Çok değerli okuyucularım! Bu gün sizinle inşallah çok yakında, yayınlayacağım İbretli fıkralar, menkıbeler ve hikayeler” isimli kitabımdan bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Zevkli okumalar….
Sıradan bir gündü İstanbul’da. Hava serindi. Padişah yanına vezirini almış, tebdil-i kıyafet halk arasında dolaşıyordu. Kapalı çarşıyı ve birkaç iş hanını dolaştılar. Emin önünde bir kahveye oturdular. Çoğunluğu emekli olan müşterilerin konuşmalarına kulak veriyorlardı. Kimisi alıyor, kimisi satıyor, havadan sudan, gelmişten geçmişten konuşuyorlardı müşteriler. Bazıları da, saraydan, saray mensuplarından, sarayda dönen entrikalardan, saray mensuplarının hayati tehlikesinden, yabancıların, yerli işbirlikçileri ile Padişaha bile, suikast planladıklarını söylüyorlardı.
Padişah ve veziri çaylarını içtiler. Duyduklarından endişelenerek dışarı çıktılar. Saraya giderken içinden geçtikleri bir pazar yerinde, ilginç bir satıcıyla karşılaştılar. Adamın tezgahında satacak hiçbir şeyi yoktu. Fakat satıcı avazı çıktığı kadar; “Akıl fikir satarım, akıl fikir satarım” diye bağırıyordu. Adamın ilginç hali padişahın dikkatini çekti. Vezire; “Git, şu tezgahı boş adamdan alışveriş yap, bakalım sana ne satacak” dedi. Vezir gitti. Adama;”Hemşehrim! Tezgahında bir şey görünmüyor, sen ne satarsın,? Kaça satarsın?” dedi. Adam; “Akıl fikir satarım ben” dedi.
Vezir; “Ver bakalım” deyince adam, cebinden çıkardığı kağıda bir şeyler yazıp, kağıdı katlayarak vezire verdi.Vezir;
-“Borcumuz ne kadardır?” deyince, adam.
-“Bir kırmızı lira efendim” dedi.
Vezir parayı ödedi, kağıdı getirip, padişaha sundu. Padişah açtı kagıdı ve okudu yazıyı. Kağıtta; “Aklı gönderdim işe, fikri gönderdim teftişe, iyi düşün iyi dinle, sonra pişman olmayasın yaptığın işe” yazıyordu. Padişah güldü ve kağıdı katlayarak yeleğinin cebine koydu. Padişahla vezir, duyup öğrendiklerinden biraz da endişeli ve moralleri bozuk olarak saraya döndüler. Beraberce nelerin nasıl yapılmasın ve alınacak tedbirleri düşünüp uygulamaya koydular.
Vezir Padişahın ve sarayın daha iyi korunması için, emniyet tedbirlerini artırdı.Muhtemel tehlikelere karşı çeşitli tedbirler alındı. Ayrıca saray mensuplarını daha iyi korunması için ilave tedbirler alınırken, şüpheli bazı kişiler de sıkı takibe başlandı.
Aradan bir ay kadar geçmişti. Padişah tıraş olmak için berberine gitti. Berberin koltuğuna oturdu. Tıraş olurken bir ara elini yeleğinin cebine attı. Cebinde bir kağıt vardı. Kağıdı çıkardı açtı, içindeki yazıyı okudu. Hemen pazarda ki, akıl fikir satan uyanık pazarcıyı, iki cümle yazı için vezirden bir kırmızı lirayı nasıl aldığını hatırlayarak güldü. Kağıdı tekrar yeleğinin cebine koydu.
Bu arda berber, padişahın elindeki kağıda bir göz atmıştı. Kağıtta; “Akılı gönderdim işe, fikri gönderdim teftişe, iyi düşün iyi dinle,sonra pişman olmayasın yaptığın işe” yazıyordu. Yazıyı okuyunca berber, birden telaşlandı, eli ayağı titremeye başladı, beti benzi attı.Bir an ne yapacağını, nasıl hareket etmesi gerektiğini şaşırdı, hiçbir şey düşünemez oldu. Padişahın düşmanları, büyük paralar vererek, tıraş ederken padişahı ustura ile kesmeye ikna etmişlerdi kendisini. Onlara göre Padişahın işi, bu gün bitecekti.
Saray berberi, padişahın elinde, sanki okuması için açıp gösterir gibi tuttuğu kağıdı ve onda ki; “Akılı gönderdim işe, fikri gönderdim teftişe, iyi düşün iyi dinle, sonra pişman olmayasın yaptığın işe.” yazısını aklından tekrar geçirdi. Berber içinden;
-“Demek ki, padişah benim niyetimi biliyor, en ufak bir teşebbüsümde, başıma beni yaptığıma bin pişman edecek işlerin geleceğini düşünüp, bu işten vazgeçmem için beni uyarıyor” dedi. Hemen elindeki usturayı bırakarak, padişahın eline sarılıp öperek;
-“Aman padişahım! Ben ettim sen etme, bağışla benim canımı. Vallahi ben yanıltıldım, aldatıldım. Hepsi düşmanlarının planıydı. Beni; para vererek, ailemi ve çocuklarımı öldürmekle tehdit ederek, sizi tıraş ederken usturayla kesmeye, onlar mecbur ettiler. Fakat beni, elinizdeki yazı ile uyardınız. Allah sizden razı olsun, bağışlayın beni, siz büyük insansınız, benim eşim, çocuklarım var.” dedi.
Padişah bunları duyunca, orada ki vezirine dönerek;
-“Gördün mü vezir? Akıl, fikir satan pazarcıyı, iki satır yazı ile hayatımızı kurtardı” dedi.
Padişah, berberi affederek, emniyete teslim etti. Berberin emniyete verdiği bilgiler sayesinde, komplocular yakalandı. Sarayın ve saraydakilerin düşmanı, yerli ve yabancılardan oluşan büyük bir çete çökertilip, yok edildi. Böylece, saraydakilerin ve devlet ricalinin de emniyetleri sağlanmış oldu. Bu bilgiler çerçevesinde Saray, alınan ek güvelik önlemleriyle daha emniyetli hale getirildi.
Padişahın emriyle, Akıl fikir satan pazarcı bütün pazarlarda aylarca arandı. Nafile bir türlü bulunamadı, fakat meçhul pazarcı, iki cümlecik yazı ile padişahı ölümden kurtarmıştı,
Demek ki, padişaha hazırlanan komplo, fısıltı gazetesiyle halkın kulağına kadar gitmişti. Halk deyip geçmemek lazım, boşuna dememişler ya; “Bizim halkımız, çarıklı erkan-ı harptir” diye. Hem de, derler ya; “El mi yaman, bey mi yaman”, her zaman el yamandır. İnsan kendi hatasını göremez, kendisi ile ilgili elin ne dediğini, ne düşündüğünü, görmek, bilmek, duymak, dinlemek ve öğrenmek lazım.
Onun için önemli kişilerin, siyasetçilerin, yönetici ve idarecilerin,yakın çevresinde kendi konusunda uzman, halk ile iç içe yaşayan danışmanları olmalıdır. Bu iş siyasetçi, idareci ve yöneticiler için daha da elzemdir. İcraatlarını başkalarının gözleriyle görmeleri için. Kendisi ve yapıp ettikleri hakkında, başkalarının ve yönetimi altında bulunanların ne dediklerini ve ne düşündüklerini sağlıklı olarak duymak ve öğrenmek için.
Evet efendim! Hikayemiz burada bitti. Umarım hoşunuza gitmiştir.
Çorum’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol