valilerin bu şehirde harcanmasının da muhakkak bir nedeni vardır. Bu sebep keşfedildi mi, elbet çaresi de bulunur diye düşünürmüş.”
Bizim vali bu düşüncelerle, Dahiliye Nazırından randevu alarak bir gün kapısını çalmış. Hoş beş faslından sonra Vali; “ Efendim ben; müsaade ederseniz bir türlü vali tutturamadığınız ve adeta vali yiyen ejderha haline gelen, falan ile atanmamı talep ediyorum.” demiş.
Bakan; “ Ben oraya ülkemizin en yaşlı, en tecrübeli, en adil, en mülayim, en disiplinli, en cesur , en insancıl ve en becerikli valilerini gönderdim, hiç birisi orada başarılı olamadı. Ben de bu işe hayret ediyorum. Giden vali ile ilgili kısa zamanda öyle olaylar gelişiyor ki, oradan almak zorunda kalıyorum. Senin o kadar tecrüben de yok, sen gidip de orada ne yapacaksın, onların yapamadıkları neyi yapacaksın, onların alamadığı hangi tedbirleri alacaksın?” demiş. Vali; “ Efendim her şey işin başına geçince belli olur, iş başına geçmeden ne söylesem boş ve hayal olur. İşe başlayınca önce valilerin aleyhine gelişen hadiseleri ve sebeplerini araştırırım, sebepler tespit edilince de alacağım tedbirlerle o sebepleri bertaraf eder, işin üstesinden gelirim inşallah diye düşünüyorum” demiş. Valinin bu akılıca sözlerini dikkate alan bakan içinden; “Bu arkadaşı atayayım oraya, başarılı olursa biz yani devlet kazanır, başarılı olamazsa ne kaybederiz ki” demiş.
Gelen valileri kısa zamanda geri gönderen şehirde göreve başlayalı henüz bir hafta olmuştu bizim Vali. Hafta başında ilin emniyet yetkilileri ile bir toplantı yaptı. Bu şehirde neden valilerin başarılı olamadıklarını sordu. Her kesin fikrini tek tek dinledi ve kısa kısa not aldı. Evde bu notları inceledi ve her birisinin üzerinde derinlemesine düşündü. Bu arada notlardan birisi dikkatini çekti akıllı valinin. Not, ilin emektar emniyet müdürüne aitti.
Emniyet Müdürü bu ile geleli, dört beş sene olmuştu. Bu zaman zarfında üç vali değişince oda sebep aramış ve kendince sebebi de bulmuştu. Valinin aldığı notta Emniyet Müdürü; “ Bu ilin insanları; inançlı, temiz, saf, ihlaslı ve dindar insanlardır. Dini hayatlarını, sırf Allah rızası için yaşarlar. Ne yaparlarsa Allah rızası için yaparlar, ne yapmazlarsa sırf Allah rızası için yapmazlar. Allah için sever, Allah için buğuz ederler. Burada buluğ çağına gelmiş kız erkek her kes, Allah’a karşı olan sorumluluklarını, Allah rızası için eksiksiz yaparlar. Buranın insanları; Yalan söylemezler, haram yemezler, içki içmezler, dedi kodu ve gıybet etmezler, kul hakkı yemezler, zina yapmazlar, vergi kaçırmazlar, devletini milletini, bayrağını, sancağını seven, sadık vatandaşlardır. Bu halk Allah’tan ne dilerse, duaları kabul olur dilekleri yerine gelir. Buraya gelen valiler bu masum insanları uygulamalarıyla mazlum ve mağdur ettiği zaman, bunlar hemen ellerini açar yaratana sığınırlar; “ Ya Rab'bi al, şu zalimi başımızdan.” diye dua ederler, duaları kabul olur ve takip eden günlerde olaylar vali ve diğer devlet yetkilileri istemese de, öyle gelişir ki, neticede vali buradaki görevinden alınmak zorunda kalınır” diyordu.
Vali alıp okuduğu notların üzerinde birkaç gün düşündükten sonra, bir gün emniyet müdürünü makamına çağırır. O’na; “ İlan edin, şehirdeki her kes, buluğa ermiş kız erkek hepsi ikişer adet; kaz, ördek, tavuk veya hindi yumurtası getirerek bir yetkili huzurunda saat kulesinin dibine koysunlar, iş tamamlanınca da bana bilgi verilsin” dedi.
Emniyetin ilanı üzerine şehir halkının tamamı denileni yaptı. Herkes temin ettiği yumurtaları saat kulesinin dibine getirerek, imza karşılığında emniyet yetkilisine teslim etti. Gerekli kontroller yapıldı. Emniyet müdürü valinin huzuruna çıktı. “ Efendim! Emriniz ilanen halka duyuruldu. Halk gereğini yaptı, herkes ikişer yumurta getirerek saat kulesinin dibine koydu. Şimdi ne yapalım, ne emir buyuruyorsunuz” dedi.
(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol