1940’larda Çorum’da 5 ilkokul ve 1 ortaokuldan başka bir eğitim kurumu yoktu. Lise ve enstitüler açılması için Çorumluların bitmez tükenmez çabaları, anlatmakla bitmez. Ancak o yıllarda “Halkevi”nin kültür ve eğitim konularında üstün faaliyetleri yadsınamaz.
Türkiye’nin çeşitli bölge ve illerinde, sosyal ve ekonomik davranışlar bakımından çok farklı durumlar vardı. Mesela Kayseri’de ticaret önde idi. O kadar ki, Kayserili, 8-10 yaşındaki oğlunu, boynuna astığı tabla ile ticarete yönlendirirdi. Böyle bir davranış Çorum’da görülmez ve beğenilmezdi. Adana, olağanüstü iklim ve zirai gücü ile, başta pamuk olmak üzere her türlü sınai ve gıdai ürünler ile zengindi. Gaziantep, benzersiz bir yoğunlukla motorlu vasıtalar onarımı ve her türlü ahşap ve bilhassa demir-çelik imalatı ile parlıyordu.
Çorum’a gelince; ana ekonomisi kuru hububat ürünlerine dayalıydı. Buğday, arpa, mercimek, nohut vs ticaret, çarşıdaki dükkanların işi idi ama büyük tüccar yoktu. Bakırcı ve tenekeciden öte sanatçı da pek yoktu. Çorumlu evinin yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını kendi aile çerçevesinde üretiyordu.
Hayvancılığa dayalı yün üretimi, ev tezgahlarında bez üretimi, ve de çarşıdaki terzilerle giyim ihtiyacı karşılanırdı. Çorum’da şehirli buğdayını, ununu tüccarından sağlar ama ekmeğini kendisi evinde yapardı. Şehirde birkaç fırın olmasına rağmen, ramazan pidesi ve simit dışında fırına ihtiyaç duymazlar, ekmeğini “yufka ekmeği” olarak evde yaparlardı. Erişte de yufka ekmeği gibi topluca üretilir, kilerlerde muhafaza edilerek, uzunca sürede tüketilirdi. Et ihtiyacı da çoğunlukla kasaptan değil evde dana, koyun kesilerek dahilen sağlanırdı. Meyve ve sebze üretimi de çoğunlukla ailece yapılırdı. Üretemediklerini, Çarşamba günleri “köylü pazarı”ndan alırdı. Sebze ve meyveler, sadece üretildiği aylarda bulunabilirdi. İl dışından sebze ve meyve nakli çok nadirdi. Muz ve hurmayı, hiç bilmezdik, bir okul şarkısından öğrenmiştik: “muzu, hurmayı bırak, kendi üzümüne bak.”
Çorumlu aile için şehir dışında bir bağa sahip olmak şart sayılırdı. Bağda üzüm olur, diğer meyveler çok az olurdu. Bostan ailenin iç üretiminden sayılmazdı. Ama elma, armut, erik, ceviz, muşmula, eyvaz (üvez) çeşitlerini üretmeye meraklı idi.
Evde yufka ekmeği, erişte, nişasta, bulgur, kışlık et, sucuk ve bilhassa pekmez ve eklentilerinin üretilmesi, çok önemli sosyal ve folklorik canlılıklar getirirdi. (Erişte ve bağ bozumu konusunda ayrı 2 yazı hazırlamaktayım). Amaç ticari değil evin iç ihtiyacını karşılamaktı...
Çorum, ekonomi ile kendine yeterli olmamaktaydı. Hububat dışında ihraç edecek bir ürünü yoktu. Buna karşılık kültür ve eğitim konusunda kanaatkar değildi. Çocuklarını tahsile, dolayısıyla devlet maaşına bağımlı mesleklere yöneltiyorlardı.
Çorum’da lise bile yokken, yüksek tahsile bu kadar önem verilmesini, ancak, tarihi bir eğilime bağlayabiliyorum. Sanırım Çorum, Osmanlı İmparatorluğunun da asker ve memur kaynağı idi.
Mesela; dedelerim, babam ve 4 dayımın hepsi maaşlı bürokrat idiler. Annem; teyzeleri ve halam hep ortaokul mezunu idi. Eski ve yeni yazıyı bilir, mebus seçimlerinde 2. seçmen olurlardı, ev kadınıydılar. Sayısı 20’yi bulan kız ve erkek yeğenlerim ve kardeşlerimin tamamı, yüksek tahsil yapmış, kaymakam, vali, hakim, avukat, doktor ve çeşitli dalda mühendis olmuşlardır.
Netice olarak, 1940’larda 20-25.000 nüfuslu Çorum; sanat, ticaret ve sanayi konularında ancak kendine yetecek seviyede iken, eğitim konusunda mevcut imkansızlıklara rağmen ileri derecede üstünlük gösteriyordu. 07.02.2016

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155