14.03.2014, 22:05 521

AHİRET İNANCININ ZAYIFLAMASI VE DÜNYEVİLEŞME -1-

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Ahiret inancı imanın şartlarındandır. Bu gün ahiret inancı olmayanların veya ahiret inancı zayıf olanların toplum içinde çoğalmış olması; fertlerin, ailelerin, toplumların ve milletlerin huzurunu ve güvenini ciddi manada tehdit etmektedir. Bu sebepledir ki, maalesef günümüzde Müslüman toplumlar da bile huzur ve güven kalmamıştır. Çünkü zamanımızda insanların ahiret inancı zayıflamış, üç günlük denilen dünyada, ebedi olarak kalacaklarmış gibi her şeyi dünyaya endeksleyerek yaşar olmuşlardır. İnsanlar hayata sadece dünya penceresinden bakar olmuş, san ki ahret unutmuş gibidirler.
Halbuki, kainatta Allah’tan başka her şey fanidir ve bir gün yok olacaktır. Üzerinde yaşadığımız ihtiyar dünya da fanidir ve bir gün yok olacaktır. Onun için bu gün biz de yazımızda bu konuyu ele alacağız.
Kur’anın haberine göre, Allah’ın emri ile İsrafil (a.s.) sura birinci defa üfürdüğü zaman, surun sesini bütün canlılar duyacak, vasiyet etmeye ve evlerine gitmeye fırsat bulamadan oldukları yerde düşüp öleceklerdir. Sadece Allah’ın o anda ölmesini istemediği; dört büyük melekler, huriler, Rıdvan melekleri, cennetin hazinedarı Malik ve cehennem bekçileri olan Zebaniler kalacak ve onlar da daha sonra öleceklerdir.
Bu ölümle başlayıp, kıyametin kopması, ölülerin tekrar diriltilmesi, mahşerde hesaba çekilerek, dünyadaki iyi veya kötü amellerine göre cennete veya cehenneme gönderilmesi ile devam eden ve AHİRET veya ÖBÜR DÜNYA denilen ebedi hayat başlayacaktır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde; “ İnsan ölünce kıyameti kopmuştur” buyurmaktadır. Ölen insan yıkanır, kefenlenir, tabuta konur, musallada cenaze namazı kılınır, sonra mezra konularak üzeri toprakla örtülür. Bu insan için artık kabir hayatı başlamıştır. Kabirde insana sual melekleri tarafından sual sorulup cevap alındıktan sonra, hadiste bildirildiğine göre kabir, ameli salih sahibi iyi kullar için cennet bahçelerinden bir bahçe, Salih ameli olmayan kötü kişiler için de cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.
Günümüz insanları bir malı veresiye, kartla veya taksitle alırken, malın pahalı olup olmadığına fazla bakmazlar. Bu gün müslümanlar da, her halde işlenen günahların hesabı öbür dünyada görüleceği ve cezasının da ahirette verileceği için, kötülük yapmamaya, günah işlememeye, hakka hukuka riayet etmeye fazla önem vermez olmuşlardır.
Zamanımızda dinden taviz verilerek, dünyada mutluluk yolları aranır olmuştur. Bunun için kişiler, helala harama, hakka hukuka, günaha sevaba dikkat etmemektedirler. Maalesef İslami olmayan, “Ben tok olayımda isterse insanlar acından ölsün, ben mutlu olayımda isterse başkaları sürünsün” felsefesiyle yaşayanlar toplumda çoğalmıştır. Bütün bu ve benzeri hallerin sebebi de, hep ahiret inancının zayıflaması ve insanların dünyevileşmesindendir.
İnancımızda dünyayı ahrete veya ahreti dünyaya tercih etmek yoktur. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahret için çalışmak esastır. Buna rağmen zamanımızda, bedeni ve dünyayı tercih edenler çoğalmış, inançlar zayıflamış, hatta beden için ruhtan, dünya için ahiretten taviz verilir hale gelinmiştir. Mehmet Akif merhumun; “ Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden, dinde gitti dünyada gitti elimizden” sözlerinde ifade ettiği gibi maalesef insanlar bu gün, dünya için dini kurallardan şuursuzca taviz verir hale gelmiştir.
Evet, ahiret kavramı lügatte, “ sonra olan, son” gün anlamlarına gelir. İnsanın ölümü ile başlayan sonsuz hayata da “ahiret” veya “öbür dünya” denir. Ahirete iman, amentü ile özlü olarak ifade edilen “imanın altı şartından” birisidir. İmanın şartlarından birisine inanmayanın kafir olacağı, nisa suresinin 136. Ayetinde; “ Kim Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini ve kıyamet gününü (ahiret gününü) inkar ederse, o tam manasıyla sapıtmıştır, dalalettedir” ifadeleri ile bildirilmiştir.
Dünyanın sonunun geleceği ve kıyametin kopacağı, inanılması gereken bir gerçektir. Fakat kıyametin ne zaman kopacağı bilinmemektedir. Dünyanın sonunun ne zaman geleceğini, ancak Allah bilir. Nitekim meşhur Cibril hadisinde, Cebrail (a.s.), Peygamberimize “Kıyamet ne zaman kopacaktır” diye sorunca, Efendimiz, onu kendisinin de bilmediğini, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah’ın bileceğini söylemiştir.
Kerim kitabımızın “hac” suresinin ilk iki ayetinde kıyamet şöyle anlatılmıştır: “Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Çünkü kıyamet gününün sarsıntısı müthiş bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden vazgeçer, her gebe kadın çocuğunu düşürür, insanları da sarhoş bir halde görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir, fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”
Ahiretin ve kıyametin dehşetini anlatmak üzere, Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde mealen; “ Ahirette olacaklardan sizin bildiklerinizi eğer hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız” buyurmuştur. (Berika)
O halde, ahirete imanı olan insanlar, ölümü ve ölümden sonraki ahiret hayatını bir an olsun unutmayarak hazırlıklı olmalıdır. Allah’ın huzurunda hesaba çekilmeden, dünyadayken ahiret hayatına hazır olup olmadığı konusunda kendisini hesaba çekmelidir. Bu konuda Allah’ın, “ Ey iman edenler! Allah’tan, O’na layık bir şekilde korkun. Ancak Müslüman olarak can verin” (3/102) ve Peygamber Efendimizin de; “ Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekin” emirleri kesinlikle unutulmamalı ve ihmal edilmemelidir.
Dünyanın sonu ve o arada insanların hali, Zilzal suresinde şöyle anlatılır; “ Yer o şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı zaman, yer içindeki ağırlıklarını çıkardığı vakit, insan bu arza ne oluyor dediği zaman, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle, bütün haberlerini anlatır. O insanlar, amellerini görmeleri ( ve karşılığını almaları) için darmadağınık guruplar halinde geri dönüp gelirler. Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, her kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”
Yukarıda da ifade edildiği gibi, dünyanın sonu gelince, Yüce Allah İsrafil’e emredecek, O’da dünyanın sonunu ilan etmek için elinde ki “SUR” denilen boruya üfleyecektir. İsrafil’in bu birinci kez üfürmesiyle, Allah’ın istediklerinden başka bütün canlılar ölecektir. Bu durum Kelam- ı Kadim’in zümer suresinin 68. ayetinde; “Birinci defa sura üflendiği zaman, (birde bakarsın ki) Allah’ın diledikleri müstesna gökte ve yerde olanların hepsi, yere baygın serilerek ölmüştür. Sonra boruya bir daha üflenince görürsün ki, (bütün ölüler dirilerek) ayağa kalkmış bakınıyorlar.” şeklinde ifade edilmiştir, Yaratan tarafından. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde; “ İnsanlar yeniden dirilirken, ilk defa benim ruhum bedenime iade edilecek ve ilk defa ben kalkıp mezarımın başında dikileceğim” buyurmaktadır.
Bir defasında Peygamber Efendimiz sahabeleri ile sohbet ederken; “ İsrafil (a.s.) suru eline almış ne zaman emir verilecekte öttüreceğim diye beklerken, ben dünya hayatından nasıl zevk alabilirim” demiştir. Şefkat peygamberi dinleyenlerin, sözlerinden etkilenerek, hüzünlendiklerini görünce, bir ümit kapısı açarak şöyle buyurmuştur; “ Allah bize yeter. O, ne güzel bir vekildir, biz yalnız Allah’a dayanır ve O’na güveniriz deyiniz.”(Tirmizi)
“SUR”un ne olduğunu merek eden bedevilerden birisi Peygamberimize gelerek; “ Ya Rasulellah, -SUR- nedir?” diye sordu. Rahmet Peygamberi de; “ İçine üflenince ses veren, boynuz gibi kıvrımlı bir borudur” diye cevap verdi.(Tirmizi ve Ebu Davut) Tabiidir ki, ahirete ait şeylerin dünyadaki benzerleri ile tarif edilmesi, ancak bir benzetmedir,”SUR” un mahiyetini ancak rabbimiz hakkıyla bilir. Sura üflendiği zaman, onun çıkardığı sesi Allah’ın izniyle yerde, göklerde, ikisi arasında ve kainatta bulunan her canlı duyacak ve duyduğu yerde hemen ölecektir. Hatta Peygamberimiz bu sesi ilk defa develerine yalak hazırlayan bir çobanın duyacağını ve hemen olduğu yerde öleceğini haber vermiştir.
Kur’an-ı Kerimin daha ilk nazil olmaya başlandığı ve Allah Resulünün İslam’ı insanlara tebliğ etmeye ilk başladığı günlerden itibaren müşrikler, bazı İlahi haberlere itiraz etmiş ve inanmak istememişlerdir. Bu konuların başında da kıyametin kopması, ahret günü, öldükte sonra yenide dirilme ve hesap verme gibi hususlar gelmektedir. Bu konulara Kur’an da, çeşitli vesilelerle defalarca açıklık getirilmiş ve tafsilat verilmiştir. Nitekim Yasin suresinin 48-54. ayetlerinde bu konuda şu tafsilatlar vardır.
“Onlar; eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir (kıyamet ne zaman kopacaktır) derler. Onlar, birbirleriyle çekişip dururken, kendilerini ansızın yakalayacak olan, korkunç bir sesi bekliyorlar. İşte o anda onlar, ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. Nihayet sura üflenecek, birde bakarsın ki onlar, kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. İşte o zaman; Ey vah! Ey vah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu Rahmanın vaat ettiğidir, Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler Olan sadece müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz, siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.”
(SÜRECEK)
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
18°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@